cahiliye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cahiliye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2011 Çarşamba

Başucumuzda Ölüm…



Bir saat sonra ölüm meleklerinin geleceğini, canınızın alınacağını hayal edin. O an anlamını yitirecek olanların neler olduğunu düşünün. Tümü, yaşam boyunca en çok değer verdiğiniz dünyevi şeyler değil mi?... Nasıl da bir anda anlamsızlaştı hepsi?


Acaba o an, Allah’ın huzuruna çıkmaya hazır mısınız? Gereği gibi kulluk ettiniz mi Rabb’inize?

Yıllar boyu çalışıp, sahip olduğu trilyonu çekmek için gittiği bankanın kapısında ölen birini konu etmişti bir gazete haberi... O anda her şey bitti, o kadardı işte…


Dünya, ahiretle kıyas bile edilmeyecek kadar basit ve değersiz. Bunu vurgulamak içindir ki, dünya’ kelimesi, Arapça ‘dar, sıkışık, alçak’ anlamından türemiş. İnsanlar bu dar, düşük dünyadaki 60-70 yıllık ömürlerini çok uzun, tatmin edici, değerli zannederler, ama göz açıp kapama süresidir; ömür geçer. Ölüm yaklaşınca, insanlar yaşamın ne kadar kısa sürdüğünü kavrarlar.


Denir ki onlara; "Yıl sayısı olarak yeryüzünde ne kadar kaldınız?" Derler ki: "Bir gün ya da bir günün birazı kadar kaldık, sayanlara sor. Yalnızca az (bir zaman) kaldınız, gerçekten bir bilseydiniz. Bizim, sizi boş bir amaç uğruna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülüp getirilmeyeceğinizi mi sanmıştınız?" (Müminun Suresi, 112-115)


Cahiliye, bilgisiz, bilinçsiz bir toplumdur. Bireyleri, yaşamlarını kesin gerçeklere ve akla dayandırmazlar. Boş/batıl inançlar, gerçek dışı zanlar, kısacası aldanış ve yanılgıyla yaşarlar. Yanılgıların biri de, ölüme ilişkindir. Ölüm, elden geldiğince düşünülmemeli, konuşulmamalı, hatta akla getirilmemelidir.


Ölümü göz ardı ederek yapmak istedikleri; akıllarınca ölümden kurtulmaktır. Düşünmeyerek uzaklaştıklarını zannederler. Bu devekuşu mantığı, ölüm tehlikesini ortadan kaldırır mı? Tam tersi insan hazırlıksız yakalanır ve dolayısıyla daha büyük zarar görür.


Cahiliyenin bu mantığı samimi inanan için asla geçerli değildir. Ölüm, yaşamdaki tek kesin ve açık gerçektir; o bunu yok sayarak sanal bir dünyada yaşamaz. Ölümü ciddiye alır, ciddi düşünür, ciddi konuşur, ciddi hatırlatır. "…Elbette sizin kendisinden kaçtığınız ölüm, şüphesiz sizinle karşılaşıp-buluşacaktır. Sonra gaybı da, müşahede edilebileni de bilen (Allah)a döndürüleceksiniz; O da size yaptıklarınızı haber verecektir." (Cuma Suresi, 8) ayetiyle uyarır…


Ölüm göz ardı edilmesi gereken bir ‘bela/musibet’ değildir; ölüm yaşamın gerçek anlamını hatırlatan ve yoğun düşünülmesi gereken önemli bir olaydır. Samimi insan, neden tüm canlıların ölümlü olduklarını, Allah'ın neden belli bir sürenin sonunda insanın dünya hayatını sona erdirdiğini derin düşünür. Her varlığın ölümlü olması, Yaratan karşısındaki aczi ve zayıflığı gösterir. Herşeyin olduğu gibi, yaşamın sahibi de Allah'tır. Tüm yaratılmışlar Allah'ın dilemesi ile var olurlar ve yine O’nun dilemesi ile yaşamlarını yitirirler.


(Yer) Üzerindeki herşey yok olucudur; Celal ve ikram sahibi olan Rabbinin yüzü (Kendisi) baki kalacaktır. (Rahman Suresi, 26-27)


İnsanın ölümü kendisinden uzak görmesi, kendisini cennet için yeterli zannetmesi, “nasılsa Allah affeder” deyip tevil yapması, “Allah büyük” dediği halde, gerçekte Allah’ın büyüklüğünün farkında olmaması demektir.


Birçok insan ölümü görünce isyan eder. Yakını ölür, “zamansız öldü”, “içimde yaşıyor” der. Kaderi mi biliyor ki zamansız olsun ölüm? Ruh ve beden daha önce de ayrıydı, şimdi ayrılınca neden garip olsun? Ölümün geleceğini biliyorken kabullenemez ölümü, “hak etmedi, yakışmadı” der. Oysa felaketler, deprem, sel, ölüm hepsi haktır; çünkü Hak’tan gelir.


Ölüm her an, her yerde, her şekilde gelebilir. Alınan nefesin geri verilebileceğinin garantisi yoktur. Bu yüzden her an ölecekmiş gibi davranmalıdır. Ölümü sık düşünmek insanın şuurunu açar; insan o zaman yaşamına Kur’an penceresinden bakar, Rabb’inin sınırlarını ihlal etmeden yaşar. Dünya imtihan mekânıdır ve “…Her nefis ölümü tadıcıdır.” (Enbiya Suresi, 35)


Ölüm boyut değiştirmedir. Ölüm sevgiliyi sevgiliye kavuşturan köprüdür. Yaşamı boyunca, nefsini hastalıklardan kurtarmaya çalışmış samimi insan için asla korkulacak bir olay değildir. Ölümle birlikte bir anda görüntüsü değişen mümin, -Rabb’inin dilemesiyle- cennet görüntüsünü izlemeye başlar.


Bunca kanıt ve kesin bir gerçek olan ölüm varken, şeytanın etkisiyle tüm bunları unutarak, gaflet içinde sürdürülen bir yaşam, insanın sonsuz yaşamına mal olabilir…


“Sana nasihat edici olarak ölüm yeter” Hz.Muhammed(sav)

26 Ocak 2011 Çarşamba

Çoğunluk Doğru Yolda mı?

Toplumda, çoğunluğun yaşam şeklinin, uydukları ve uyguladıkları kuralların doğru olduğu gibi bir inanış hakimdir. Kurallarını toplumun koyduğu, adeta bir din gibi benimsenen bu yaşam şekli ‘çoğunluğa uyma’ mantığıdır. Bu ‘din’in mensuplarının, toplumun çoğunluğunu oluşturuyor olması, diğer insanları da yanlış yönlendirir. Oysa Kur’an “…Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar. (Hud Suresi, 17) ayetiyle, çoğunluğun yanlış yolda olduğunu haber verir.


Yüce Allah insanlara, haksız çoğunluğun hevalarının koyduğu kurallara uymamalarını ve Kur’an ahlakını uygulamalarını buyurur. Ancak birçok insan, vicdanının sesine değil, onaylamıyor da olsa çoğunluğun yaşam tarzına ayak uydurmanın zorunlu olduğunu düşünür. Onlara göre, toplumun her bireyi bu kurallarla yaşamak zorundadır. Din dışı olan bu mantığa insanlar, adeta hak dinin gereğiymiş gibi uyarlar.
Kur’an ahlakını gerçek anlamda kavramamış olan kişilere göre; Allah'ın buyrukları dışında da insanların uyması gereken bazı kurallar vardır. İnsan sosyal bir birey olduğuna göre bu kurallara uymak zorundadır. Toplum bireylerinin hoşnutluğu önemlidir ve tek endişeleri, "insanlar ne der, ne düşünürler, benim hakkımda şöyle düşünmesinler, böyle konuşmasınlar" gibi düşüncelerdir.


Kur’an'da cahiliye olarak tanımlanan bu toplumun bireyleri, kariyer sahibi kişiler dahi olsalar, Allah'ın kudretini ve büyüklüğünü tanıyabilecek akıl ve vicdana sahip değildirler. İnsanların çoğunun bu cahil yapıda olması ve diğerlerinin de bu çoğunluğun davranışlarını kıstas almaları, tüm toplumun cehalet batağında yaşamasına neden olur. ‘‘Yeryüzünde olanların çoğunluğuna uyacak olursan, seni Allah’ın yolundan şaşırtıp saptırırlar. Onlar ancak zanna uyarlar ve onlar ancak ‘zan ve tahminle’ yalan söylerler.’’ (En’am Suresi, 116) ayetiyle bildirildiği gibi bu kişiler, zan ve tahminle hareket ederler ve insanları Allah’ın yolundan saptırarak kendi sapkın yollarına çekerler.
Farklı yollara sapan bu kimseler, kendileri gibi acz içindeki insanlara tabi olur, onların görüşlerini kesin doğru olarak kabullenirler. Vicdanlarını kullanmadıkları için, zamanla işitmeyen ve görmeyen kişiler haline gelirler. Ayetteki ifadesiyle bu kişiler, “Sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Bundan dolayı dönmezler.” (Bakara Suresi, 18)
Kur'an ahlakını samimi olarak yaşamaya çalışanlar için ise gerçek kıstas, insanların kendi vicdanlarıdır. Vicdanı kabul etmediği halde, insanlar tarafından kınanmaktan korkarak, çoğunluğun mantığını kabullenmek büyük yanılgıdır. Vicdan, insanı doğruya yönlendiren sestir. Kişinin toplum tarafından kınanmaktan korkması ve vicdanının işaret ettiği doğrulardan kaçınması son derece akıl dışı bir davranıştır.

Samimi inanan insanlar her devirde, yalnızca Allah'a kulluk etmeleri, yalnızca O’nun hoşnutluğunu gözeterek yaşamaları ve O'nun buyruklarına uymaları nedeniyle yaşadıkları toplum tarafından kınanırlar. Cahiliye toplumlarının çarpık yaşam biçimini ve şeytanî sistemini reddetmeleri, Allah Katında makbul olan ahlakı benimsemeleri nedeniyle yadırganır, tepki görürler.


Kalben Allah'a yakın olmak isteyen insan, vicdanını tam kapasite kullanır; diğeri şeytanın ve sözcüsü olan nefsinin fücurunu gözetmektir. Vicdanının önüne "çoğunluk böyle yaptığına göre doğru olan budur" mantığıyla set çeken kişi, insanların hoşnutluğunu önemser. Toplumda kınanmaktan çekinmesi nedeniyle de Kur’an ahlakından uzak yaşar.


Kur'an, insanların büyük çoğunluğunun ‘alçaltılmış’ kılındığını, samimi iman sahiplerinin ise ‘üstün’ olduğu gerçeğini vurgular. Kur'an'ın ışığında/rehberliğinde yaşamayı seçen insan, çoğunluğun yaşadığı sıkıntı ve karanlıktan kurtulur; Allah'ın dilemesiyle aydınlığa ve güzelliklere ulaşır.


Allah'ın rızası dışında bir yaşam tarzını benimseyen çoğunluğa uyma mantığı insana kazanç değil, büyük zarar getirir. Din ahlakından uzak yaşayan kişiler, çıkar kavgalarının ve düşmanlıkların yaşandığı dejenere bir toplum oluştururlar. Yaşadıkları huzursuzluk ise, ahirette onları bekleyen azabın başlangıcıdır.

... İşte onlar, buna (Kur'an'a) inanırlar. Gruplardan biri onu inkar ederse, ateş ona vaadedilen yerdir. Öyleyse, bundan kuşkuda olma, çünkü o, Rabbinden olan bir haktır. Ancak insanların çoğunluğu inanmazlar. (Hud Suresi, 17)