insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
insan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2011 Cumartesi

İnsan Kendi Başına Bırakılacağını mı Sanıyor?

Kur’an’daki "İnsan, ’kendi başına ve sorumsuz’ bırakılacağını mı sanıyor?" (Kıyamet Suresi, 36) ayeti, her an Yüce Allah’ın hakimiyeti ve kontrolü altında olduğunu insana açıkça bildirir. Ancak gaflet içinde yaşayan kişi bu gerçeği anlamak bir yana düşünmez bile … Oysa insan birkaç dakika samimiyetle, yaşamının devamı için gereken her şeyi kendisinin yapması ve düzenlemesi gerektiğini düşünse bunu anlayabilecektir.

Bir an bedenimizdeki yaşamsal faaliyetleri bizim kontrol altına aldığımızı –imkansız da olsa- düşünsek… Yalnızca kalbimizin birkaç dakika durması yaşamımızı sona erdirmeye yetecektir. Çok kısa bir süre soluk alamamak da aynı şekilde. Ayrıca tüm bu işler biz uyurken nasıl devam edecektir? Uyurken de tüm organlarımız çalışır çünkü. Söz ettiğimiz tüm faaliyetleri düzenli bir şekilde kontrol ettiğimizi varsaysak bile, yaşamımızın devamlılığı için gerekli olan dış etkenler ne olacaktır?...

Kendi bedenimizi kontrolümüz altına alamazken, dış dünya ve evrendeki insan için özel yaratılmış ‘ince ayar’ ve denge üzerine kurulmuş mükemmel sisteme müdahale edebilmeyi düşünmek ütopya olacaktır. Tüm bunları detaylarıyla derin düşünmek, insanın herşeyi sonsuz akıl ve güç sahibi olan Allah’ın kontrol ettiğini kavramasına yardımcı olur. Canlı-cansız her varlık, Allah’ın “Ol” buyruğuyla yaratmasıyla meydana gelmiştir ve tümü O’nun kontrolündedir. Bunların bilincine varmak kişiye aczini hatırlatır ve içinde yaşadığı gaflet halinden kurtulmasına yardımcı olur.

Yöneten, bütün yaratılmışları düzenle ve dengeyle idare eden ve birbirine yardımcı eden (Müdebbir) Allah her an insanları gözetimi ve denetimi altında tutar, her olayı an ve an yaratır. “Allah, yedi göğü ve yerden de onların benzerini yarattı. Emir, bunların arasında durmadan iner; sizin gerçekten Allah’ın herşeye güç yetirdiğini ve gerçekten Allah’ın ilmiyle herşeyi kuşattığını bilmeniz, öğrenmeniz için.” (Talak Suresi, 12) ayetiyle bildirilir; O her an insanları sarıp kuşatır. "... Muhakkak Rabbin insanları çepeçevre kuşatmıştır." (İsra Suresi, 60) ayeti gereği Rabb’inin kendisini çepeçevre kuşattığının şuurundaki mümin, gizli ya da açık yaptıklarının, konuştuklarının, kısacası hiçbir durumunun Allah’tan gizli kalmayacağını bilir. O bütün işleri kontrolü altında tutandır, bütün varlıklar üzerinde gözcüdür, her an kullarının yanındadır.

Allah’ın göklerde ve yerde olanların tümünü gerçekten bilmekte olduğunu görmüyor musun? (Kendi aralarında gizli toplantılar düzenleyip) Fısıldaşmakta olan üç kişiden dördüncüleri mutlaka O’dur; beşin altıncısı da mutlaka O’dur. Bundan az veya çok olsun, her nerede olsalar mutlaka O, kendileriyle beraberdir. Sonra yaptıklarını kıyamet günü kendilerine haber verecektir. Şüphesiz Allah, herşeyi bilendir. (Mücadele Suresi, 7)

Tüm bu gerçekler, samimi olarak üzerinde düşünülecek olursa insanı gafletten kurtarabilir. Her ortamda ve her an Allah’ın kontrolü altında olduğunu bilmesi kişiyi, O’nun sınırlarının dışına çıkmaktan titizlikle sakındırır. Gönülden Allah’a yönelir, O’nun yaratmasındaki kusursuzluğu ve ihtişamı görür, Allah’a karşı saygı dolu bir korku duyar. İmtihan gereği gerçekleşen yaşadığı her olay karşısında Rabb’i için güzel bir sabırla sabreder. Gösterdiği güzel ahlak, sorumluluklarının bilincinde yaşamış insanı -Allah’ın dilemesiyle- samimi inananlara vaat edilen cennete kavuşturur.

6 Şubat 2011 Pazar

İnsanı Aldatıp Yanıltan Nedir?



Etrafınıza bir bakın…Görebildiğiniz yüzlerce canlı-cansız varlıktan başka göremediğiniz sayısız varlık vardır yeryüzünde..Gökyüzü, toprak, ağaçlar, çiçekler, insanlar ve diğer canlılar…Göremediğiniz diğer yerleri düşünürsek; dağlar, denizler, göller, milyarlarca insan ve hiç tanımadığınız milyonlarca çeşit canlı…

Evrende ise; içinde yüz milyarlarca yıldız barındıran 300 milyar galaksi, her birinde yaklaşık 300 milyar yıldız, gezegenler, uydular, güneşler, kuyruklu yıldızlar ve diğer göremediğimiz sayısız gök cismini barındıran uçsuz bucaksız bir mekan…

Şimdi samimi olarak düşünürsek; tüm bu saydıklarımız neden ve nasıl var olmuştur? Mucizevi sistemlere sahip canlı ve cansız her şey, nasıl böyle kusursuz bir sistem içinde ve uyumla varlıklarını sürdürebilmektedir? Evrendeki bu muhteşem detaylara sahip olan canlılardaki -en başta da insandaki- üstün özelliklerin hikmeti nedir? Ve en önemlisi yeryüzündeki tek şuur sahibi varlık olan insanın yeryüzünde bulunuş amacı nedir?..

Son sorunun cevabı Rabbimiz’in tüm insanlığa kılavuz olarak indirdiği Kur’an’da haber verilir. İnsanın yeryüzünde bulunma amacı, kendisini yaratan ve nimetlerle rızıklandırarak yaşatan Allah’a kulluk ve ibadet etmesidir. Yüce Allah bunu, “…insanları yalnızca Bana ibadet etsinler diye yarattım.” (Zariyat Suresi, 56) ayetiyle bildirir.

İşte dünya, yukarıda saydığımız tüm detaylarıyla denizleri, gölleri, okyanusları, çiçekleri, ağaçları, dağları, canlıları ile birlikte insanın bu kulluk görevini yerine getirip getirmediğinin denenmesi için Allah’ın özel olarak yarattığı bir mekandır. Evren, evrendeki tüm sistemler, yıldızlar, gezegenler, gök cisimleri de insanın Rabbimizin büyüklüğünü ve sonsuz kudretini görmesi ve O’nun gücünü takdir edebilmesi için yaratılmıştır. Bunların yanı sıra insanın dünya hayatı boyunca yaşadığı tüm olaylar, bulunduğu tüm mekanlar da kişinin dünyada yaşadığı imtihanın birer parçasıdır. Bu imtihan ortamında insan, her an Allah’ın emir ve yasaklarını gözetmek ve Allah’ın rızasına uygun davranmakla yükümlüdür. Bu sorumluluğu yüklenmekten kaçınan, reddeden kişilerin ise, sonsuz azapla karşılık göreceklerine Kuran’da dikkat çekilir. Çünkü bu, Allah’ın bizlere verdiği nimetlere karşı nankörlük etmektir ve büyük bir hatadır.

Buna rağmen çoğu insan garip bir duyarsızlık ve umursamazlık içindedir. Yaşamlarının gerçek amacını unutarak, farklı konularla ilgilenir ve bambaşka amaçlar edinirler. Dünya hayatına yönelik önemsiz bir konu için yıllarca çalışır çabalar, ama Allah’a karşı olan sorumluluklarını akıllarına bile getirmezler. Bu sorumsuzluklarının karşılığını ahirette azapla alacakları olasılığını hiç düşünmezler. Yeryüzünde bu gerçeklerden habersiz olduğunu söyleyebilecek bir kişi bile yoktur. Allah, Hz. Adem’den bu yana her dönemde insanlara Kendisini tanıtan, nasıl kulluk edeceklerini ve güzel ahlakı anlatan kitaplar indirmiş, uyarıcı elçiler göndermiştir. Bu nedenle insanlar, "biz bunlardan habersizdik" gibi bahaneler öne süremeyeceklerdir.

Elçiler; müjdeciler ve uyarıcılar olarak (gönderildi). Öyle ki elçilerden sonra insanların Allah’a karşı (savunacak) delilleri olmasın. Allah, üstün ve güçlü olandır, hikmet ve hüküm sahibidir. (Nisa Suresi, 165)

Allah’ın gönderdiği elçilerin, katından indirdiği kitapların yanı sıra, tarih boyunca pek çok imanlı insan diğer insanları Allah’ın dinine davet etmiştir. Dini tebliğ etmiş, çevresindeki insanlara cennet ve cehennemin varlığını hatırlatarak onları sorgulanacakları konusunda uyarıp korkutmuştur.

Tüm bunların yanı sıra insan etrafındaki varlıkları, detaylarındaki incelikleri, kusursuz sistemleri düşünerek bunların, sonsuz güce sahip bir Yaratıcı tarafından, kesinlikle bir amaçla yaratıldığını anlayabilir. Ve ardından kendisinin de bir varoluş amacı olduğunu ve Yaratıcısına karşı sorumluluklarını hatırlayabilir. Çünkü insan, ona doğruyu ve gerçeği söyleyen vicdanı ile birlikte yaratılmıştır. Çevresindeki varlıkları ve olayları vicdanıyla değerlendiren insan bu gerçeklere ulaşabilir.

Allah sonsuz merhamet sahibidir ve insanlara yaratılış amaçlarını, Kendisi’ne nasıl kulluk etmeleri gerektiğini birçok yolla haber vermektedir. Kuşkusuz bu, Allah’ın insanları hidayete yönelten Hadi sıfatının da bir tecellisidir. Ancak buna rağmen çok sayıda insan gördükleri delilleri samimi bir bakış açısıyla ve vicdanlarıyla değerlendirmezler. Sonsuz yaşamda zarara uğramak olasılığına rağmen duyarsız ve umursuz davranışlar sergilerler.

Çevremize baktığımızda her an yoğun bir koşuşturmaca görürüz. Genç- yaşlı, kadın- erkek çoğu insan sanki ölümle hiç karşılaşmayacakmış gibi günlük işleriyle uğraşır. Kimi yoğun trafikte işine yetişmeye çalışır, kimi akşam gideceği davette giymek için kıyafet satın alma telaşında, kimi markette alışveriş yapar…Tüm bunlar her insanın günlük yaşamındaki detaylardır ve normal davranışlardır. Ancak yanlış olan şudur; insanlar genellikle bunları gaflet içinde yaparlar. Allah’ın varlığını unutmuş ve ölümün her an gelebileceğini düşünmeden…

Bu kadar açık olan gerçeklere, Allah’ın karşısındaki acizliklerine rağmen neden insanlar böylesine duyarsızdırlar?

Allah’ın sayısız bunca kanıtına rağmen, nasıl gerçeklere gözlerini kapatabilmektedirler?

O gün Rabb’leri huzurunda tek başlarına sorgulanacaklarını nasıl düşünmemektedirler?

Yine o gün, sonsuz azabın kendilerini beklediğini anladıkları an yaşayacakları geri dönüşü olmayan pişmanlıktan, nasıl bu denli gaflette olabilmektedirler?

Kuşkusuz bu, insanların gerçekleri anlayamamalarından değil, anlamazlıktan gelmelerinden doğmaktadır. Vicdanları doğruyu fısıldadığı halde, bu kişiler kendilerini kandırırlar; dünyaya olan bağlılıkları ve hırsları yüzünden görüşleri fludur. Birçoğu gizli ya da açık olarak ahireti inkar eder, gerçekleri net olarak göremez.

Yüce Allah insanın yaratılış ve dünyada bulunuş amacının bir denenme olduğunu, “Şüphesiz Biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.”(İnsan Suresi,2 ) ayetiyle insana bildirirken, birçok insanın gerçeklerden yüz çevirmesi kuşkusuz ki büyük yanılgıdır.

Ey insan, ’üstün kerem sahibi’ olan Rabbine karşı seni aldatıp-yanıltan nedir? (İnfitar Suresi, 6)