karanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
karanlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3 Nisan 2011 Pazar

Karanlık Zihniyet Karanlık Dehlizlerde Yok Olur!



Kur’an Yüce Allah’ın insanlara yaşam rehberi olarak gönderdiği bir kitaptır ve insanlara güzel ahlakı tarif eder. Bu ahlakın temelinde, sevgi, şefkat, hoşgörü, adalet ve merhamet gibi kavramlar vardır. İslam kelimesi Arapça’da ‘barış’ anlamındadır. İslam dini, Rabb’imizin sonsuz merhamet ve şefkatinin yeryüzünde tecelli etmesiyle oluşan huzur ve barış dolu yaşamı insanlara sunma amacındaki dindir.İnsanlar dinlerini yanlış anlıyor ve yanlış uyguluyor olabilirler. İnsanlara bakarak o din hakkında fikir edinmek sağlıklı olmaz. Din ancak kutsal kaynağı incelenerek tanınabilir.




İslam dininin kutsal kaynağı Kur’an-ı Kerim’dir. Allah’ın buyruğu olan Kur’an ahlakı saygı, sevgi, şefkat, merhamet, özveri, hoşgörü ve barış kavramlarına dayanır. Bu ahlakı gerçek anlamda yaşayan bir mümin ince düşünceli, alçakgönüllü, adaletli, güvenilir ve uyumlu bir insan olur. Bulunduğu ortama sevgi, saygı, huzur verir.




Allah’ın Laneti Bozguncular İçindir




Yüce Allah, insanlara kötülük yapmaktan sakınmalarını buyurmuş; zulüm, zorbalık ve kan dökmekten men etmiştir. Allah’ın bu buyruğuna uymayanlar, Kur’an ayetlerinde ‘şeytanın adımlarını izleyenler’ ifadesiyle nitelendirilirler. Rabbimiz’in haram kıldığı bu davranışlar içindeki kişilere birçok Kur’an ayetinde dikkat çekilir:




"Allah’a verdikleri sözü, onu kesin olarak onayladıktan sonra bozanlar, Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyi kesip-koparanlar ve yeryüzünde bozgunculuk çıkaranlar; işte onlar, lanet onlar içindir ve yurdun kötü olanı da onlar içindir." (Rad Suresi, 25)




"... Allah’ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın." (Bakara Suresi, 60)




Bozgunculuk ve zulüm, "Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez." (Yunus Suresi, 81) ayetiyle de bildirildiği üzere asla başarıya ulaşamayacak olan hareketlerdir. Allah bozgunculuğu yasaklamış, bozguncuları lanetlemiş, ve amaçlarına ulaşamayacakları konusunda uyarmıştır. Bu nedenle yeryüzünde zulüm yapan kişiler çok büyük bir yanılgı içindedirler.




Ancak günümüzde tüm dünyada terör, anarşi, soykırım ve katliamlar yaşanmakta, nedensiz olarak birbirlerine düşman olan gruplar ülkeleri kana bulamakta, masum insanlar hunharca öldürülmektedir. Tarih, kültür ve toplumsal yapı açısından farklı ülkelerdeki bu olayların, her ülkede kendine has bazı nedenleri ve kaynakları olabilir. Ancak asıl nedenin din ahlakının getirdiği sevgi, saygı ve hoşgörüden uzaklaşmak olduğu açıktır. Allah korkusunu içinde taşımayan ve Allah’ın huzurunda sorgulanacağından gaflette olan, bu nedenle de kimseye hesap vermeyeceğini düşünen bu kimseler her türlü ahlaksızlığı ve vicdansızlığı kolaylıkla yapabilirler.




Gerçek Kur’an ahlakını kavramış bir insan şiddet ve bozgunculuktan yana çıkmaz, asla bu tip eylemlerin içinde bulunmaz. Bu yüzden de anarşi ve terörün çözümü gerçek İslam ahlakının yaşanması ve toplumda hakim olmasıdır. İnsanlar Allah’ın tavsiye ettiği güzel ve üstün ahlakı öğrendiklerinde, çatışma ortamlarını ve savaşı kendilerine hedef edinen gruplardan yana çıkmayacak, onlara destek olmayacaklardır. Rabbimiz birçok ayette insanları bozgunculuktan meneder.




"O, iş başına geçti mi (ya da sırtını çevirip gitti mi) yeryüzünde bozgunculuk çıkarmaya, ekini ve nesli helak etmeye çaba harcar. Allah ise, bozgunculuğu sevmez. Ona: "Allah’tan kork" denildiğinde, büyüklük gururu onu günaha sürükler, kuşatır. Böylesine cehennem yeter; ne kötü bir yataktır o." (Bakara Suresi, 205-206)




Allah’tan korkan bir insanın devletine, milletine, insanlığa en küçük zarar getirecek hiç bir harekete göz yummayacağı çok açıktır. Allah’tan ve Kur’an’dan yüz çevirmiş, vereceği hesaptan gaflette sorumsuz bir insan ise her türlü kötülüğü kolaylıkla yapabilir.




Terörle İslam’ı ilişkilendiren ve O’nun nurundan yararlanamayanlar kendi karanlık gözlüklerinden dumanlı, sisli, kirli, puslu bir dünya görürler. Cinayet işleyenin dahi affedilmesinin hayırlı olacağını söyleyen Kuran bize aydınlığı, estetiği ve güzelliği anlatır. Karamsar, karanlık zihniyetli insanın dini görüşleri ortaya adeta bir kâbus çıkarır ki o din değildir; kişinin kendi ruhundaki karanlıktır. Din pırıl pırıl aydınlıktır, ışıktır, ferahlıktır, huzurdur. İslam barış dinidir, İslam bir nurdur. Karanlık zihniyet başarılı olamaz, karanlık dehlizlerde yok olacaktır.




Bizlere düşen de, dinsizliği ve din adına ortaya atılan çarpık görüşleri eğitim yoluyla ve fikir mücadelesiyle ortadan kaldırmaya çalışmak, insanlara Allah sevgisi ve korkusunu, gerçek Kur’an ahlâkını öğretme çabası içinde olmaktır…

2 Mart 2011 Çarşamba

Karanlık Basınca Kalakalanlar





İman eden insan dünya hayatında yaşadığı olayların zahirine aldanmaz. Her zaman olaylara batınından bakar, ardında gizlenen hayırları, hikmetleri görmeye çalışır. Ve daima Rabbimiz’in hayırlarla dolu yarattığı kaderi şükürle, sabırla izlemeye çaba gösterir.


İnanmayan kimselerin en belirgin özelliklerinden biri ise karşılaştıkları olayları hemen zahiri yüzüyle değerlendirmeleridir. Rum Suresinde; “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.” ayetiyle bu bilgi haber verilir.



Hayatını kendisinin şekillendirdiğini düşünme yanılgısındaki insanın huzurlu bir yaşamı olmaz. Uğraşıp didinerek sonunda ideali olan bir işe, eve, paraya ve aileye kavuşan kişi, ancak bu kez de başka endişeler yaşamaya başlar. Ya sahip olduklarını bir gün kaybederse?..



İşte bu kuruntular nedeniyle, iman etmeyenlerin ruh hali, cehennemin belalarla dolu karanlıklarında ’ne ölebilen ne de diri kalabilen’ insanlarınki gibidir.Yüce Allah, dünya hayatındaki zorlukları aşmanın ve gerçek mutluluğu yaşamanın yolunu gösterdiği halde, bile bile yüz çeviren insanlar yalnızca ’kendilerine zulmederler’. Bu kişilerin durumu Kuran’da, " Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar." (Yunus Suresi, 44) ifadesiyle bildirilir.



Dünya hayatında karşılaştıkları zorluklar, hastalıklar, iman edenler için kendilerini Allah’a yaklaştıran birer vesiledir. Oysa bu zor durumlar bazı insanların Allah’a isyan etmelerine yol açar. Sadece hastalık ve zorluk zamanında değil, her an Allah’a sığınan, O’nu çok anan müminler, her şeyin Allah’tan geldiğini ve çözümün de yine rahmet sahibi Allah’tan geleceğini bilirler. Ve gösterdikleri sabrın onları kurtuluşa götüreceğine inanırlar. Zorluk zamanları, iman etmiş bir insanın gösterdiği sabır ve tevekkülle, Allah’a olan sevgisini en güzel ifade edeceği zamanlardır. Bu, iman edenleri etmeyen insanlardan ayıran en büyük sırlardan biridir. Bu sırrı kavrayan müminler dünyada inkarcılardan tamamen farklı bir hayat yaşarlar.



Yüce Allah kullarını imtihan edeceğinin bilgisini, “Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz O’na dönücüleriz." (Bakara Suresi, 155-156) ayetiyle açıklar.



İnsan yaşadığı olaylar karşısında Allah’a tevekkül edip, sabır gösterdiğinde kazançlıdır ve ayetle de haber verildiği gibi Rabb’i ona kurtuluş müjdesi verir. Bu belalar, insanlar için hatalarını fark etmelerini sağlayacak büyük birer fırsattır. Çünkü insanlar böyle anlarda Allah karşısındaki acizliklerini anlarlar. Bu durumda vicdanına kulak verebilen insan, hatalarını görebildiği için şükreder ve tevbe ederek Allah’a yönelir…



Allah, imandan uzak yaşayan insanların durumuna Kuran’da şöyle bir örnek verir:



"İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır. Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler. Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, ’gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle’; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. Çakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek; önlerini her aydınlattığında (biraz) yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız." (Bakara Suresi 16….21)



Kuran’daki bu örnek, iman etmeyen kişinin kaybını çok detaylı açıklar. İman etmeden yaşayan kişinin yaptığı seçim ona bir fayda sağlamamış, hidayeti, mutluluğu ve aradığı hiçbir şeyi bulamamıştır.İman eden insan ise, Rabb’i ile derin bağlantıdadır; canından malından geçer, en zor anda da şiddetli Allah aşkını ve muhabbetini diri tutar. İşte o zaman Allah’ın mümin üzerinde koruması başlar ve yaşamındaki her olay güzel sonuçlanır…

13 Mart 2010 Cumartesi

İnsanlar Neden Mutsuz?

Sevgisizliğin günümüzde tüm dünyayı sardığı, insanların birbirlerine gittikçe daha da yabancılaştığı çok açık gerçektir. Büyük kentlerdeki insanlar göz göze gelmez hatta birbirlerinin yüzüne bakmaz. Derin ve samimi sevgiyi yitiren insanların, adeta içleri boşalmış, kişiler manevi anlamda tükenmişlerdir.

Sevgi ve aşkı yitirdiğinde, insanın içinde korkunç bir boşluk meydana gelir ve artık yitirilenlerin yerini sıkıntı, azap, korku, gerginlik, kuşku ve panik alır. Bu acıdan kurtulmak için de birçok insan ya uyuşturucu ya da aklı örten, insan bedenine ve ruhuna zarar veren tehlikeli maddeler kullanmaya başlar. Ve doğaldır ki sonuç da çok kötü olur.

İman etmeyen kişi para, yiyecek, içecek, zenginlik, kısacası her şeye sahip olsa da bir türlü mutlu olamaz. Elde ettiği her şeyi bir gün yitirebileceği korkusu içinde huzursuz bir yaşam sürer. İnsanların mutsuzluğuna yol açan asıl neden tabi ki Allah’tan uzak yaşamaktır. Ancak detaylandırarak inceleyecek olursak insanı mutsuz eden birçok sebep vardır. Bu sebeplerin en önemlilerinden biri Çözümü Kur’an’da aramamaktır.

Yaşadıkları durumun açmaz bir hal aldığını açıkça gören kişiler, hayat tarzlarının bekledikleri sonucu vermediğini, kendilerini tatmin etmediğini ve hatta sıkıntıya soktuğunu yoğun olarak hissederler. Ancak buldukları çözümler din dışı cahiliyenin alternatifleridir ki bu denemeler onlara birşey kazandırmaz. Çünkü cahiliye sistemleri temelde birbirinden farklı değildir; insanlar, mekanlar ve koşullar değişse de yaşanan kaygılar, amaçlar hep aynıdır. Zengin ya da yoksul, kültürlü ya da varoşlarda yaşayan kişinin de, orta halli olan insanın da asıl hedefi dünya hayatına yöneliktir.

Oysa dünya hayatı hırsla ardından kovalanmaya değmeyecek kadar kısadır. Dünyevi hiçbir şey kalıcı değildir; ölümle birlikte tüm kazanılanlar yok olucudur. Bu nedenle nefsani attığı her adım kişiyi sıkıntıya götürür.

Din dışı cahiliye toplumlarında, insanları dini yaşamaktan alıkoyan pek çok telkin vardır. Bu telkinlerin en tehlikelilerinden biri, dini yaşamanın zor olduğu şeklindeki gerçek dışı inanıştır. Bu kimseler, dini asıl kaynak olan Kur’an'dan ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinden öğrenmedikleri için, kulaktan dolma asılsız birçok inancın ‘din’ olduğunu zannederler. Dinin, hayatlarını zorlaştıracak kısıtlamalar getireceğine inanırlar. Oysa gerçekte ise Allah'ın dinini yaşamak ve emirlerini yerine getirmek son derece kolaydır.

Yüce Allah "... Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle bu gerçeği tüm insanlara haber verir. Kur’an’daki tüm emir ve hükümler insanların fıtratlarına en uygun şekilde yaratılmıştır ve hiçbirinde bir zorluk yoktur. İnsan Kur’an’a tabi olup, Rabb’inin sınırları içinde yaşadığında gerçek mutluluğu yaşayabilir. Kuluna can veren Allah, onun mutlu ve huzur içinde yaşayacağı en güzel sistemi de yaratmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi de Şualar’ında kolay ve güzel bir yaşama ancak samimi olarak din yaşandığında kavuşulabileceğini söyler:

"İman ve tevhid yolu, gayet kısa ve doğru ve müstakim ve kolaydır. Ve küfür ve inkâr yolları gayet uzun ve müşkilâtlı ve tehlikelidir. Demek bu istikametli ve hikmetli ve herşeyde en kısa ve kolay yolda sevk edilen bu kâinatta, elbette şirk ve küfrün hakikatları olamaz ve İman ve tevhidin hakikatları, bu kâinata güneş gibi lâzım ve vâcibdir.” (Şualar, Sf.490)

İnsan dünyaya değil, Rabb’ine yöneldiğinde huzuru bulur, ancak O’na yakın, O’na dost olduğunda bu sıkıntılardan kurtulabilir. Kalbi, “…yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. (Rad Suresi, 28)

Allah’a yakın olmayı, O’nu hoşnut etmeyi dileyen insan, O’nun Kendisini tanıttığı hak kitabı okur, düşünür ve yol gösterici olarak ona tabi olur. Kişinin karakterini ve yaşam tarzını belirleyecek kıstas Kuran'dır. Ve bu yol gösterici, ona uyanı karanlıklardan aydınlığa çıkaracaktır.

Kur’an'a tabi olarak kazanılan karakterde sıkıntı, huzursuzluk ve kaygı olmaz. Kur’an ahlâkıyla ahlâklanan kişi kesinlikle güzel bir yaşama, dengeli bir ruh haline ve güzel davranışlara sahiptir. Yüce Allah’ın bu karakteri yaşayan müminlere vereceği karşılık ise en güzelidir.

Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara Kendi fazlından artıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur Suresi, 38)