dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dost etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

31 Mart 2011 Perşembe

Allah'a Sarılmak




“…Artık dosdoğru namazı kılın, zekatı verin ve Allah’a sarılın, sizin Mevlanız O’dur. İşte, ne güzel mevla ve ne güzel yardımcı. (Hac Suresi, 78)




Yüce Allah müminlere, Kendisine yakınlaştıracak vesileler aramaları karşılığında, hem dünyada kendilerine dost ve yardımcı olacağı, hem de sonsuz ahiret hayatında kurtuluşa ulaşacakları müjdesini verir.




Dinin özü ve temeli Yüce Allah’ı tek İlah olarak kabul etmek ve O’ndan başka hiçbir varlığa kulluk etmemek-tevhid-tir. Bazı insanlar ise Allah’a inandıklarını söyleseler de kendilerine başka ilahlar edinerek Allah’a ortak koşarlar. Bu insanların yanılgısı yalnızca Allah’a kulluk etme inancını kavrayamamaktır. Oysa Allah’ın tek İlah olduğuna iman etmek, Allah’ı birlemek çok önemlidir. "Sizin İlahınız tek bir İlahtır; O’ndan başka İlah yoktur; O, Rahman’dır, Rahim’dir (bağışlayan ve esirgeyendir)." (Bakara Suresi, 163)




İnsanların bir kısmı Allah’ın tekliği/birliğine inandıklarını söyleseler de, gizli şirk içindedirler ve günah içinde yaşadıklarının bilincinde değildirler. Bu kimseler, Allah’a şirk koşmanın, yalnızca putların ya da totemlerin önünde diz çöküp secde etmek olduğunu zannederler. Oysa önünde secde etmeden de bir varlığa kulluk etme, onu ilahlaştırma günahı işlenebilir. Yüce Allah’ın sıfatlarını, kendisine ya da bir başka varlığa atfetmesi kişinin şirk koşmasına sebep olur. Bu nedenle tüm işleri evirip-çevirenin, her olayı düzene koyanın, kontrolünde tutanın Allah olduğunun unutulmaması gereklidir. Örneğin hastalık yaşayıp ardından iyileşen kişi, kendisini iyileştirenin doktoru ya da kullandığı ilaç olduğunu düşünürse gizli şirke bulaşmış olur. Oysa hastalığını iyileştiren Şafi (Şifa veren) olan Allah’tır. Tedavisiyle ilgilenen doktor ve kullandığı ilaç kişinin iyileşmesinde yalnızca birer vesiledir. Şifayı veren yalnızca Allah’tır; O dilemedikçe en iyi doktor ve en yararlı olduğu düşünülen ilaçlar dahi şifa olamaz.




Diğer yandan, Allah’ı değil yalnızca insanları memnun edecek şekilde davranışlar sergileyen kişi de yine gaflet içinde ve Allah’a şirk koşuyor demektir. Oysa insanın yaşaması gereken katıksız bir imandır ve yapması gereken de yalnızca O’na yönelmek, O’na sarılmaktır.




Gerçek/katıksız iman, Allah’a koşulsuz ve tam bir teslimiyetle teslim olmak, O’nun buyruklarına kesin bir şekilde uymak, Allah’ın sınırları içinde yaşarken şeytanın sinsi tuzaklarına ve nefsinin bencil tutkularına boyun eğmeden, Kur’an ahlâkını yaşama konusunda her durumda kararlılık göstermektir. Allah’ın buyruklarını yerine getirme konusunda ödün vermemek, durumumuzu vakit kaybetmeden düzeltmeye çalışmak, imanımızı, Allah sevgimizi, Allah korkumuzu artırmak, Allah’a teslim olmak ve ahirete yönelerek yalnızca Allah’ın hoşnutluğu için yaşamaya başlamak en uygun, en doğru davranış olacaktır…Vakit varken…

11 Ocak 2011 Salı

Gerçek Dost

Her insan yaşamında ‘yakın bir dost’ arayışı içindedir. Mutlu anında da zor zamanlarında da yanında olacak, koruyup kollayacak, sorunlarının çözümünde destek olacak, hatalarını bağışlayacak, hastalığında ve yaşlılığında kendisini yalnız bırakmayacak sevgi dolu, sadık bir dosta ihtiyaç duyar.

İnanan insan için aradığı dost yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu gözeten ve Kur’an ahlakını yaşayan diğer müminlerdir. Allah’tan yüz çeviren kişiler ise kendileri gibi dünyevi çıkarlarını gözeten kişilerle dostluklar kurarlar. Müminler arasındaki güçlü dostluk ve iman etmeyen insanlar arasındaki dünyevi çıkarlara dayalı ilişkiler ise birbirinden tamamen farklıdır. Gerçek dostluk bir insanı yalnızca güzel ahlakı için sevebilmektir. Samimiyet üzerine kurulan dostluklar kalıcıdır.


Kuşkusuz her insanın ihtiyacı olan dostluk, büyük nimettir. Gerçek dost, insanın iyi ve kötü gününde yanındadır, kendi için istediğini arkadaşı için de ister, onun mutluluğunu en az kendisi için istediği kadar arzu eder. Bu dostlukta kıskançlık, haset ve rekabet gibi duygulara yer yoktur.
Gerçek dost samimidir; içiyle dışı birdir, kalbinde ne hissediyorsa dilindeki de aynıdır. Dürüst, açık ve nettir; düşüncelerini hiç saklamadan, kendisini olduğundan farklı göstermeye çalışmadan gerçek karakterini açıkça ortaya koyar. Kuran ahlakına göre insan samimiyeti derecesinde değerlidir, samimi olduğu için o kişiye güvenilir ve sevgi duyulur.


"Sizin dostunuz (veliniz), ancak Allah, O'nun elçisi, rüku' ediciler olarak namaz kılan ve zekatı veren mü'minlerdir." (Maide Suresi, 55)


Kuran ahlakını yaşama çabası içinde olmayan kimseler, gerçek bir yakın dostu asla bulamaz, yaşamları boyunca ararlar. Onlar ‘çok yalnızdırlar’, ‘bir tane dahi dostları yoktur’ ve ‘tüm arkadaşları iyi gün dostudur’!..


Bu kişilerin zenginlik, güzellik, saygınlık, makam gibi değerler üzerine kurdukları dostlukları hiçbir zaman uzun süreli olmaz. Çünkü bu değerlerde bir değişiklik olduğunda, dostluk da biter. Örneğin güzellik ya da zenginliğe dayalı dostluklar, kişilerden birinin bunları kaybetmesi durumunda gördüğü ilgi, yakınlık ve dolayısıyla dostluk da son bulur.


Dostu olduğunu söylediği insanı rakibi gibi gören haset kişiler, ancak zorunlu olduklarında başkalarına hatalarını söylerler. Çünkü başkalarının kendilerinden iyi durumda olmasını çekemezler ve “seni böyle, olduğun gibi seviyoruz" gibi sözlerle samimiyetsiz yaklaşımlarda bulunurlar. Çıkarlarını gözeterek yaşayan kimseler, kendileri de yaşamlarında birtakım kayıplara uğrar; güzelliklerini, gençliklerini, sağlıklarını, zenginliklerini yitirebilirler. Ancak gerçek dost zannettikleri kişilerin, yaşlılıklarında, muhtaç duruma geldiklerinde kendilerine değer vermediklerini görürler. Hatta iyi günlerinde yakınlık gösteren bu insanlar, tanımazlıktan gelecek kadar uzak davranırlar. Sorunları olduğunda danışacakları, yardım isteyecekleri hiç kimsenin olmadığını görürler. En iyi dostları olduğunu zannettikleri kişilerin dahi yakınlıklarının gerçek nedeninin çıkarları olduğunu anlarlar.


Kuran ahlakına göre yaşamayan insanlar, birbirlerinin kötü ahlak özelliklerini bilirler. Bu yüzden de birbirlerine gerçek anlamda sevgi ve saygı duyup, güvenemezler. Yalan söyleyen, samimiyetsiz ve yapmacık davranışlarla çıkar ilişkisi kuran bir kişiye insan doğaldır ki sevgi ve saygı duyamaz.


Gerçek dost, arkadaşının dünyada da ahirette de mutlu olmasını hedefler. Gerektiğinde dürüst ve açık konuşup, varsa ona imani yönden hata ve eksiklerini hatırlatır, öğütle uyarır. Kişiyi ahireti için uyaran insan gerçek anlamda samimi bir dosttur.


Allah sevgisi, Allah korkusu ve iman, Kuran ahlakını yaşayan insanların birbirlerine gerçek anlamda sevgi, saygı ve güven duymalarını sağlayan değerlerdir. İnananların birbirlerine duydukları sevgi ve sadakat, onların Allah yolundaki çabalarına göre şekillenir. Malını, canını Allah yolunda feda etmiş müminin Allah’ın hoşnutluğunu kazanabilme mücadelesi, diğer müminlere örnek olur ve kalplerinde ona karşı sevgi oluşturur. Eğer dostluk, Allah korkusu, iman ve güzel ahlak üzerine kurulmuş ise, sapasağlam temeller üzerine inşa edilmiş demektir.


Ancak Kur’an’dan yüz çeviren, Allah’ın sınırlarını korumaktan kaçınan kişiler, hesap günü Allah'ın huzuruna çıktıklarında "... Keşke benimle senin aranda iki doğu (doğu ile batı) uzaklığı olsaydı. Meğer ne kötü yakın-dost(muşsun sen)." (Zuhruf Suresi, 38) diyerek birbirlerine lanet edeceklerdir.


O gün, zulmeden, ellerini (hınçla) ısırarak (şöyle) der: "Ah keşke, elçiyle birlikte bir yol edinmiş olsaydım,"
"Vah yazıklar bana, ne olurdu da filanı dost edinmeseydim."
"Çünkü o, gerçekten bana geldikten sonra beni zikirden (Kur'an'dan) saptırmış oldu. Şeytan da insanı 'yapayalnız ve yardımsız" bırakandır." (Furkan Suresi, 27-29)


Yapayalnız, yardımsız ve dostsuz kalmaktan, yanlış dost edinmekten ve ahirette “ah keşke” demekten Allah esirgesin…