zahir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zahir etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Mart 2011 Çarşamba

Karanlık Basınca Kalakalanlar





İman eden insan dünya hayatında yaşadığı olayların zahirine aldanmaz. Her zaman olaylara batınından bakar, ardında gizlenen hayırları, hikmetleri görmeye çalışır. Ve daima Rabbimiz’in hayırlarla dolu yarattığı kaderi şükürle, sabırla izlemeye çaba gösterir.


İnanmayan kimselerin en belirgin özelliklerinden biri ise karşılaştıkları olayları hemen zahiri yüzüyle değerlendirmeleridir. Rum Suresinde; “Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır.” ayetiyle bu bilgi haber verilir.



Hayatını kendisinin şekillendirdiğini düşünme yanılgısındaki insanın huzurlu bir yaşamı olmaz. Uğraşıp didinerek sonunda ideali olan bir işe, eve, paraya ve aileye kavuşan kişi, ancak bu kez de başka endişeler yaşamaya başlar. Ya sahip olduklarını bir gün kaybederse?..



İşte bu kuruntular nedeniyle, iman etmeyenlerin ruh hali, cehennemin belalarla dolu karanlıklarında ’ne ölebilen ne de diri kalabilen’ insanlarınki gibidir.Yüce Allah, dünya hayatındaki zorlukları aşmanın ve gerçek mutluluğu yaşamanın yolunu gösterdiği halde, bile bile yüz çeviren insanlar yalnızca ’kendilerine zulmederler’. Bu kişilerin durumu Kuran’da, " Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar." (Yunus Suresi, 44) ifadesiyle bildirilir.



Dünya hayatında karşılaştıkları zorluklar, hastalıklar, iman edenler için kendilerini Allah’a yaklaştıran birer vesiledir. Oysa bu zor durumlar bazı insanların Allah’a isyan etmelerine yol açar. Sadece hastalık ve zorluk zamanında değil, her an Allah’a sığınan, O’nu çok anan müminler, her şeyin Allah’tan geldiğini ve çözümün de yine rahmet sahibi Allah’tan geleceğini bilirler. Ve gösterdikleri sabrın onları kurtuluşa götüreceğine inanırlar. Zorluk zamanları, iman etmiş bir insanın gösterdiği sabır ve tevekkülle, Allah’a olan sevgisini en güzel ifade edeceği zamanlardır. Bu, iman edenleri etmeyen insanlardan ayıran en büyük sırlardan biridir. Bu sırrı kavrayan müminler dünyada inkarcılardan tamamen farklı bir hayat yaşarlar.



Yüce Allah kullarını imtihan edeceğinin bilgisini, “Andolsun, Biz sizi biraz korku, açlık ve bir parça mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz. Sabır gösterenleri müjdele. Onlara bir musibet isabet ettiğinde, derler ki: "Biz Allah’a ait (kullar)ız ve şüphesiz O’na dönücüleriz." (Bakara Suresi, 155-156) ayetiyle açıklar.



İnsan yaşadığı olaylar karşısında Allah’a tevekkül edip, sabır gösterdiğinde kazançlıdır ve ayetle de haber verildiği gibi Rabb’i ona kurtuluş müjdesi verir. Bu belalar, insanlar için hatalarını fark etmelerini sağlayacak büyük birer fırsattır. Çünkü insanlar böyle anlarda Allah karşısındaki acizliklerini anlarlar. Bu durumda vicdanına kulak verebilen insan, hatalarını görebildiği için şükreder ve tevbe ederek Allah’a yönelir…



Allah, imandan uzak yaşayan insanların durumuna Kuran’da şöyle bir örnek verir:



"İşte bunlar, hidayete karşılık sapıklığı satın almışlardır; fakat bu alışverişleri bir yarar sağlamamış; hidayeti de bulmamışlardır. Bunların örneği, ateş yakan adamın örneğine benzer; (ki onun ateşi) çevresini aydınlattığı zaman, Allah onların aydınlığını giderir ve göremez bir şekilde karanlıklar içinde bırakıverir. Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler. Ya da (bunlar) karanlıklar, gök gürültüsü ve şimşek(ler)le yüklü, ’gökten şiddetli bir yağmur fırtınasına tutulmuş gibidirler ki, yıldırımların saldığı dehşetle’; ölüm korkusundan parmaklarıyla kulaklarını tıkarlar. Oysa Allah kafirleri çepeçevre kuşatıcıdır. Çakan şimşek neredeyse gözlerini kapıverecek; önlerini her aydınlattığında (biraz) yürürler, üzerlerine karanlık basıverince de kalakalırlar. Allah dileseydi, işitmelerini de görmelerini de gideriverirdi. Şüphesiz Allah, herşeye güç yetirendir. Ey insanlar, sizi ve sizden öncekileri yaratan Rabbinize kulluk edin ki sakınasınız." (Bakara Suresi 16….21)



Kuran’daki bu örnek, iman etmeyen kişinin kaybını çok detaylı açıklar. İman etmeden yaşayan kişinin yaptığı seçim ona bir fayda sağlamamış, hidayeti, mutluluğu ve aradığı hiçbir şeyi bulamamıştır.İman eden insan ise, Rabb’i ile derin bağlantıdadır; canından malından geçer, en zor anda da şiddetli Allah aşkını ve muhabbetini diri tutar. İşte o zaman Allah’ın mümin üzerinde koruması başlar ve yaşamındaki her olay güzel sonuçlanır…

14 Ocak 2011 Cuma

‘Batın’ı Görebilmek

Birçok insan göremediği şeye inanamaz, varlığından kuşku duyar. Tarih boyunca Allah’ın varlığını öncelikle kendilerine kanıtlamak için, insanlar türlü yollar aramışlardır. Allah’a ibadet etmek amacıyla görünür putlar edinmeleri de, insanların bu düşüncelerine örnektir.

Fransız düşünür René Descartes de, insan ruhunun bedenle maddesel bağlantısını aramış, sonunda bu bağlantının, pineal bez (epifiz) üzerinden kurulduğunu düşünmüştür. Pineal bez, onun vücutta simetrik yapıda olmayan ve merkezi yerleşimli olarak gördüğü tek organeldir ve günümüzde biyolojik saatin merkezini oluşturduğu anlaşılmıştır. Descartes, bunu ruhun evi/sandalyesi olarak kabul eder.


Şekilcilik dine de girmiştir. Toplumun bir kesiminde zamanla gerçek İslam inancının ve ibadetlerin anlamı boşaltılıp şeklen yaşanan bir din gelişmiştir. Yaşanan, Kur’an hükümlerinden uzaklaşmış, insanların kendi yorumlarına, hurafelere dayalı, bağnaz ve şeklen yaşanan bir dindir.
Dinin temel ibadetleri, bu kişiler için amacından ve batınından çok zahiri yönüyle önemlidir. Örneğin bu kişiler için namaz hafif bir spor gibidir; insan vücuduna yararlıdır ve kılındığı zaman vücudun spor gereksinimi karşılanır. Namazın ruhunu boşaltıp, bu yönünü vurgulayan kişiler, bilimsel olarak bu ibadetlerin yararlı olduğunu da kanıt olarak ileri sürerler.


Bu anlatılanlar bilimsel doğrulardır, ancak namaz bu değildir. Namaz, müminin Allah’a yakınlaşması, O’na boyun eğmesi, dünyevi her şeyden sıyrılarak Rabb’ini düşünebilmesi için bir yöneliştir.


Namaz gafleti kaldırır, insanın bilincini ve şuurunu canlı tutar. Müminin Allah’ın buyrukları doğrultusunda bir yaşam sürdürmesine yardımcı olur. Namaz kılmak için Rabb’i huzurunda kıyam eden mümin, Allah ile güçlü bir manevi bağ kurar. Namaz insana her an Allah’ı hatırlatır ve insanı her türlü kötülükten alıkoyar:


"Sana Kitap'tan vahyedileni oku ve namazı dosdoğru kıl. Gerçekten namaz, çirkin utanmazlıklar (fahşa)dan ve kötülüklerden alıkoyar. Allah'ı zikretmek ise muhakkak en büyük (ibadet)’tür. Allah, yaptıklarınızı bilir. " (Ankebut Suresi, 45)


Namaz ibadetinde olduğu gibi, orucun batınındaki hikmetler üzerinde de fazla düşünmeyen kişiler, oruçla ilgili olarak da mideyi rahatlatma konusunda yararlı olduğunu söylerler. Belli bir zaman aç kalmak ve yılın belirli zamanlarında mideyi dinlendirmek bilimsel bir doğrudur. Ancak oruç da bu değildir.


Oruç, insanların Allah’ın nimetlerini ve rahmetini daha derin kavramalarına ve şükretmelerine vesiledir. Allah’ın insanlara Kur’an’la bildirdiği tüm buyruklarında olduğu gibi, oruçta da çok fazla hayır ve hikmetler vardır. Oruç da, iman sahiplerinin bu hikmetleri düşünmelerine ve bu şekilde imanda derinleşmelerine vesile olur.


İnsan yaşamı boyunca her an, Allah'ın rahmetiyle sunduğu sayamayacağımız kadar çok çeşitte ve lezzette nimetle muhatap olur. Oruç tutulan Ramazan ayında, insanlar kısa süreliğine de olsa bu nimetlerden uzak kalırlar. Böylece oruçla, kendilerine lütfedilen nimetlerin değerini daha iyi anlama olanağı bulurlar.


Ancak oruç tutmanın toplumda genellikle aç kalmak ve açlığa tahammül etmek olarak algılanması nedeniyle, Ramazan boyunca uzak durulan her şey, bayramla birlikte yeniden yaşanmaya başlar. Birçok insan hayatına aynen eskisi gibi, kaldığı yerden devam eder…
Güzel ahlakı kazanabilmek için insan ruhunu beslemeli, terbiye etmeli ve üzerinde söz sahibi olabilmelidir. Sabırlı, özverili, cesur, dürüst olabilmek kararlılık gerektirir. Öfkelenebileceği bir olayla karşılaştığında, mümin öfkesini yener; çünkü ruhunu beslemiş, kendisini Allah’ın hoşnut olacağı şekilde kontrol etmeyi öğrenmiştir. Samimi iman sahibi, koşullar ne denli zorlu da olsa dengeli davranır, tevekkül ve sabır gösterir, davranışları son derece olumlu olur.


İmtihanın gereği olarak zayıf yaratılmıştır insan; uykusu gelir, acıkır, yorulur… Kişi, kendisindeki zayıflıklara karşı iradesini kullanarak Allah'ın emri üzere hareket eder. Zaaflarını yenerek Allah’ın hoşnutluğu amacıyla kendisini kontrol edebilen insan, ruh terbiyesinin ilk adımını atmıştır. Bu nedenle namaz, oruç ve diğer tüm ibadetleri gereği gibi yerine getirmesi, kişinin imanının derinleşmesine vesile olur.


Samimi mümin için zahirinde hiçbir şey yoktur; mümin her olaya batınından bakar. Allah’a gereği gibi kulluk ve ibadet edebilmek için en başta ruhumuzu iyi yönde beslememiz, et yığını olmaktan çıkmamız gerekir. Nefsimizi beslersek ete/kemiğe dönüşürüz, ruhumuzu beslersek insan oluruz. Tüm varlığımız, ibadetlerimiz, yaşamımız ve ölümümüz, kısacası her şeyimiz O’na aittir, O’nun hoşnutluğu içindir…


"De ki: "Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah'ındır." (Enam Suresi, 162)