aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2011 Cumartesi

Tek ve Gerçek Sevgili



İnsan o tek ve gerçek Sevgili'ye aşkla bağlanmak için dünyaya gelir. O tutkulu aşkı içinde hissetmek, O'na deli aşık olmak için gelir.

İnanan insan yılda tek bir günü değil, her gününü Sevgili'sine adar. Mutluluk ancak O'nun aşkıyla olur, bunun dışında kalpler tatmin olmaz; kurtuluş yolu bulunmaz. İnsan yüzlerce yol dener ancak başka türlü mutlu olamaz. Yaşaması gereken, bu samimi ve gerçek aşktır.

Her an O'nun aşkıyla yanmak, insana şevk ve canlılık verir. Bu ruhla yaşayan, O’na teslimiyeti derinden hisseden insan için tedirgin olacağı, rahatsızlık duyacağı bir şey yoktur. İnsan ancak O'nun aşkıyla huzur bulabilir, rahat olabilir.

Aşkıyla yanan kullarına O'ndan güzellik geçer; bu gerçek güzelliktir. Güzel insanlar diğer insanların yakınlık duymasına ve onları örnek almalarına vesile olur.

O her olayı inananlar için hayırla yaratır. Bunu bilmek, O’na duyulan sevginin nedenlerinden biridir.

O'na yönelip dua edildiğinde icabet edecek olması, O'nu sevmek için önemli bir sebeptir. O, sıkıntı ve ihtiyaç içinde olan herkesin duasına icabet ettiğini buyurur. Zorluk anlarında insanların yanlarında buldukları en yakın dost O'dur.

Her insan, bir hiçken O'nun rahmeti sayesinde var olmuştur. Tüm insanları bu dünyada barındıran, zevk ve ihtiyaçlarına uygun çeşit çeşit yiyecekler yaratan O'dur. O'nun, insanlar üzerindeki nimetlerini, her şeye güç yetiren olduğunu ve her şeyi en güzel şekliyle yarattığını düşünmek, O'na olan sevgiyi arttırır.

O sonsuz ilim sahibine duyulan sevgi, yarattığı mucizeler karşısında inananların şevk ve heyecanını arttırır. Bu, insan ruhunun ihtiyacı olan besindir, ruh ve iman bu döngü sayesinde sürekli beslenir.

O, her şeyden müstağnidir; hatasızdır. Ama insan hata yapar. O Sevgili bağışlayıcıdır; tevbeleri kabul eder ve insana kurtuluş imkanı sağlar. Bu da O'na duyulan sevginin çok önemli nedenlerinden biridir.

İnsan, kendisine küçük bir ikramda bulunan ya da iyilik yapan kişiye teşekkür eder, sevgi duyar. Hastalandığında yardımcı olan kişiye sevgisi artar ve duyduğu minnetle onu mutlu etmeye çalışır, üzmekten şiddetle kaçınır. Oysa onlara bu davranışları nasip eden de yine O'dur. Gerçekte sevgi duyulması ve teşekkür edilmesi gereken varlık, o tek Sevgili'dir. Bizi sevindirir, yedirir içirir, sağlık verir, zevk alacağımız güzellikleri yaratır; insanları vesile kılar.

O Sevgili, merhamet edenlerin en merhametlisidir. Tek dostumuzdur, ‘karanlıklardan aydınlığa’ çıkarır. Sevgimizin temelinde de bu yakınlık olmalıdır.

O'nun sevgisini bilmeyenler birbirlerine de samimi sevgi gösteremezler. Kendilerini zorlayarak insanların sevgisini kazanmaya çalışırlar. Sadece insanların hoşnutluğunu aramaları ve insanların rızasını kaybetme korkuları yüzünden bu kişiler, hayatları boyunca samimiyeti ve imanı yaşayamazlar.

O’na yakın olduğumuz zaman, güzel sıfatları da üzerimizde tecelli eder. “Ben şunu yaparsam hoşuna gider, beni sever “ diye düşünerek yaptığımız davranışlar, salih amel olur, O’na daha da yakınlaştırır.

O'nun nimetleri genelleme yapılarak bile sayılamaz. Diğer sevgililer gibi bugün değil, her gün, her dakika, her saniye hediyelerini cömertce bahşeder. Bu paha biçilemez hediyeleri, hayranlığımızın ve şükrümüzün ifadesi olarak yine O'nun yolunda kullanmalıyız.

İnsanların öncelikle ruhlarındaki ölüyü diriltmeleri gereklidir. Asıl önemli konu, gerçek aşkın insanı sarmasıdır. Gerçek Sevgili'ye aşkını içinde hisseden, dünyanın tüm güzelliklerine kavuşur. Kalbini O’na tam olarak teslim eden insan, artık O'nun yönetimindedir. O'na aşık olan, yaşadığı aşkın güzelliğini ve derin mutluluğunu sürekli içinde hisseder.


Sonsuza kadar O'nun aşkıyla yanmak, sonsuza kadar aynı şiddetli aşkı yaşamak muhteşem güzel bir duygudur. Milyarlarca yıl da geçse, O'nu aynı muhabbetle sevmeye devam etmek...


O, sevginin asıl muhatabı iken O'ndan uzak yaşayan insanlar, gerçek sevgi ve dostluktan da yoksundurlar. Şirk içinde yaşadıkları kısa süreli ve geçici sevgiler, gerçek sevgi değildir; onlara mutsuzluk ve karamsarlık verir. Hayatta gerçek anlamda bir sevdikleri olmadığından sürekli yakınırlar. Oysa ‘tek ve gerçek Sevgili' Allah, onlara şahdamarlarından daha yakındır. “Bir bilselerdi…”

17 Nisan 2010 Cumartesi

Evlilik "Müessese" midir?



Günümüz toplumunda, Allah’ın tavsiye ettiği ahlak özelliklerinin pek çoğu evlenilecek kişilerde aranan özellikler arasında yer almaz. Kadın ya da erkeğin Allah’a iman etmesi, O’nun rızasını kazanmak için çalışması, Yüce Allah’ın sınırlarını korumaya çalışıyor olması aranan önemli öncelikler arasında bulunmaz. Hatta bu özellikler pek çok insanın aklına dahi gelmez.


Evliliğe ‘müessese’ adı verilmesi yaşadığımız toplumda evliliğe nasıl bakıldığını gösterir ve bu bakış açısına sahip insanların evliliklerinin de ne derece sağlıklı olacağı açıktır. Evlenmeye karar veren kişilerin, henüz evliliğin başlangıcında birbirlerine güvenmiyor olması korkunç bir durumdur. Günümüzde, evlenecek çift gidip önce noterde evlilik sözleşmesi imzalamakta, daha evlenmeden boşanma şartları konuşulmaktadır.


Temeli Allah sevgisine değil, karşılıklı çıkar ilişkilerine dayanan bu birliktelikler, zamanla hem kadın hem de erkek için azaba dönüşmektedir. Artık dayanamayacak duruma gelen kadın, ailesine ya da yakınlarına evliliğine ilişkin şikayetlerini dile getirdiğinde ise, “herkesin evliliği az çok böyle” sözleriyle karşılaşmakta ve getirilmeye çalışılan çözümler de her zaman Kuran dışı olmaktadır.


İnanan insanlar evleneceği kişiye güven duymak ister. Ancak güven duyabilmek için o kişide Allah korkusu olması gerekir. Kişinin Allah’ı sevmesi, derin imana sahip olması lazımdır. Allah’tan korkmayan birine insan nasıl güvenebilir? Allah’ın gücünü fark edemeyecek kadar zayıf akılda bir insan düşünelim, böyle bir insandan eşi ne bekler?..


Güven duymak heyecan verici bir şeydir. Bir insana ölümüne güvenmek ve –Allah’ın izniyle- sonsuza kadar beraber olacağına ümit bağlamak. Ve asla vefasızlık, yapmayacağına inanmak, bir mümin için dünyanın en büyük nimetlerinden biridir. İşte insanların elinden alınan duygu budur ve bu çok büyük bir nimetin kaybıdır. Güven ve doğruluk yok olunca, geriye de zaten bir şey kalmamıştır. Bir eş yalan söylemiyorsa, güvenilirse, Allah’tan çok korkuyorsa; akıllıdır ve karşısındaki insanı adeta büyüler. İnsanın bütün benliğini kaplayan, ruhunu kaplayan bir güçtür bu. Eşinin her sözü güzel sözdür ve hoşuna gider, içini açar.


İnsan Allah’a yakın olduğu zaman O’nun sıfatları üzerinde tecelli eder. Kadın ya da erkek, eğer eşinde Allah’ın tecellisi olan aklı ve güzel ahlakı görür, ruhu onunla tatmin bulursa, her türlü çileye, her türlü zorluğa göğüs gerer, mutluluğu yaşar. İşte bu gerçek aşktır, Allah aşkının yansımasıdır. Bu aşkı samimi yaşayan insan, ölümü de, acıyı da, her şeyi kabul eder.


Günümüz evli eşleri çoğunlukla birbirine güvenmeyen ve dost olamayan kişilerdir. Sık sık yalana başvururlar, kadın her an aldatılma ya da terk edilme korkusu içinde yaşar, erkek de çıkarları nedeniyle karısının kendisini maddi olarak değerlendirdiğini düşünür. Her ikisi de ruhlarına saygı duyulmadığından emindir.


İnsanın gerçek anlamda mutlu olabilmesi için güvendiği, sevdiği ve yalan söylemeyen, Allah’tan korkan, samimi insanlara ihtiyacı vardır.Gerçek sevgide, insan maddi hiçbir beklenti içinde olmaz. Allah rızası için sevmek ise, gerçek aşktan, Allah aşkından kaynak bulduğundan bambaşkadır. Çoğu insan tutkunun ve aşkın taklidini yapmaktadır. “Çok seviyorum, aşığım” diyen kadın, örneğin işi ya da parası olmasa birlikteliğine devam eder mi? Çoğu evliliğin maddi yokluklar nedeniyle bittiğine şahit olmaktayız. Ya da çok sevdiği karısını yaşlandığı ve çirkinleştiği için terk eden erkeklere..Demek ki yaşananın gerçek aşkla ilgisi yoktur.


Kuran’da, “Kötü kadınlar, kötü erkeklere; kötü erkekler, kötü kadınlara; iyi ve temiz erkekler, iyi ve temiz kadınlara (yaraşır). Bunlar, onların demekte olduklarından uzaktırlar. Bunlar için bir bağışlanma ve kerim (üstün) bir rızık vardır.” (Nur Suresi, 26) ayetiyle bildirildiği üzere, müşrik erkekler müşrik kadınlara, münafık erkekler münafık kadınlara, mümin kadınlar da mümin erkeklere uygundur. Münafık ya da müşrik kadın ve erkeklerin ruhları zaten kapkaranlıktır. İki karanlık birleşerek daha siyah, simsiyah bir karanlık meydana getirirler.


Oysa müminlerde çok şiddetli bir muhabbet vardır. Derin bir zevkle ve tutkuyla örülü bir yaşamları vardır. Ancak çoğu insan tutkuyu taklit eder. Çok sevdiğini söylediği halde birbirine hakaret eden, saldıran, aşağılayan, üzen; maddi ve nefsani çıkarıyla çatıştığında anında sırtını dönen kişilerin yaşadığının adı tutku değildir. İman etmeyen kişi gerçek aşkı-hak dinlerden gelen tutku kavramını- duymuştur; bilinç altında onu arar, ancak bulamaz. Mümin ise bunu bilinçaltında bilir ve en önemlisi yaşar, Yüce Allah ona yaşatır. Çünkü bu özel duyguyu ve özel sistemi Allah mümin için yaratmaktadır.


Örneğin bir genç kızın yaşadığını söylediği tutku, sevdiği gencin hastalanması, elinin yüzünün şeklinin değişmesiyle, bir anda yok olup gider. Bunun anlamı, o genç kızın sahte, çok kötü bir tutku taklidinin içerisine girmiş, ona özenmiş ve gerçek tutkuyu bilmiyor olması demektir. Oysa insan gerçekten tutku ile seviyorsa, sevdiği insanın eli yüzü yansa, kolunu bacağını kaybetse onu daha fazla sever ve ona daha derin bir şefkat duyar. Çünkü onun cennetteki gerçek yüzünün ne kadar mükemmel olacağını ve sonsuza dek kendisi ile yaşayacağını bilir.


Sahte sevgilerin süresi on-onbeş yıl, bazen daha da kısadır, ama gerçek tutku sonsuza kadardır. Çünkü kalbi Allah sevgisiyle dolu olan insan, eşini de Allah’ın tecellisi olarak sever, sonsuza kadar Allah’ın tecelli edeceğini umut eder. O nedenle derin bir sevgi ile sevip, eşine sonsuza kadar beraber olma isteği ile bağlanır; bu sarsılmaz bir sevgidir.


Müminler eşlerini Allah’ın tecellisi olarak severler. Ve mümin erkeğin bütün amacı Allah’ın verdiği o emaneti, koruyup kollamak ve onu dünya şartlarında en iyi şekilde yaşatmaya çalışmaktır. Müminler Allah’ın verdiği o güzel derinlik hissini yaşamak, Allah’a birlikte güzel kulluk edebilmek ve Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için evlenirler.


Onda ’sükun bulup durulmanız’ için, size kendi nefislerinizden eşler yaratması ve aranızda bir sevgi ve merhamet kılması da, O’nun ayetlerindendir. Şüphesiz bunda, düşünebilen bir kavim için gerçekten ayetler vardır. (Rum Suresi, 21)


23 Mart 2010 Salı

Sonsuza Kadar Allah Aşkı


Mümin dünyaya Allah’a aşkla bağlanmak için gelir. Yalnızca O’na kul olmak, O’na şevkle ibadet etmek, içinde tutkulu aşkı hissetmek, Rabb’ine deli aşık olmak için gelir.


Mutluluk Allah sevgisiyle, Allah aşkıyla olur, bunun dışında kalpler tatmin olmaz, kurtuluş gerçekleşmez. İnsan yüzlerce yol dener ancak başka türlü mutlu olamaz. Yaşaması gereken, samimi Allah sevgisi ve gerçek Kuran ahlakıdır. Aşık sevdiğini gücendirmekten, onun sevgisinin yok olmasından çok çekinir. Allah’a aşkla bağlı insan, bundan daha şiddetle içi titreyerek Allah korkusunu yaşar. Allah’ın hoşnutluğundan mahrum kalmaktan korkar... Allah’tan gücü yettiğince korkan insan, O’nun buyruklarına uyma konusunda çok daha dikkatli olur; en çok Rabb’ini sever ve en çok O’na saygı duyar.


Her an Allah aşkıyla yanmak, insana bir enerji ve canlılık verir. Bu ruhla yaşayan, Allah’a derin bir teslimiyeti ve Allah korkusunu derinden hisseden, Kur’an’a tam tabî olan mümin için tedirgin olacağı, rahatsızlık duyacağı bir şey yoktur. İnsan ancak Allah aşkıyla huzur bulabilir, tevekkül edip rahat olabilir.


Samimi mümin, Allah’ın vereceği her şeye razıdır. Her türlü sonuca razı olarak Allah’a teslim olur. Allah’ın razı olması için, o da Allah’tan razı olur. Allah ne musibet verirse versin, aşkla sever Allah’ı, ne yaşarsa yaşasın aşkı devam eder.


“Rableri Katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allah, onlardan razı olmuştur, kendileri de O'ndan razı (hoşnut, memnun) kalmışlardır. İşte bu, Rabbinden 'içi titreyerek korku duyan kimse' içindir.” (Beyyine Suresi, 8)
Bediüzzaman Allah aşkını şu sözlerle dile getirir: “Aşk, şiddetli bir muhabbettir. Fâni sevgililere yönelik olduğu vakit, ya o aşk kendi sahibini daimî bir azap ve elemde bırakır. Veyahut o mecazî sevgili, o şiddetli muhabbetin fiyatına değmediği için, kalıcı bir sevgili arattırır; geçici sevgiliye değil, Allah’a olan aşka dönüşür.”


Allah’a derin aşkla bağlı mümini Rabb’ine kavuşturacak olan, ölümdür. Ölüm, dünya metaına olan hırsı ortadan kaldıran kesin delildir ve mümin için cennete açılan bir kapıdır. Nefsi müthiş terbiye eden, ahlakı güzelleştiren en önemli sebeplerin başında gelir. Ölüm korkusu, cehennem korkusu insanları çok etkiler. Bu korkular, insanların daha merhametli, şefkatli, daha akılcı, daha sevecen, daha ince düşünceli olmalarını sağlar. Ve güzel ahlakın kökenini oluşturur. Bu nedenle ölüm, mümin için cennete vesile olma, Rabb’ine kavuşma yönünde bir nimet anlamındadır.


Ölümle her şeyin biteceğini, yok olacağını düşünmek korkunç bir şeydir. Oysa sonsuza kadar Allah aşkıyla yanmak, sonsuza kadar aynı şiddetli aşkla yaşamak muhteşem güzel bir duygudur. Milyarlarca yıl da geçse, Allah’ı aynı muhabbetle sevmeye devam etmek... Dileyelim Allah bu aşkı bizlere katıksızca yaşatsın; tükenmesi olmasın…