güçlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
güçlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

21 Mart 2011 Pazartesi

Güçlü Aile Güçlü Toplum




İnsanların büyük bir bölümü dinin yalnızca ibadetlerden oluştuğunu düşünür. Bu büyük bir yanılgıdır; gerçek din, ibadetlerin yanı sıra, yaşamın her anını kapsar ve insanlara Kuran ekseninde bir bakış açısı ve güzel ahlak özellikleri kazandırır. Bu bilince sahip inanan insan Allah’ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmak için yaşamının her anında Kuran’la bildirilen üstün ahlakı yaşamaya çaba gösterir.




İslamiyet pırıl pırıl aydınlıktır ve bize sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu emreder. İnsanlara, bitkilere, hayvanlara, kısacası Allah’ın tüm yarattıklarına sevgi duymamızı ve özverili olmamızı ister. İnanan insan her zaman ve her ortamda dürüst, samimi, kararlı karakter özellikleri, saygı ve sevgi dolu davranışlar sergiler. Bu nedenlerle Kuran ahlakına sahip insanların yaşadığı çevreler, her insanın özlem duyduğu huzur ve güven içindeki ortamlardır.




Kuran ahlakına uygun yaşam süren bir ailede, bugün birçok ailede yaşanan sorunlar yoktur. Günümüzde, anne ve babaya itaatsiz, saldırgan çocuklara ve onlara doğru ve yanlışı anlatmayan, onlarla ilgilenmeyen, birbiriyle de geçimsiz olan anne babalara çok sık rastlanır. Bu evlerde, sevgi, saygı, hoşgörü, anlayış ve şefkat yerine tartışma, kavga ve hakaret hakimdir. Oysa Kuran ahlakının yaşandığı evlerde, anne babaya itaatli, Allah’ın buyruğu gereği onlara "öf" bile demeyen, kötülüklerden uzak duran vicdanlı çocuklar yetişir. Bu evlerdeki anne babalar çocuklarını Kur’an ahlakı ile yetiştirerek hayırlı insanlar olmaları için çaba harcayan, birbirlerine de sevgi ve saygı gösteren, davranışları ile örnek insanlardır. Kısacası bu aileler sevgi, saygı ve dayanışma içinde yaşayan insanlardan oluşur.




Aile devletin en küçük, en temel birimidir. Aile yapısı ne denli güçlü ise, millet ve devlet yapısı da o derece güçlü olur. Aile yapısının çökerek, manevi değerlerini kaybetmesi ve bireyler arasında sevgi, saygı ve beraberlik duyguları körelen ailelerin oluşturduğu devletlerin güçlü olması mümkün değildir. Yalnızca karşılıklı maddi çıkarlar üzerine kurulu dinden uzak toplumlar hızla manevi çöküşe ve ahlaki dejenerasyona doğru yol alır.




Ailede bireyler arasında sevgi, dayanışma, özveri ve sadakat duyguları köreldiğinde, artık o milletin varlığının devamı zorlaşır. Bu dejenerasyon aile ortamlarıyla sınırlı kalmaz, toplumdaki diğer kesimlere de yayılır. Okullarda, arkadaşlık ilişkilerinde, iş yerlerinde kıskançlık, ikiyüzlülük, alaycılık, dedikodu gibi kötü davranışlar ortaya çıkar; tüm sistem çıkar ilişkileri üzerine kurulur. Adalet, insan hakları, huzur ve barış ortadan kalkar.




Günümüzde televizyon yayınlarında, filmlerde yoğun şeklide şiddet konusunun işlendiğine tanık oluruz. Aile içinde din ahlakı konusunda eğitilmemiş olan ve bu yoğun telkinlerden etkilenen gençlerin, hatta çocukların dahi şiddet eğilimli olduklarını görürüz. Bu durum öylesine yaygınlaşmıştır ki, küçük çocukların okullarda katliam yaptıklarına dahi şahit olmak mümkündür. Medyada zaman zaman bu konuda haberler yer almaktadır.




İslam’da şiddete yer yoktur. Suçsuz insanların ölümüne sebep olup, “Allah için yaptım” diyen insan hastadır. Bunlar kendi ruhlarındaki karanlığı ve şirk düşüncesini Kuran’a uygulamaya çalışan kişilerdir.Dinden uzak yaşayan kimseler de, gençleri küçük yaşlarından itibaren karanlık bir ortama iter, zalimliğe yönlendirirler.




Bu kişiler Allah’tan korkmadıkları için, Allah korkusu olmayan zalim nesiller yetiştirirler. Çocuklarına Allah’ın emrettiği merhametli, adaletli, hoşgörülü, akılcı güzel ahlakı öğretmezler. Hz. Nuh’un Kur’an’da söz edilen bu konudaki duası, inkarcıların ortak zalim karakterlerinin kanıtıdır:




Nuh "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma." dedi. "Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükten sınırı aşan (facir’den) kafirden başkasını doğurmazlar." "Rabbim, beni, annemi, babamı, mü’min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını artırma." (Nuh Suresi, 26-28)




Kur'an ahlakını yaşayan toplumdaki bireylerin her biri, devletine, milletine yararlı bir yurttaş, ailesini seven, saygılı bir evlat, özverili bir arkadaştır. Bu yapıdaki bireylerin oluşturduğu bir milletin huzurlu, mutlu ve birlik ruhuna sahip güven dolu bir yaşamı olur. Yüce Allah, Kuran’da, birlik içinde ve güçlü olmanın sırrını şöyle bildirir:




Allah’a ve Resûlü’ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)




Güçlü olmak ve içte bütünlük sağlamak için inananların fikir mücadelesi zorunludur. Bilgi ve kültür düzeyi yüksek, sevgi birliği ve imanı güçlü toplum, en sarsılmaz toplum olacaktır.

10 Mart 2011 Perşembe

Allah Kolaylık Diler, Zorluk Dilemez






Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez... (Bakara Suresi,185)



Günümüz toplumlarında insanların pek çoğu Kur’an ahlakından uzak bir yaşam sürerler. Çünkü toplum genelinde, din ahlakının yaşanmasının zor olduğu şeklinde yanlış bir inanış vardır. Bu yanlış bakış açısının temelinde insanların Kuran’ı tam olarak bilmemeleri ve dine dair işittikleri hurafeleri, dedelerinden ve çevrelerinden kulaktan dolma edindikleri bilgileri ‘din’ zannetmeleri, gerçek İslam’ı bunlardan ayırt edememeleri yatar.



Oysa Allah’ın insanlara yaşamaları için tavsiye etmiş olduğu ahlak, insan fıtratına en uygun yaşam şeklidir. İnsanın da dinin de yaratıcısı Rabbimiz’dir. İnsanın nefsini, ruhunu, yaşadıklarının ne kadarına güç yetirebileceğini en iyi bilen Allah, insanlar için de en kolay olanı indirmiştir. Allah insanları din fıtratı üzerine yarattığından, insana dünyada huzur verecek tek model, din ahlakını gereği gibi yaşamaktır. Kuran’da din ahlakını yaşamanın kolaylığı, "O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi.)" (Hac Suresi, 78) ayetiyle bildirilir.



Kolaydır; çünkü dinin özü güzel ahlaklı olmaktır. İnsan ruhunun en çok zevk aldığı durum güzel ahlaktır. Bütün insanlar dürüstlükten, samimiyetten, şefkatten, merhametten, güzel sözden ve alçakgönüllülükten hoşlanır. Sadakatsizlik, yalan, kötü söz, ikiyüzlülük ve kibir ise her insanın canını acıtır.



İnsanın güzel olan özellikleri yaşamakta kararlılık gösterebilmesi yalnızca vicdanına uymasıyla mümkündür. Yaşamı boyunca vicdanının sesini dinlemesi içinse, insanın Allah korkusunu kalbinde hissetmesi gereklidir. Kur’an’dan anladığımız üzere yalnızca Allah’tan korkup sakınanlar, O’na tam bir teslimiyetle teslim olanlar, sonsuz ahiret hayatını seçenler Kuran’dan öğüt alıp düşünürler. Allah bir başka ayetinde şöyle buyurur:



Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik, içi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha Suresi, 2-3)



Bu konu Kuran’ın önemli sırlarından biridir. Kuran’ı anlayabilmek için üstün bir zekaya ya da yeteneğe değil, samimi, düzgün bir niyete ve ihlasa sahip olmak gerekir. Çünkü Rabbimiz samimi kullarına Kur’an’ın aydınlığa ulaştıran kapılarını açar, onlara doğru yollarını gösterir ve kurtuluşa ermelerini sağlar. Kuran tüm insanlığa gönderilmiştir, ancak yalnızca Allah’tan saygıyla korkan, kesin bilgiyle ahirete inanan müminler için bir hidayet sebebi olur. Samimi müminler için Kur’an rahmet ve şifadır:



Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet geldi. (Yunus Suresi, 57)



Tüm bu gerçeklere rağmen bazı insanlar Kuran ahlakını yaşamaktan kaçınır, sebep olarak da çeşitli mazeretler ileri sürerler. Bunlardan biri de din ahlakını yaşamanın onları kısıtlayacağı ve yaşamlarını zorlaştıracağı endişesidir. Bu çok büyük yanılgıdır. Tam aksine din ahlakından uzak bir yaşam, insanları büyük sıkıntılarla, zorluk ve kısıtlamalarla karşı karşıya getirir.



Kuran ahlakının insanlara sunduğu yaşam ise rahat, huzurlu ve güven doludur. Kuran, toplumun ve insanların kişi üzerinde kurduğu ağır baskıları, katı kuralları ve anlamsız prensipleri ortadan kaldırır ve insanların huzur içerisinde yaşamalarını sağlar.



Yaşam rehberimiz Kur’an’ın açık ve anlaşılır olmasının yanı sıra, hüküm ve buyruklarının uygulanması da son derece kolaydır. Sonsuz güç sahibi Allah ayetlerde Kuran hakkında şöyle buyurur:



Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik. ’İçi titreyerek korku duyanlara’ ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha Suresi, 2-3)



Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 286)



Rabbimiz, merhamet edenlerin en merhametlisidir ve kullarının en rahat edecekleri, en güzel yaşam şeklini Kuran’da tüm ayrıntılarıyla tarif etmiştir. İnsan, sevgi, saygı, şefkat ve merhametten hoşlanan bir yaratılışa sahiptir. Kur’an ahlakına uygun bir yaşam da, insanın en çok zevk alacağı, en huzur duyacağı yaşamdır. Bu gerçek Kur’an’da “Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rum Suresi, 30) ayetiyle bildirilir.



Kuran’ı kendisine rehber edinen Peygamber Efendimiz(sav) de, "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" (Ramuz el-Hadis, 2. cilt, s. 510) hadis-i şerifiyle öğütte bulunmuştur. Dini özünde olduğu gibi kolay göstermek, zorlaştırmamak, insanların kalplerini Kuran’a ve din ahlakına ısındırmak, inanan her insanın önemli bir sorumluluğudur. Allah’ın elçisi de, Kuran’ı tebliğ ederek insanların üzerlerindeki ağır yükleri, zincirleri kaldırır.



Onun çağrısına icabet edenler, ona destek olup yardım edenler ve Kur’an’ın yolunu izleyenlerin gerçek kurtuluşa ve mutluluğa kavuşacaklardır.Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)



Ayrıca, din ahlakını yaşamak insanı sosyal yaşamdan, güzelliklerden ve sanattan engellemez, aksine daha çok haz almasına neden olur. Sanat, güzellikler, tüm nimetler ve estetikten en çok zevki müminler alırlar. Çünkü güzel bir sanat eserinden rengarenk çiçeklere, meyvelere, etkileyici mekanlara kadar her şeyin Allah tarafından verilmiş nimetler olduğunun bilincindedirler. Ayrıca her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunun şuurundadırlar ve bu nedenle dünyevi hiç bir şey için bencil tutkularının ardında hırsla koşturmazlar. Dinden uzak cahiliye insanları gibi her an sahip olduklarını yitirme korkusuyla yaşamazlar. Kısımlandıran, rızıkları, nimetleri adalet, hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini veren Allah, dilerse tümünü geri alabileceğinin bilincinde yalnızca Rabb’lerine dayanıp güvenirler.



Kuran tüm insanlığa aydınlığı ve güzelliği anlatır. Ancak karanlık zihniyetli cahiliye insanı ortaya adeta bir kabus tablosu çıkarır. Kendi kafasındaki ve ruhundaki karanlığı ortaya serer bu kişi, ancak o din değildir. Gerçek din pırıl pırıldır, aydınlıktır, huzur doludur. Samimi müminler için kesintisiz bir mutlulukla dolu olan Allah’ın aydınlık ve dosdoğru yolu, yaşamlarından sonsuz ahirete uzanır.



İşte Allah’a iman edenler ve O’na sarılanlar, onları kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları Kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir. (Nisa Suresi, 175)