televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
televizyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Mart 2011 Salı

'Çağdaş' Genç Nasıl Olmalı?





Günümüz toplumlarında gençler, dünyanın hızla değişiyor olması ileri sürülerek, modern, çağdaş, cesur ve özgür olmak adına ahlaksızlığa özendirilirler. İnsanların bir zamanlar konuşmaya dahi çekindikleri bazı konuların, bugün toplumda ‘olağan’ kabul edilmesi bunun çok açık kanıtıdır.



Televizyonlarda, gazete ve dergilerde yasadışı yollarla servet sahibi olmuş kişiler, eşcinseller, hızlı ve çılgın olarak lanse edilse de gerçekte sapkın bir yaşam sürenler; cesur, çağdaş ve modern insanlar olarak tanıtılır ve yaşamlarına özendirilmeye çalışılır.



Yüce Allah’tan ve din ahlakından uzak yaşayan kimseler, dünya hayatları boyunca hep daha fazla şey elde etme hırsı içinde yaşarlar. Ve etraflarındaki insanlara da Allah’ın sınırlarını tanımadan yaşamaları yönünde telkinlerde bulunurlar.



Kur’an da, ahirete ve hesap gününe inanmayan bu kişilerin günah konusunda da sınır tanımadıklarına, "O gün, yalanlayanların vay haline. Ki onlar, din gününü yalanlıyorlar. Oysa onu, ’sınır tanımaz, saldırgan’, günahkar olandan başkası yalanlamaz." (Mutaffifin Suresi, 10–12) ayetiyle dikkat çeker.



Çok okunan bir gazeteden birkaç başlık örnek vermek istiyorum. Gazetenin adını vermeyeceğim. Tarih; 09/04/2010



“Bu Vücut Özgüven!”, “Lolita Tatilde”, “Cesur Bir Kadın”, “Parti Kızından Gece Koleksiyonu”, “Kumarda Aşkını Kaybetti!”…



Bu başlıklar, söz konusu gazetenin magazin gazetesi olduğu yönünde sizi yanıltmasın. Basında güven kazanmış ciddi bir gazetenin internet sayfasıdır alıntı yaptığım başlıklar; dahası, ana sayfasıdır.



Gençliği nereye sürüklediklerinin farkında değillermiş gibi aynı gazeteler, bir başka gün ise “gençlik nereye gidiyor?” şeklinde başlık atabilirler. Evlilik dışı ilişkileri, sorumsuzca yaşamayı ve uyuşturucu kullanan ünlüleri yıllar boyu örnek gösterip, gençleri özendirirler. Toplumda cahil olan kesimler de bu kişileri kendilerine örnek alıp, giyimlerini, yaşam felsefelerini, konuşma tarzlarını taklit ederler. Oysa özendikleri bu kişiler genellikle ruhsal çöküntü içindeki cahil kimselerdir. Ancak birçok insan aklını kullanmaz ve bu gerçeği göremez.



"Size verilen herşey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah Katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız?" (Kasas Suresi, 60)



Allah’a karşı kulluk bilinci içinde olmayan insanlar, giderek sınır tanımayan, aşırı ve ahlaksız davranışlardan çekinmeyen, nefislerinin bencil tutkularının ardı sıra yaşayan bir görüşe sahip olurlar. Bu yüzden dinsizlik, ahlaki bozulmanın en önemli nedenidir. Darwinist bilim adamı William Provine’in “hiçbir ’daimi ahlaki kanun’ ve ’mutlak yol gösterici prensip’ olmadığı şeklindeki sözleri de, dinsizliğin ahlak üzerindeki bozucu etkilerine önemli bir örnektir.



Günümüzde pek çok genç amaçsız ve umursuzca, adeta bir boşluk içerisinde yaşar. Pek çoğunun başlarındaki yöneticilerden, ülkenin savunmasından, eğitim, hukuk ve sosyal sistemlerinden haberleri dahi yoktur. Kendi ülkelerindeki gelişmelerden haberi olmayan söz konusu gençler, doğal olarak dünyada yaşanan olayların da pek çoğunu bilmez, bilimsel gelişmeleri takip etmezler. Kendi aralarındaki konuşmalar; kız ve erkek arkadaşları, okulda ya da mahalledeki olaylar, izledikleri filmler, ‘takıldıkları’ kafeler, giysileri ve markaları gibi konulardır. ‘En büyük idealleri’ de ya ünlü bir film oyuncusu ya da popüler bir müzik grubunun bir üyesi gibi olabilmektir.



Amaçsız yaşayan bu gençler, kendilerini geliştirmek için bilimsel ya da belirli görüşlere ilişkin kitaplar okumazlar. Kendileri belli bir fikre sahip olmadıkları için, daha güzel ve etkileyici konuşmayı da düşünmezler. Zaten hiçbir fikir ve dünya görüşünden haberdar değildirler.



Dünya üzerinde ‘batıl’ ve insanlık için ‘zararlı’ olan birçok fikir ve felsefi akım vardır. Tüm bu görüşleri savunan insanların sayısı oldukça fazladır. Pek çok genç, insanlığa zararlı düşüncelerin tehlikesinin farkına bile varamayacak kadar ‘boş’ ve ‘tuzağa’ düşecek durumdadır; farkına varsa dahi bu tehlikeyi umursamaz. Yakalanacağı tuzağa karşı akılcı bir şekilde karşı koyacak bilince zaten sahip değildir.



Oysa gençlik çağı, din ahlakına en iyi hizmet edilebilecek, Allah yolunda ciddi çaba gösterilebilecek, açık zihinle derin düşünülebilecek çok değerli yaşam dilimidir. Bediüzzaman´ın gençlik hakkındaki bir tefekkürü şöyledir: "Gençlik hiç şüphe yok ki gidecek. Yaz güze ve kışa yer vermesi ve gündüz akşama ve geceye değişmesi katiyetinde (kesinliğinde), gençlik dahi ihtiyarlığa ve ölüme değişecek.”



İnsan, ön yargılarını kırıp yaşamını gerçekçi düşünmelidir. Zaman çok hızlı geçmektedir ve dünya hayatında geçen her gün insanı yaşlılığa biraz daha yaklaştırmaktadır. Yaşlılık dönemi ise, “Allah, sizi bir zaftan yarattı, sonra (bu) zafın ardından bir kuvvet kıldı, sonra bu kuvvetin ardından da bir zaf ve yaşlılık verdi...” (Rum Suresi, 54) ayetiyle bildirildiği gibi insanın zayıf olduğu dönemlerdir. Allah, yaşlılık döneminde insanda eksiklikler yaratarak, dünyanın geçiciliğini hatırlatmaktadır. Dünyadaki eksiklikler de görebilenler için, gerçek yurt olan cennete olan özlemi artırmaktadır. Bu nedenle iman eden gençler, Allah yolunda gereği gibi kulluk edebilmeyi sağlayacak gücü veren Allah´a şükretmelidirler.



İçinde yaşadığımız dönem, Kur’an ahlakının öğrenilmesine/öğretilmesine en fazla ihtiyaç duyulan dönemdir. Bu döneme en büyük katkıyı sağlayacak kişiler, özellikle, imanı kalbine yerleştirmiş gençlerdir. Kur’an’da adı geçen peygamberlerin ve onlarla birlikte mücadele eden müminlerin de çoğunluğunu gençler oluşturuyordu.



Gençler, Allah korkusunu içinde taşıyan, araştıran, derin düşünen, akıl sahibi, vicdanlı ve dürüst insanlara özendirilmeli ve toplumda ahlâksızlıklar yerilmelidir. Genç zihinler, boş konular yerine hem kendilerine hem de çevrelerine ve topluma yarar sağlayacak konularla meşgul olmalıdır. Böylece gençler doğruları araştıran ve bulabilen kişiler olacaklardır. Çevrelerine dinsizliğin getirdiği önyargılarla değil, Kur’an penceresinden bakacak ve yaşamlarının amacını fark edebileceklerdir. Allah’ın sonsuz gücünü ve O’na karşı sorumluluklarını kavradıklarında da, güzel ahlâkı yaşayabileceklerdir. Yaşamının merkezine Rabb’inin rızasını yerleştiren, bunun için çaba gösteren kulunu Allah sevip ondan razı olduğunda, o insan dünyanın en büyük gücü haline gelecektir.

24 Ocak 2011 Pazartesi

Medya Kaçıncı Kuvvet?

Bugün toplumda yaşanan dejenerasyonu yönlendiren güçler etkili propaganda araçlarına sahiptir. Bu propagandanın en önemli sloganları; çağdaşlık, modernlik, özgürlük ve cesarettir. Kuşkusuz söz edilen modernlik ve çağdaşlık, çağın gelişmelerini izlemek ve yeniliklere açık olmak anlamında değildir. Batıda yaşanan ahlaksızlık ve sapkınlığı topluma olağan gibi göstermektir. İnsanların kınadıkları ve karşı oldukları davranışların bugün artık olağan karşılanıyor olması, söz ettiğimiz propagandanın din ahlakından uzak toplumlar üzerinde ne denli etkili olduğunu gösterir.

İnsanlar yoğun telkinlerle, yaşanan ahlaksızlığın çağdaşlığın bir gereği olduğu yanılgısına düşerler. Bu dejenere yapı, tüm dünyada bilinçli bir şekilde ayakta tutulmaya çalışılır. Yazılı ve görsel medya, toplumda yaşanan ahlaksızlıkları modernlik ve çağdaşlık başlığı altında insanlara iletir. Ahlak dışı yaşayan ünlüler özellikle gündemde tutulur.


Televizyon programlarında ve magazin dergilerinde, her tür ahlaksızlık sergilenir, yolsuzluk yapanlar, eşcinseller, ahlak değerlerden uzak kişiler özenilecek kimselermiş gibi tanıtılır ve karanlık yaşamları çekici gösterilmeye çalışılır. Bu kimselerin ahlaksızlıkları cesaret ve modernlik olarak adlandırılır; verilmek istenen mesajlar insanların bilinçaltına ustaca yerleştirilir.


Yasa dışı yaşam şeklini öven, gerilimi hatta silahlı çatışmaları makul gibi gösteren dizi ve filmler de aynı şekilde olumsuz etki oluşturur. Reklam, sinema, edebiyat, mizah gibi kültürel araçlarda hep aynı mesajlar işlenir, toplumlar din ahlakının değerlerini göz ardı etmeye ve inançsızlığa özendirilir.


Ruh sağlığı için zararlı şov programlarında şiddet ve kavga görüntülerinin dozajı gittikçe artmıştır. Psikologlar bu tür program ve yarışmaların, hem katılımcı hem de izleyicilerin ruh dengesini bozduğunu, onları suç işleme, intihar etme gibi fiillere eğilimli hale getirdiğini ifade ediyorlar.


Marjinal müzik gruplarının gündemde tutulması, satanizm gibi sapkın inanışlara sahip kişilerin söyleşi programlarına çıkarılması, sapkın kişilerin sempatik gibi gösterilmeleri de dejenerasyonun çarpıcı örneklerindendir.


Bugün hızla yaygınlaşan ahlaki dejenerasyonun en önemli nedeni dinsizliğin oluşturduğu kendini başıboş ve sorumsuz zannetme görüşüdür. Materyalizmin ve dinsizliğin en büyük silahı olan evrim teorisinin bilimsel bir gerçekmiş gibi zorla benimsetilmeye çalışıldığı, bencil, maddiyatçı karakterlerin ön planda olduğu senaryolar yaygınlaşarak, milyonlarca insanın izlediği filmlere dönüştürülür. Bu filmlerin belli bir amaca yönelik olarak kullanıldığı çok açıktır.


Geçtiğimiz günlerde çekilmiş bir belgeselde insanlar, medyanın yönlendirici gücüne karşı şu sözlerle uyarılıyorlardı: “İnsanların çok fazla düşünmeleri istenmiyor. Bu yüzden tüm dünya gün geçtikçe eğlenceyle, medyayla, tv programlarıyla, uyuşturucuyla, alkolle ve aktivitelerin her çeşidiyle dolu hale geldi. Bunların tümü insanların zihnini meşgul tutmak için. Çok az insan gazete ve kitap okuyor; tek gerçeğiniz ekranda gördükleriniz. Şu an dışarıda, ekranlarda gördükleri dışında hiçbir şey bilmeyen koskoca bir nesil yaşıyor. Bu ekran, bu inançsız dünyadaki en muhteşem lanet olası güç. Ve bu inançsız dünyadaki en büyük şirket, en muhteşem propaganda gücünü kontrol ettiğinde, bu ekranda gerçek diye neler sunulacağını kim bilebilir?.. Sizler sabahtan akşama kadar her yaştan, her renkten, her dinden insan, başına oturuyorsunuz. Burada dönen illüzyonlara inanmaya başladınız. Ve televizyondakilerin gerçek, kendi hayatlarınızın ise hayali olduğuna inanmaya başladınız. Televizyon ne derse onu yapmaya başladınız. Onun gösterdiği gibi giyiniyor, onun gösterdiklerini yiyorsunuz. Çocuklarınızı onun dediği gibi yetiştiriyorsunuz; hatta onun istediği gibi düşünüyorsunuz. Allah aşkına, sizler gerçeksiniz! Hayali olan ekrandakiler…”


’Çağdaşlık’ adına batının dejenere yönlerini taklit ederek oluşan çürüme, bir meyvedeki çürüğün, sepetteki diğer meyvelere de bulaşması gibi zamanla herkese zarar verebilir. Her insan dünyada yaşanan ahlaki dejenerasyondan, çatışmaların, savaşların, acıların sürmesinden, insanların zulüm görmelerinden kendisini sorumlu hissetmelidir.


İnanan insanlar, en önemli görevlerinden olan iyiliği emredip kötülükten sakındırma ibadetini samimiyetle yerine getirmeli, çarpık görüş, sapkın felsefeler ve körü körüne Batı taklitçiliğiyle fikir mücadelesi içinde olmalıdırlar. Din dışı toplumdaki “çağdaş” kişileri değil, Allah’ın kutlu elçilerini ve onlarla birlikte Rabb’leri yolunda malını ve canını feda etmiş olan samimi inananları kendilerine örnek almalıdırlar. Bu samimi çaba, –Allah’ın dilemesiyle- Kur’an ahlakının yaygınlaşmasına ve insanlığın aydınlık günler yaşamasına vesile olacaktır.