deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deprem etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ocak 2011 Çarşamba

Allah Neden Zarar Verici Şeyler Yaratır?

Her şey kendince yolunda giderken beklenmedik bir hastalık, ani bir ölüm, bir yangın ya da deprem, trafik kazası, canlardan mallardan kayıp ve tümünün ardından gelen korkular...

Dünya hayatına yönelmiş, ahiretten gaflette yaşayan kişiler, kuşkusuz tüm bunlar karşısında endişeye ve ümitsizliğe kapılır; strese girerler. Her insan yaşamı boyunca bu olaylardan en az biriyle karşılaşabilir. Dahası bu olay insanın hiç ummadığı bir anda gerçekleşebilir. Örneğin bir gece uyuduğu sırada çalan telefonu açtığında çok sevdiği bir yakınının ölüm haberini alabilir. Sapasağlamken ani bir trafik kazası sonucu bir organını yitirebilir. Ya da bir akşam okulundan dönmesini beklediği çocuğunun kaybolduğunu öğrenebilir.

Bu tarz olaylar karşısında akla şöyle bir soru gelebilir: Kullarına karşı bu kadar merhametli olan Allah’ın, böyle zorlu olaylar yaratmasındaki hikmet nedir?

Kuşkusuz en önemli sebeplerden biri insanın dünya hayatında zorluk ve sıkıntıyla eğitilmesidir. Hastalık insana Rabb’inin üstün gücü karşısındaki aczini hatırlatır. İnsan, yakalandığı hastalığın bedeninde meydana getirdiği zayıflığa engel olamadığında, aczini ve Allah'ın yardımına ne denli muhtaç olduğunu daha iyi kavrar. İnsan böylece ani bir hastalık durumunda, sağlıklı olmanın büyük bir nimet olduğunun bilincine varır.

Ya da kaybettiği değerli bir eşyasını bulduğunda, insan, verilen nimetlerin önemini daha iyi takdir eder. Allah, yarattığı kusursuz imtihan mekanı olan dünyada, kullarını hem zorluk hem de kolaylıkla imtihan eder.

İmtihan anında ise iman eden ve etmeyen insanlar birbirinden ayrılır. Zorluk yaşayan kişi samimi iman sahibiyse imtihanında Rabb'ini görür; sıkıntı duymaz. Sabreder, tevekkül eder. Sıkıntısını giderecek olan Allah'tır; bunun bilincinde O'ndan yardım diler, içten dua eder. Bu, iman sahibinin eğitim sürecidir. Böylece Rabb'ine daha yakınlaşır; çileyle incelir, imanı derinleşir.
Allah’tan uzak yaşayan kişilerin ruh hali ise tamamen farklıdır. Allah, inkarcıların haktan bile bile yüz çevirmeleri nedeniyle üzerlerinde Darr ismini tecelli ettirir. Allah merhamet edenlerin en merhametlisidir ve dünya hayatındaki eksiklikleri göstererek, onları ahiretteki sonsuz azaba karşı uyarıp korkutur. Ve çabaları "çelişkili, parça parça ve darmadağınık" (Leyl Suresi, 4)olan bu kimseleri sonsuz cennet için çaba harcamaya çağırır.

Ancak kulları üzerindeki rahmetini ve zorlukları yaratmasındaki hikmetleri takdir edemeyen kişiler için Allah’ın azabı haktır. Allah'ın, “Darr” sıfatı asıl olarak cehennemde tecelli edecektir. Dünyada kendilerini isyana sevk eden, strese sokan şeyler cehennemdeki acılarla kıyaslandığında çok hafiftir; çünkü dünyadaki zorlukların tümü geçicidir. Hatta üzerinden zaman geçtiğinde bir başkasının başından geçmiş gibi hatırlanır. Ancak cehennem bitmeyen, sürekli yenilenen bir azaptır.

İçerisinde ne ölünür ne de diri kalınır; ölüm gelir ancak ölünmez. İnkarcılar, cehennem bekçilerine “Rabbiniz’e söyleyin, bizi buradan çıkarsın” diye yalvarırlar. Azaptan bir gün olsun hafifletilmesini isterler. Azapları yaşarken bir yandan da cennet halkının nimet ve güzellikler içindeki yaşamlarını izlerler. Kendilerine bir yardımcı bulamazlar, kınanmış ve alçaltılmışlar olarak gerçek zorluğu ve acıyı tadarlar.

Bu kişilerin birçoğu “Gökleri ve yeri kim yarattı?” sorusuna “Allah” cevabını verenlerdir. Ayetin devamında ise şöyle buyurur Allah: “Şu halde nasıl oluyor da çevriliyorlar? (Ankebut Suresi, 61)

Allah'ın dosdoğru yoluna çağrılmalarına ve cehennem ile uyarılmalarına rağmen bu kimseler, Allah'tan ve ayetlerinden yüz çevirmişlerdir.

İnanan insan asla başka ilahlar edinmez ve şöyle der; "Rahman (olan Allah), bana bir zarar dileyecek olsa, ne onların şefaati bana bir şeyle yarar sağlar, ne de onlar beni kurtarabilirler.” (Yasin Suresi, 23)

Şu halde nefsimize zulmetmeyelim. Yaşadığımız musibeti kaldıracak tek güç olan Allah'a sığınalım. Zorluk anları, Allah'a sevgimizi kanıtlayacağımız zamanlardır: ne kadar zorluk isabet ederse, Allah’a o kadar yakınlaşacağımızı unutmayalım.

“Allah’tan başka, sana yararı da, zararı da olmayan(ilahlar)a tapma. Eğer sen (bunun aksini) yapacak olursan, bu durumda gerçekten zulmedenlerden olursun” (diye emrolundum.) Allah sana bir zarar dokunduracak olsa, O’ndan başka bunu senden kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır isterse, O’nun bol fazlını geri çevirecek de yoktur. Kullarından dilediğine bundan isabet ettirir. O, bağışlayandır, esirgeyendir. (Yunus Suresi, 106-107)

13 Mart 2010 Cumartesi

Acizliğimizi Kavramaktaki Aczimiz


Yüce Allah, insanı üstün özelliklerle ve kusursuz sistemlerle yaratmış, ancak “…insan zayıf olarak yaratılmıştır. (Nisa Suresi, 28) ayetiyle Kur’an- Kerim’de haber verildiği üzere ona acizliğini hatırlatacak birçok eksiklik vermiştir. Rabbimiz dileseydi, insanı eksiksiz olarak da yaratabilirdi. Ancak bu acizliklerin yaratılması da bir hikmet üzeredir ve Allah’ın merhametinin göstergesidir. Çünkü acizlikler dünya hayatındaki imtihanın bir gereğidir ve insana Rabb’imizi hatırlatır.

İnsan ne kadar aciz olursa imtihanı o kadar mükemmel ve güzel olur, insanı Allah’a o kadar yaklaştırır. Örneğin Rabbimiz dileseydi insanları da çiçek gibi güzel kokacak şekilde ya da sabah yüzünü yıkamasına gerek kalmayacak kadar temiz yaratabilirdi. Ancak insan temizlenip bakım yapmadığında, kirli, kötü bir görünüme ve kokuya sahip olmaktadır.

İnsan ne doğacağı ne de öleceği zamanı ve yeri belirleyemez. Yaşadığı sürece başına gelebilecek hiçbir olay konusunda da bir bilgisi yoktur. Hiç ummadığı bir anda tüm hayatını değiştirebilecek olaylar yaşayabilir ve hiçbirini kontrol edemez. Yalnızca tedbir alabilir, ancak aldığı tedbirler de onu koruyamayabilir.

Her an insan bir virüs bedenine girip onu yatağa düşürebilir, hatta ölümüne sebep olabilir. Hastalıklar da insana acizliğini ve Rabb’imize muhtaç olduğunu hatırlatır. Mikroskobik bir virüsün kendi bedeni üzerinde meydana getirdiği zayıflığa engel olamayan insan, böyle anlarda Yüce Allah karşısındaki acizliğini hatırlar ve tek şifa verecek olan Şafi Allah'a yönelir, O’na sığınır.

Bu konuya Bediüzzaman Said Nursi şu sözleriyle dikkat çeker: “Hem hastalık, insandaki acizliğini zayıflığını hatırlatır. O acizliğin lisanıyla ve zayıflığın diliyle haliyle ve sözleriyle bir dua ettirir. Cenab-ı Hak, insana hadsiz bir acz ve nihayetsiz bir za’f vermiş. Ta ki daimi bir surette ilahi dergâha sığınıp istesin etsin, dua etsin.” …


Diğer yandan, yaşadığımız dünya içeriden ve dışarıdan da yüzlerce tehlikeyle doludur. Göktaşları, karadelikler, kuyruklu yıldızlar dıştaki tehlikelerden yalnızca bir kısmıdır. Güçlü çekim alanlarıyla, çevrelerinde bulunan herşeyi yutan karadelikler, kendilerinden çok büyük yıldızları, hatta galaksileri dahi kendilerine çekebilirler. Dünya da bu sonsuz boşluk içinde, her an bir karadeliğin etki alanına girebilir. Uzayda büyük çarpışmalar ve dev patlamalar olmakta, dünyadan milyonlarca ışık yılı uzakta gerçekleştiğinden insan bu olayları kendisinden uzak görmektedir.


Dahası, dünyanın derinliklerinde binlerce derece sıcaklıkta magma tabakası ve ayrıca dünyayı dıştan kuşatan atmosfer vardır. Atmosfer koruyucu bir tabakadır, ancak son derece kuvvetli ve yıkıcı etkileri olan şiddetli rüzgârlar, fırtınalar ve tayfunlar burada gerçekleşir.

Dünyada sık sık mal ve can kaybıyla sonuçlanan doğal afetler gerçekleşir. Depremler, yanardağ patlamaları, seller, yangınlar kısa bir süre içinde canlıları yok edebilir ve büyük hasarlara yol açarlar.

İnsan, hiç beklemediği bir anda bu tehlikelerden biriyle karşılaşabilir, övündüğü ve gurur duyduğu fiziksel bir özelliğini ya da mallarını yitirebilir. Kişinin, hiçbir şey kontrolünde değilken, gökten yere her işi evirip çeviren Rabbimiz karşısında acizliği nedeniyle boyun eğmeyip, büyüklenmesinin akılsızca bir davranış olacağı çok açıktır.


O ülkeler halkı, geceleri uyurken, onlara zorlu azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler? Ya da o ülkeler halkı, kuşluk vakti eğlenceye dalmışken, onlara zorlu-azabımızın gelmeyeceğinden güvende miydiler? (Veya) Onlar, Allah'ın tuzağından güvende mi idiler? Allah'ın bir tuzak kurmasından, hüsrana uğrayan bir topluluktan başkası (akılsızca) güvende olmaz. (A’raf Suresi, 97-98-99)


Yüce Allah her olayı sebep-sonuç ilişkisi içinde yaratmıştır ve bu yüzden bütün doğa olaylarının bilimsel birer açıklaması vardır. Üstün güç sahibi Allah, tüm bu olayları sebepsiz olarak da kolayca yaratabilirdi, ancak bilimsel sebepler, yaşanan olaylara mantıklı bir açıklama getirir. Bu nedenle pek çok insan bu olayları Yüce Allah’a değil, sebeplere bağlar. Oysa Rabbimiz bu olayları sebep kılarak, insanlara acizliklerini gösterir. Ve bütün bunlar aklını kullanabilenler için birer düşünme ve öğüt alma vesilesi olur. Yüce Allah Kur’an’da birçok ayette uyarılarda bulunur.


Yoksa gökte olanın üzerinize 'taş yağdıran (fırtınalı) bir rüzgar' göndermeyeceğinden emin misiniz? Siz o takdirde Benim uyarmam nasılmış bilip-öğreneceksiniz. (Mülk Suresi, 16-17)


Yüce Allah verdiği musibet ve belalarla insanlara ölümün yakınlığını gösterir, dünyada varoluşlarının nedenlerini ve amaçlarını hatırlatır. Rabb’imiz bu olaylarla aslında insanlara merhamet etmektedir. Çünkü zorluklar, hem onları yaşayan insan, hem de şahit olan kişiler için dünya hayatının geçiciliğini ve her an sona erebileceğini kavramaları içindir.

İnsan hiçbir bela ve musibeti kendisinden uzak görmemelidir. Bu felaketleri, zarar gören kişiler de bela gelmeden önce muhtemelen kendilerinden uzak görmekteydiler. Her insan dünyada yaşayacağı ortalama 60-70 yıl için, sonsuz hayatını feda etme yanılgısından kurtulmaya çalışmalıdır. Çünkü ‘o gün’ herkes Kahhar olan Allah'ın huzuruna çıkarılacaktır.

Sahip olunan bütün imkan ve özellikleri veren Allah’tır ve dilediği anda da hepsini geri alabilir. Yok olacak şeyler peşinde hırsla koşarak yaşanan dünya hayatının, ahiretteki sonsuz hayat yanında hiçbir değeri yoktur.

Bu konular üzerinde derin düşünen insan, dünyanın geçici ve eksikliklerle dolu bir mekan olduğunu ve Yüce Allah’a karşı aczini fark eder, acizliğinden kaynaklanan hataları için Allah’tan bağışlanma diler, tevbe eder. İnsanın kendi acizliğini kavrayabilmesi, Yaratıcı'sının üstünlüğünü ve gücünü gereği gibi takdir edebilmesine, O'na muhtaç olduğunu anlayabilmesine, dolayısıyla gerçek kurtuluşuna vesile olabilir.

Rabb’imiz insanlara sayılamayacak kadar fazla nimet verir. İnsan durmaksızın nefes alır, her organı mükemmel çalışır, kalbi vücuduna sürekli kan pompalar. Ve bunların hiçbirinin işleyişinde insanın bir rolü yoktur. Ancak insan yemek yemeden, su içmeden, uyumadan yaşayamaz. Bütün bu mucizevî sistemleri sonsuz güç sahibi Allah idare eder. Ancak çoğu kişi inatla yüz çevirerek şeytanın sisteminde yaşamaya devam eder.

Yüce Allah, “ Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle müminin üstün olduğunu bildirir. Mümin, Rabb’i karşısında aciz olduğunu kabul ettiği için üstündür.