barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
barış etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Nisan 2011 Çarşamba

Sizin Dininiz Size

İslam’ın kelime anlamı barıştır. İslam güzellik ve sevgi dinidir. Kur’an’a tabi olan insanlar, İslam’daki derinliğini görmeleri nedeniyle, imanı şevk ve coşku ile yaşarlar. Dine olan bağlılık Allah’a duyulan aşktan kaynak bulur. Samimi mümin, aşkla Rabb’ine kulluk ve ibadet eden, Kur’an’a tabi olduğundan Kur’an’a göre yaşayan insandır. Günlük yaşamında Allah ile kesintisiz bağlantı içindedir, her işinde gönülden Allah’a yönelir.





İnanan insan sevgi ve merhameti esas alır; güzel sözle barışa, Allah’a karşı samimiyet ve dürüstlüğe çağırır. Bu nedenle İslam’ı yaşayacak insanın içtenlikle ve kendi isteğiyle Müslüman olması, Allah’ın buyruklarını severek yerine getirmesi önemlidir.



Müminler Allah’ın " ma’rufu emret, münkerden sakındır " (Lokman Suresi, 17) buyruğuna uyarak, iyiliği emreder kötülükten sakındırırlar ve insanları güzel sözle Allah’ın yoluna çağırırlar. Ancak hidayeti verecek olan Allah’tır ve uyarılar yapıldıktan sonra kişiler seçimlerinde özgürdürler. Kararı, insan özgür seçimiyle verecektir. Bir kişiyi zorla ya da baskıyla Müslüman yapmaya kalkışmak, “Dinde zorlama (ve baskı) yoktur…” (Bakara Suresi, 256) ayetiyle de dikkat çekildiği gibi dine aykırıdır. Bu konu birçok Kur’an ayetinde haber verilir.



"Artık sen, öğüt verip-hatırlat. Sen, yalnızca bir öğüt verici-bir hatırlatıcısın. Onlara ’zor ve baskı’ kullanacak değilsin." (Gaşiye Suresi, 21)



Dolayısıyla, Kur’an ahlakına göre yaşamayı bir kişiye dayatmak, en başta Kuran’a aykırı bir tutumdur. İslam kelimesinin bir anlamı da teslimiyettir; Müslüman da ‘teslim olmuş’ kişidir. Bir insanın gönülden Allah’a yönelmesi için, kalbinde hiçbir kuşku olmaksızın, kesin bir bilgiyle iman etmesi gerekir. Bu nedenle bir kişiyi zorla Müslüman yapmaya çalışmak, ortaya bir münafık çıkarabilir. Çünkü o kişinin ağzıyla söylediği kalbindeki olmayacaktır. Diliyle iman ettiğini söyleyen kişi, gerçekte inkar batağındadır. Münafıklar Kur’an’da " ateşin en alçak tabakasında" (Nisa Suresi, 145) barınacak olan en aşağılık kişilerdir. Bu samimiyetsiz kimselere karşı müminler birçok ayette uyarılırlar.



İnsanlardan öyleleri vardır ki: "Biz Allah’a ve ahiret gününe iman ettik" derler; oysa inanmış değillerdir. (Sözde) Allah’ı ve iman edenleri aldatırlar. Oysa onlar yalnızca kendilerini aldatıyorlarlar ve şuurunda değiller. (Bakara Suresi, 8-9)



Münafık, Allah’a ve ahiret gününe iman ettğini söylerken, aslında kendisini aldatır. Müminlerin yanından ayrıldığında ise onlarla yalnızca alay ettiğini şeytanlarına itiraf eder. İman edenlerle karşılaştıkları zaman: "İman ettik" derler. Şeytanlarıyla başbaşa kaldıklarında ise derler ki: "Şüphesiz sizinle beraberiz. Biz (onlarla) yalnızca alay ediyoruz." (Bakara Suresi, 14)



Münafıklar ibadetlerini hem isteksizce hem de insanlara gösteriş amacıyla yaparlar.



Gerçek şu ki münafıklar (sözde) Allah’ı aldatmaktadırlar. Oysa O onları aldatandır. Namaza kalktıkları zaman isteksizce kalkarlar. İnsanlara gösteriş yaparlar ve Allah’ı ancak çok az anarlar. Arada bocalayıp dururlar. Ne onlarla ne bunlarla. Allah kimi saptırırsa artık sen ona yol bulamazsın. (Nisa Suresi, 142-143)



İnsanları korku ve baskıyla Müslüman yapmaya çalışmak, dinimizin kabul etmediği bir durumdur. Yüce Allah hesap günü huzurundaki kulunu “…kalplerinizin kazandıklarından dolayı sorumlu tutar…” (Bakara Suresi, 225) ayetiyle bildirildiği üzere kalbinde taşıdıklarından sorgulayacaktır. Ayrıca kusursuz yaratılmış bir imtihan mekanı olan dünya hayatında, çeşitli inançlara sahip olan, hatta hiçbir inanca sahip olmayan kişiler de olacaktır. Samimi inanan insanlar, bu insanların tümünün Allah katında bir kader ve bir hikmet üzere bu şekilde yaratıldıklarının bilincindedir. …



Sizden her biriniz için bir şeriat ve bir yol-yöntem kıldık. Eğer Allah dileseydi, sizi bir tek ümmet kılardı; ancak (bu,) verdikleriyle sizi denemesi içindir. Artık hayırlarda yarışınız. Tümünüzün dönüşü Allah’adır. Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz şeyleri size haber verecektir. (Maide Suresi, 48)



Kur'an’da Kafirun Suresi’nde ise Peygamberimiz’e(sav) şu sözleri söylemesi buyrulur: De ki: "Ey kafirler." "Ben sizin taptıklarınıza tapmam." "Benim taptığıma siz tapacak değilsiniz." "Ben de sizin taptıklarınıza tapacak değilim." "Siz de benim taptığıma tapacak değilsiniz." "Sizin dininiz size, benim dinim bana." (Kafirun Suresi, 1-2-3-4-5-6)



Kur’an’daki bu buyruk Allah’ın kutlu peygamberinedir ancak muhatap tüm inananlardır. "Sizin dininiz size, benim dinim bana."

3 Nisan 2011 Pazar

Karanlık Zihniyet Karanlık Dehlizlerde Yok Olur!



Kur’an Yüce Allah’ın insanlara yaşam rehberi olarak gönderdiği bir kitaptır ve insanlara güzel ahlakı tarif eder. Bu ahlakın temelinde, sevgi, şefkat, hoşgörü, adalet ve merhamet gibi kavramlar vardır. İslam kelimesi Arapça’da ‘barış’ anlamındadır. İslam dini, Rabb’imizin sonsuz merhamet ve şefkatinin yeryüzünde tecelli etmesiyle oluşan huzur ve barış dolu yaşamı insanlara sunma amacındaki dindir.İnsanlar dinlerini yanlış anlıyor ve yanlış uyguluyor olabilirler. İnsanlara bakarak o din hakkında fikir edinmek sağlıklı olmaz. Din ancak kutsal kaynağı incelenerek tanınabilir.




İslam dininin kutsal kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Allah’ın buyruğu olan Kur’an ahlakı saygı, sevgi, şefkat, merhamet, özveri, hoşgörü ve barış kavramlarına dayanır. Bu ahlakı gerçek anlamda yaşayan bir mümin ince düşünceli, alçakgönüllü, adaletli, güvenilir ve uyumlu bir insan olur. Bulunduğu ortama sevgi, saygı, huzur verir.




Allah’ın Laneti Bozguncular İçindir




Yüce Allah, insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını buyurmuş; zulüm, zorbalık ve kan dökmekten men etmiştir. Allah’ın bu buyruğuna uymayanlar, Kur’an ayetlerinde ‘şeytanın adımlarını izleyenler’ ifadesiyle nitelendirilirler. Rabbimiz’in haram kıldığı bu davranışlar içindeki kişilere birçok Kur’an ayetinde dikkat çekilir:




"Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir." (Rad Suresi, 25)




"... Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın." (Bakara Suresi, 60)




Bozgunculuk ve zulüm, "Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez." (Yunus Suresi, 81) ayetiyle de bildirildiği üzere asla başarıya ulaşamayacak olan hareketlerdir. Allah bozgunculuğu yasaklamış, bozguncuları lanetlemiş, ve amaçlarına ulaşamayacakları konusunda uyarmıştır. Bu nedenle yeryüzünde zulüm yapan kişiler çok büyük bir yanılgı içindedirler.




Ancak günümüzde tüm dünyada terör, anarşi, soykırım ve katliamlar yaşanmakta, nedensiz olarak birbirlerine düşman olan gruplar ülkeleri kana bulamakta, masum insanlar hunharca öldürülmektedir. Tarih, kültür ve toplumsal yapı açısından farklı ülkelerdeki bu olayların, her ülkede kendine has bazı nedenleri ve kaynakları olabilir. Ancak asıl nedenin din ahlakının getirdiği sevgi, saygı ve hoşgörüden uzaklaşmak olduğu açıktır. Allah korkusunu içinde taşımayan ve Allah’ın huzurunda sorgulanacağından gaflette olan, bu nedenle de kimseye hesap vermeyeceğini düşünen bu kimseler her türlü ahlaksızlığı ve vicdansızlığı kolaylıkla yapabilirler.




Gerçek Kur’an ahlakını kavramış bir insan şiddet ve bozgunculuktan yana çıkmaz, asla bu tip eylemlerin içinde bulunmaz. Bu yüzden de anarşi ve terörün çözümü gerçek İslam ahlakının yaşanması ve toplumda hakim olmasıdır. İnsanlar Allah’ın tavsiye ettiği güzel ve üstün ahlakı öğrendiklerinde, çatışma ortamlarını ve savaşı kendilerine hedef edinen gruplardan yana çıkmayacak, onlara destek olmayacaklardır. Rabbimiz birçok ayette insanları bozgunculuktan meneder.




"O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez. Ona: "Allah’tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o." (Bakara Suresi, 205-206)




Allah’tan korkan bir insanın devletine, milletine, insanlığa en küçük zarar getirecek hiç bir harekete göz yummayacağı çok açıktır. Allah’tan ve Kur’an’dan yüz çevirmiş, vereceği hesaptan gaflette sorumsuz bir insan ise her türlü kötülüğü kolaylıkla yapabilir.




Terörle İslam’ı ilişkilendiren ve O’nun nurundan yararlanamayanlar kendi karanlık gözlüklerinden dumanlı, sisli, kirli, puslu bir dünya görürler. Cinayet işleyenin dahi affedilmesinin hayırlı olacağını söyleyen Kuran bize aydınlığı, estetiği ve güzelliği anlatır. Karamsar, karanlık zihniyetli insanın dini görüşleri ortaya adeta bir kâbus çıkarır ki o din değildir; kişinin kendi ruhundaki karanlıktır. Din pırıl pırıl aydınlıktır, ışıktır, ferahlıktır, huzurdur. İslam barış dinidir, İslam bir nurdur. Karanlık zihniyet başarılı olamaz, karanlık dehlizlerde yok olacaktır.




Bizlere düşen de, dinsizliği ve din adına ortaya atılan çarpık görüşleri eğitim yoluyla ve fikir mücadelesiyle ortadan kaldırmaya çalışmak, insanlara Allah sevgisi ve korkusunu, gerçek Kur’an ahlâkını öğretme çabası içinde olmaktır…

17 Mart 2011 Perşembe

Zulme Uğramış İnsanlar Görmeyeceğimiz Günler Ütopya Değil!


Kelime anlamı barış olan İslam, tüm insanları barışa ve esenliğe davet eder. İman edenler de Allah’ın buyruğu olan iyiliği emretme, kötülükten sakındırma sorumluluğunu gereği gibi yerine getirdiklerinde, gerçek İslam’ı bilmeyen ve tanımayan pek çok insan Kur’an ahlakına yönelecek ve Allah’ın hoşnut olduğu bir yaşam başlayacaktır.


Tüm insanları yoktan var eden Yüce Allah, onların en rahat edecekleri, refah, huzur, güven duygusu ve mutluluk içinde yaşayacakları sistemi de yaratmıştır. Suçsuz bir insanı öldürmenin tüm insanlığı öldürmek gibi olduğunu bildiren, en yakınlarının hatta kendisinin zararına olacak da olsa adaleti emreden, kendi ihtiyacı da olsa ihtiyacı olana vermeyi tavsiye eden bir din, çok açıktır ki insan ilişkilerinde kıstas alındığında huzur dolu bir toplum ve dünya oluşacaktır.



İşte bu gerçekleştiğinde, Yaratıcıyı ve benzersiz yaratmasını inkar amacıyla savunulan Materyalist ve Darwinist, tüm din dışı felsefi sistemlerden kaynaklanan dejenerasyon, yerini tüm inanan insanların asırlardır özlemini duydukları huzur dolu bir dünyaya- Allah’ın dilemesiyle- bırakacaktır…


Yüce Allah yeryüzündeki nurunu muhakkak tamamlayacağını ayetlerde tüm insanlığa şöyle müjdeler: "Ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar. Oysa kafirler istemese de Allah, Kendi nurunu tamamlamaktan başkasını istemiyor. Müşrikler istemese de O, dini (İslam’ı) bütün dinlere üstün kılmak için elçisini hidayetle ve hak dinle gönderen O’dur." (Tevbe Suresi, 32-33)


"Ben ne yapabilirim ki, elimden ne gelir" dememeliyiz. Hiçbir şey yapamıyorsak, Kur’an ahlakının tüm dünyayı sarması için samimi dua edebiliriz...

19 Ocak 2011 Çarşamba

Atatürk'ün Öngörüsü: Türk- İslam Birliği

Dünyada acıların, katliamların ve çilelerin son bulması, Türk - İslam coğrafyasındaki kargaşa, karmaşa ve anarşinin ortadan kalkması, yoksulluğun son bulması, huzur ve güven içinde bir uygarlık için Türk İslam Birliği’nin kurulması çok önemlidir. Bu, M. Kemal Atatürk'ün de öngörüsüdür:


“Bütün İslam aleminin manen olduğu kadar maddeten de birlik içinde ve müttefik hale gelmesinden sadece sevinç duyarız.” [Mustafa Kemal, 24 Nisan 1920, 4. (gizli) oturum]


Osmanlı İmparatorluğu döneminde, huzur ve güven içinde yaşayan halklar, aynı tarihi, aynı uygarlığı, aynı dini ve kültürü de yüzyıllarca birlikte yaşadılar. Bu toplumların, Avrupa ülkelerinin yaptığı gibi bir birlik oluşturmaları, çok daha doğal ve acildir. Çünkü zaten bu toplumlar geçmişte birlik halindeydi. Dünya savaşları sonucunda zorunlu olarak ayrılarak, kendi ülkelerini kuran bu toplumların, dostluk ve kardeşlik temelleri üzerinde yükselen yeni bir birlik oluşturmaları hiç de zor değildir.


Bu ülkeler, kendi varlıklarını ve yönetim şekillerini devam ettirecekler ancak Türk – İslam Birliği çatısı altında dostluk ve işbirliğini artıracaklardır. Koşullar bu birliği ihtiyaç haline getirmiştir; birlikte olmaktan büyük bir güç doğacaktır. Dahası bu birlikte yer alan ülkeler -Avrupa Birliği ülkeleri gibi- kendileri de daha güçlü duruma geleceklerdir.


Bu birlik, çeşitli nedenlerle ayrı kalmış kardeşlerin adeta yeniden kavuşması gibidir. Kardeş toplumların, dostluklarını perçinleştirdikleri bir oluşum artık herkesin dileği haline gelmiştir. Yakın dönemlerde bu birlik arayışını bazı devlet başkanlarının da dile getirmiş olması, Türk-İslam Birliği'nin aciliyetinin göstergesidir.


Bugün insanlığın ihtiyacı huzur, barış, yardımlaşma ve adalettir. Söz ettiğimiz birlik, bu misyonu üstlenecektir. Düşmanlık yapmak, korku salmak ya da intikam almak için değil, dünyada barışı hakim kılmak için var olacaktır.


Bu birlik saygı, sevgi, hoşgörü, gönül ve ruh birliğidir. Temelinde sevgi, özveri, şefkat ve anlayış olacaktır. Ve yalnızca Müslümanları değil tüm dünyayı kucaklayacaktır.


İnanç, ibadet, düşünce ve ifade özgürlüğü sağlayacak olan bu birlik, herkesin canının, malının ve kutsallarının güvencesi olacaktır.


Geçmişte, birlik ruhunun sağladığı huzur, güven ve barış gibi değerler üzerinde inşa edilmiş olması nedeniyle İslam dünyası, çağın en modern uygarlığı olmuştu. Günümüzde de Türk-İslam dünyası gücünü tekrar elde etme ihtiyacındadır. Türk –İslam Birliği’nin kurulması için bugün de hiçbir engel yoktur; yalnızca istemek yeterli ve gereklidir.


Türkiye, deneyimleri, dış ilişkileri, aydınları ve tüm halkıyla, Türk-İslam dünyasının birliğine öncü olacaktır. Büyük bir kesimin görüşleri de bu yöndedir. Yalnızca bulunduğu coğrafyaya değil, tüm dünyaya aydınlık getirecek olan bu birliğin inşası için vicdanlı insanların birlikte hareket etmesi çok önemlidir. Atatürk'ün sözlerindeki gibi köhne aleme güneş olacak bu birlik için hepimiz şevk ve heyecan dolu bir çaba içinde olmalıyız.


"Ben herşeyden önce bir Türk milliyetçisiyim. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk Birliği`nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. Türk Birliğine inanıyorum, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk'ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek." [Atatürk'ün Sofrası, İsmet Bozdağ, Kervan Yayınları, 1975, s. 138-143]