zorluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zorluk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2011 Perşembe

Allah Kolaylık Diler, Zorluk Dilemez






Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez... (Bakara Suresi,185)



Günümüz toplumlarında insanların pek çoğu Kur’an ahlakından uzak bir yaşam sürerler. Çünkü toplum genelinde, din ahlakının yaşanmasının zor olduğu şeklinde yanlış bir inanış vardır. Bu yanlış bakış açısının temelinde insanların Kuran’ı tam olarak bilmemeleri ve dine dair işittikleri hurafeleri, dedelerinden ve çevrelerinden kulaktan dolma edindikleri bilgileri ‘din’ zannetmeleri, gerçek İslam’ı bunlardan ayırt edememeleri yatar.



Oysa Allah’ın insanlara yaşamaları için tavsiye etmiş olduğu ahlak, insan fıtratına en uygun yaşam şeklidir. İnsanın da dinin de yaratıcısı Rabbimiz’dir. İnsanın nefsini, ruhunu, yaşadıklarının ne kadarına güç yetirebileceğini en iyi bilen Allah, insanlar için de en kolay olanı indirmiştir. Allah insanları din fıtratı üzerine yarattığından, insana dünyada huzur verecek tek model, din ahlakını gereği gibi yaşamaktır. Kuran’da din ahlakını yaşamanın kolaylığı, "O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim’in dini(nde olduğu gibi.)" (Hac Suresi, 78) ayetiyle bildirilir.



Kolaydır; çünkü dinin özü güzel ahlaklı olmaktır. İnsan ruhunun en çok zevk aldığı durum güzel ahlaktır. Bütün insanlar dürüstlükten, samimiyetten, şefkatten, merhametten, güzel sözden ve alçakgönüllülükten hoşlanır. Sadakatsizlik, yalan, kötü söz, ikiyüzlülük ve kibir ise her insanın canını acıtır.



İnsanın güzel olan özellikleri yaşamakta kararlılık gösterebilmesi yalnızca vicdanına uymasıyla mümkündür. Yaşamı boyunca vicdanının sesini dinlemesi içinse, insanın Allah korkusunu kalbinde hissetmesi gereklidir. Kur’an’dan anladığımız üzere yalnızca Allah’tan korkup sakınanlar, O’na tam bir teslimiyetle teslim olanlar, sonsuz ahiret hayatını seçenler Kuran’dan öğüt alıp düşünürler. Allah bir başka ayetinde şöyle buyurur:



Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik, içi titreyerek korku duyanlara ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha Suresi, 2-3)



Bu konu Kuran’ın önemli sırlarından biridir. Kuran’ı anlayabilmek için üstün bir zekaya ya da yeteneğe değil, samimi, düzgün bir niyete ve ihlasa sahip olmak gerekir. Çünkü Rabbimiz samimi kullarına Kur’an’ın aydınlığa ulaştıran kapılarını açar, onlara doğru yollarını gösterir ve kurtuluşa ermelerini sağlar. Kuran tüm insanlığa gönderilmiştir, ancak yalnızca Allah’tan saygıyla korkan, kesin bilgiyle ahirete inanan müminler için bir hidayet sebebi olur. Samimi müminler için Kur’an rahmet ve şifadır:



Ey insanlar, Rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve mü’minler için bir hidayet ve rahmet geldi. (Yunus Suresi, 57)



Tüm bu gerçeklere rağmen bazı insanlar Kuran ahlakını yaşamaktan kaçınır, sebep olarak da çeşitli mazeretler ileri sürerler. Bunlardan biri de din ahlakını yaşamanın onları kısıtlayacağı ve yaşamlarını zorlaştıracağı endişesidir. Bu çok büyük yanılgıdır. Tam aksine din ahlakından uzak bir yaşam, insanları büyük sıkıntılarla, zorluk ve kısıtlamalarla karşı karşıya getirir.



Kuran ahlakının insanlara sunduğu yaşam ise rahat, huzurlu ve güven doludur. Kuran, toplumun ve insanların kişi üzerinde kurduğu ağır baskıları, katı kuralları ve anlamsız prensipleri ortadan kaldırır ve insanların huzur içerisinde yaşamalarını sağlar.



Yaşam rehberimiz Kur’an’ın açık ve anlaşılır olmasının yanı sıra, hüküm ve buyruklarının uygulanması da son derece kolaydır. Sonsuz güç sahibi Allah ayetlerde Kuran hakkında şöyle buyurur:



Biz sana bu Kuran’ı güçlük çekmen için indirmedik. ’İçi titreyerek korku duyanlara’ ancak öğütle-hatırlatma (olsun diye indirdik). (Taha Suresi, 2-3)



Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Kişinin nefsinin) Kazandığı lehine, kazandırdıkları aleyhinedir. "Rabbimiz, unuttuklarımızdan veya yanıldıklarımızdan dolayı bizi sorumlu tutma. Rabbimiz, bize, bizden öncekilere yüklediğin gibi ağır yük yükleme. Rabbimiz, kendisine güç yetiremeyeceğimiz şeyi bize taşıtma. Bizi affet. Bizi bağışla. Bizi esirge, Sen bizim mevlamızsın. Kafirler topluluğuna karşı bize yardım et." (Bakara Suresi, 286)



Rabbimiz, merhamet edenlerin en merhametlisidir ve kullarının en rahat edecekleri, en güzel yaşam şeklini Kuran’da tüm ayrıntılarıyla tarif etmiştir. İnsan, sevgi, saygı, şefkat ve merhametten hoşlanan bir yaratılışa sahiptir. Kur’an ahlakına uygun bir yaşam da, insanın en çok zevk alacağı, en huzur duyacağı yaşamdır. Bu gerçek Kur’an’da “Öyleyse sen yüzünü Allah’ı birleyen (bir hanif) olarak dine, Allah’ın o fıtratına çevir; ki insanları bunun üzerine yaratmıştır. Allah’ın yaratışı için hiçbir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran din (budur). Ancak insanların çoğu bilmezler.” (Rum Suresi, 30) ayetiyle bildirilir.



Kuran’ı kendisine rehber edinen Peygamber Efendimiz(sav) de, "Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz" (Ramuz el-Hadis, 2. cilt, s. 510) hadis-i şerifiyle öğütte bulunmuştur. Dini özünde olduğu gibi kolay göstermek, zorlaştırmamak, insanların kalplerini Kuran’a ve din ahlakına ısındırmak, inanan her insanın önemli bir sorumluluğudur. Allah’ın elçisi de, Kuran’ı tebliğ ederek insanların üzerlerindeki ağır yükleri, zincirleri kaldırır.



Onun çağrısına icabet edenler, ona destek olup yardım edenler ve Kur’an’ın yolunu izleyenlerin gerçek kurtuluşa ve mutluluğa kavuşacaklardır.Onlar ki, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır. (Araf Suresi, 157)



Ayrıca, din ahlakını yaşamak insanı sosyal yaşamdan, güzelliklerden ve sanattan engellemez, aksine daha çok haz almasına neden olur. Sanat, güzellikler, tüm nimetler ve estetikten en çok zevki müminler alırlar. Çünkü güzel bir sanat eserinden rengarenk çiçeklere, meyvelere, etkileyici mekanlara kadar her şeyin Allah tarafından verilmiş nimetler olduğunun bilincindedirler. Ayrıca her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunun şuurundadırlar ve bu nedenle dünyevi hiç bir şey için bencil tutkularının ardında hırsla koşturmazlar. Dinden uzak cahiliye insanları gibi her an sahip olduklarını yitirme korkusuyla yaşamazlar. Kısımlandıran, rızıkları, nimetleri adalet, hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini veren Allah, dilerse tümünü geri alabileceğinin bilincinde yalnızca Rabb’lerine dayanıp güvenirler.



Kuran tüm insanlığa aydınlığı ve güzelliği anlatır. Ancak karanlık zihniyetli cahiliye insanı ortaya adeta bir kabus tablosu çıkarır. Kendi kafasındaki ve ruhundaki karanlığı ortaya serer bu kişi, ancak o din değildir. Gerçek din pırıl pırıldır, aydınlıktır, huzur doludur. Samimi müminler için kesintisiz bir mutlulukla dolu olan Allah’ın aydınlık ve dosdoğru yolu, yaşamlarından sonsuz ahirete uzanır.



İşte Allah’a iman edenler ve O’na sarılanlar, onları kendisinden olan bir rahmetin ve bir fazlın içine yerleştirecektir ve onları Kendisine varan dosdoğru bir yola yöneltip-iletecektir. (Nisa Suresi, 175)

7 Mart 2011 Pazartesi

Zorlu İmtihanlar



Zor zamanlar, insanın Allah’a olan sadakatini ve teslimiyetini gösterebileceği, aynı zamanda sonsuz ahiret hayatı için de çok fazla ecir kazanabileceği anlardır. Allah’ın inanan insanlar için yarattığı çok değerli zamanlarda, iman sahibi insan tüm bunların ardındaki hayır ve hikmeti bekler. Yaşadığı her anın Allah’ın kendisi için yaratmış olduğu güzellik ve ecir fırsatı olduğunu düşünür. İnanan insanın, karşısına çıkan görüntülerle yüzleşme zamanında göstereceği sabır, ahiretteki sonsuz yaşamında kesinlikle karşılığını alacağı en güzel ahlak özelliklerindendir. Allah’a duyulan aşkın en güzel ifade edilebileceği zamanlardır zorluk anları…



Tarih boyunca tüm peygamberler/elçiler yurtlarından sürülmüş, baskı altına alınmış, hatta öldürülmeye kadar varan zorluklar yaşamışlardır. Ancak tümü bu zorlu olayları Allah’a duydukları aşk ve imanlarından kaynaklanan şevkle karşılamışlardır. Hz. Yusuf iftiraya uğramış, suçsuz olduğu bilinmesine rağmen yıllarca zindanda kalmıştır. Hz. İbrahim kavminin ileri gelenlerince ateşe atılmış, Hz. Musa Firavun’un, Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav)de kavminin tehdit ve baskılarıyla karşılaşmıştır. Ancak bu kutlu insanların hepsi, yaşadıklarının imtihan olduğunun bilincinde Rabb’lerine teslim olmuş, O’na güvenip dayanmışlardır.



Bugün de inanan insanlar, Kuran ahlakını yaşama ve bu ahlakın diğer insanlara anlatılması konusunda aynı kararlılık içinde olmalıdırlar. Yaşanan zorluklardan asla yılgınlık ve ümitsizliğe kapılmamalı, Kuran’da bildirilen kardeşlik ve özveri duygularıyla bu değerli anların kazandıracağı ecri kaçırmamalıdırlar.



Kusursuz imtihan mekanı olan dünyada, yine kusursuzca yaratılmış olan uğraşılar ve nefsani çıkarlar, onları bu üstün ahlakı yaşamaktan alıkoymamalıdır. Kuşkusuz Yüce Allah’ın Katında takdir ettiği sonuç gerçekleşecektir. Bu sonuca vesile olanlar gösterdikleri bu ciddi çabanın ahirette karşılığını alırken, özveriden ve mücadeleden kaçınanlar kayba uğrayacaklardır. Allah’ın kendileri için hikmet ve hayırla yarattığı zamanları değerlendirememiş ve ecir imkânlarını kaçırmış olacaklardır.



En güzel sonuç Kur’an’da da haber verildiği gibi mutlaka inananların lehine olacak, Kur’an ahlakı tüm insanlar arasında hakim olacaktır. Allah bütün noksanlıklardan münezzeh, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve kesinlikle galip gelendir; "Ol" sözüyle dilediğini yapandır. İnsan ise Rabb’i karşısında ihtiyaç ve acz içinde olandır, Allah’ın yardımına, desteğine ve rahmetine muhtaçtır. Bu nedenle göstereceği çaba insanın yalnızca kendi kurtuluşu için olacaktır. Dahası, kendisi özveriden kaçınacak olsa da, samimi müminler sorumluluklarının bilincinde, ellerinden gelen en ciddi çabayı göstereceklerdir.



Şu unutulmamalıdır ki, Yüce Allah beğendiği bu güzel ahlakı yaşamayı içten arzulayan kullarını görünen/görünmeyen yardımıyla zafere ulaştıracaktır. Bu, "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." (Mücadele Suresi, 21) ayetiyle de haber verildiği üzere Allah’ın samimi kullarına olan vaadidir ve O vaadinden asla dönmez.



Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56)

17 Ocak 2011 Pazartesi

Ayrışmak Yerine Birleşmek

Samimi iman sahipleri arasında yaşanan sevgide, Allah’a duyulan derin korku ve içten sevgi, yapılan güzel işler, sergilenen güzel ahlak özellikleri önemli kıstastır. Yaşamını Rabb’ine adadığını davranışları ile kanıtlayan ve Allah'ın hoşnutluğunu gözeterek yaşayan insan, müminlerin büyük sevgisini ve saygısını kazanır. Müminlerin birbirlerine olan sevgileri ve birbirlerine karşı olumsuz duygular taşımamaları, Allah'ın samimi inananlara olan nimetidir. Bu nimet ahirette, “Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar. (Hicr Suresi, 47) ayetiyle bildirildiği üzere tam anlamıyla yaşanacaktır.

İman eden insanlar, bu kardeşlik ve birlik duygusunun güzelliğinin şuurunda olarak hareket etmelidirler. "... Eğer mü'min iseniz Allah'tan korkup-sakının, aranızı düzeltin ve Allah'a ve Resulü'ne itaat edin." (Enfal Suresi,1) ayeti gereği müminler ilişkilerini sıcak tutacak şekilde davranmalı, Peygamberimiz’in(sav) hadislerinde buyurduğu gibi birlikte hareket etmelidirler:


Birbirinize hased (çekememezlik) etmeyiniz. Birbirinizle buğz (düşmanlık) etmeyiniz. Birbirinizle iyi ilişkileri kesmeyiniz. Birbirinizden yüz çevirip küsüşmeyiniz ve ey Allah'ın kulları, kardeşler olunuz. (Mace ,Cilt 10, s. 32)


Yüce Allah müminlere "çekişip birbirlerine düşmemelerini" (Enfal Suresi, 46) buyurur ve bunun inananların gücünü azaltacak bir durum olduğunu bildirir. Ve “Kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, parçalanıp ayrılan ve anlaşmazlığa düşenler gibi olmayın. İşte onlar için büyük bir azap vardır.” (Al-i İmran Suresi, 105) ayetiyle birlikteliğe zarar verebilecek davranışta bulunmamaları konusunda müminleri uyarır.


Vicdanının sesine kulak veren ve kişisel çıkarlarını değil adaleti ayakta tutan bir müminin diğer iman edenlerle sürekli bir anlaşmazlık içinde olması hata olacaktır.


Müslüman toplumlar arasında, coğrafya, kültür ve geleneklerden kaynak bulan farklı görüş ve uygulamalar olabilir. Yorumları ve görüşleri diğerinden farklı mezheplere sahip de olabilirler. Ancak farklılıkları nedeniyle toplum ya da grupların birbirine cephe alması, ortak değerlerde uzlaşma sağlayamayacak kadar bir diğerini uzak görmesi büyük yanılgı olacaktır.


Görüşlerini mutlak doğru olarak görüp, kendilerini sorgulamayan ve durumlarıyla övünenlerin içinde bulundukları durum Kur’an'da, "... onlar, işlerini kendi aralarında (farklı) kitaplar halinde böldüler; her bir grup, kendi ellerinde olanla yetinip sevinmektedir." (Müminun Suresi, 53) ayetiyle haber verilir. Allah'tan korkup sakınanların ve yalnız başlarına Rabb’leri huzurunda sorgulanacaklarının bilincinde olanların bu duruma düşmekten sakınmaları gerekir. Müslüman toplumlar farklılıklar ve görüş ayrılıklarını ön plana çıkararak ayrışmak yerine, Kur'an ahlakını yaşamakta birleşmelidirler. Birbirlerini desteklemeli, farklı görüşlere sahip oldukları konularda hoşgörülü ve anlayışlı olmalıdırlar.


Sonuç Olarak


Kur’an ahlakının özünde, anlaşmazlıklar ve ayrılıklar değil, Allah’ın birliği inancı ve ortak değerler temeldir. Peygamberimiz (sav), "Size iki şey bırakıyorum onlara sımsıkı sarıldıkça asla dalalete düşmeyecek ve sapıtmayacaksınız: Kuran ve benim sünnetim" sözleriyle müminlere uymaları gereken yolu işaret eder. Yapmamız gereken hak dine uymak, ayrılığa düşmekten sakınmak; sevgi ve hoşgörü, en önemlisi de Kur’an çerçevesinde Allah'a daha çok yakınlaşmak, O'nun dinine daha çok hizmet etmek için hep birlikte çalışmaktır. Ve Allah'ın şu buyruğunu asla unutmamaktır:


Allah'ın ipine hepiniz sımsıkı sarılın. Dağılıp ayrılmayın. Ve Allah'ın sizin üzenizdeki nimetini hatırlayın. Hani siz düşmanlar idiniz. O, kalplerinizin arasını uzlaştırıp-ısındırdı ve siz O'nun nimetiyle kardeşler olarak sabahladınız. Yine siz, tam ateş çukurunun kıyısındayken, oradan sizi kurtardı. Umulur ki hidayete erersiniz diye, Allah, size ayetlerini böyle açıklar. (Al-i İmran Suresi, 103)


İnsan Allah’a yakın olduğu zaman O’nun sıfatları üzerinde tecelli eder. Kadın ya da erkek inanan insan, mümin kardeşinde Allah’ın tecellisi olan aklı ve güzel ahlakı gördüğünde Allah yolunda her türlü çileye, her türlü zorluğa göğüs gerer. İşte bu gerçek sevgidir ve Allah aşkının yansımasıdır. Bu samimi sevgiyi yaşayan insanlardan bir Kur’an ayetinde şöyle söz edilir:


Mümin erkekler ve mümin kadınlar birbirlerinin velileridirler. İyiliği emreder, kötülükten sakındırırlar, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler ve Allah'a ve Resûlü'ne itaat ederler. İşte Allah'ın kendilerine rahmet edeceği bunlardır. Şüphesiz, Allah, üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 71)


Aynı inancı paylaşan, Kur'an'a iman eden, Allah'ın buyruklarına uyan tüm inananlar kardeştirler, birbirlerinin dost ve velileridirler. İçinde iman taşıyan her insan yeryüzündeki en değerli, en şerefli ve en üstün varlıktır.

14 Ocak 2011 Cuma

İmtihan Olmasa

İmtihan, insanın hem sınanması hem de gerçekte bir eğitim mekanı olan dünyada, imani açıdan olgunlaşması için vardır. İnanan insan, Allah'ın varlığının ve gücünün bilincindedir; neden yaratıldığını ve Rabb’inin kendisinden neler istediğini bilir. Bu nedenle dünya hayatında belirlediği hedef, Allah'ın hoşnut olduğu bir kul olmaktır; her durum ve koşulda çabası bu yöndedir. Kendisini hedefine ulaştıracak her yolu dener, bunun için ciddi bir şekilde gayret eder. Sınavlarını güzel veren ve imani derinliğe kavuşan mümin, güzel davranışları karşılığında hem dünyada hem ahirette sonsuz nimet ve güzelliklere kavuşturulur.

Zorlu imtihanları özel olarak yaratan Allah, bu zorluklardan kurtuluş yollarını da kuşkusuz yaratmıştır. Kur'an, "Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Bakara Suresi, 286) ifadesiyle bu sırrı haber verir.


İmtihanın olmadığı bir dünya düşünelim. Bu ortamda, olaylar ve insanlar karşısında güzel ahlak sergilemek artık gereksizleşir. İnsanı 'iyi' ve 'güzel' yapan sevgi, saygı, merhamet, şefkat, özveri, dostluk gibi değerler anlamını yitirir. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak, hayırlarda yarışıp öne geçmek, ihtiyacı da olsa kardeşine vermek, sevdiğinden infak etmek; tüm bunlar artık önemsizdir. Çünkü insanın vermek zorunda olduğu bir imtihan yoktur. Dahası Allah'ın rızasını kazanmak gibi bir amacı da yoktur.


İnsanın imtihan zamanında tevekkül ve güzel bir sabır göstermesi Allah'a duyduğu derin sevgiden kaynaklanır. Aşkını, sadakatini ve teslimiyetini en iyi ifade ettiği an da, dünyadaki imtihan ortamı gereği yaşadığı zorluk zamanlarıdır. İmtihanın olmadığı bir ortamda ise Rabb'ine sevgisini göstereceği bir zorluk yokken insan, sadakatini ve aşkını nasıl kanıtlar?


İnanan insan, yukarıda saydığımız Kur'an ahlakının gereği olan güzel davranışlarına kendisi de şahit olduğunda mutluluk ve huzur duyar. Bu davranışlar ortadan kalktığında ise doğan, büyüyen, yiyip içen, çoğalan, ruhu adeta boşalmış bir yaratık haline gelir. O artık, yaşadığı hayattan zevk almayan, hiçbir amacı olmayan, yalnızca günü yaşayan biridir. Yaptıkları hayvanlarınkine benzer; zaten kendisi de hayvandan farksız biri olmuştur. Ruhsuz, yalnızca et ve kemikten oluşan ve bedenini besleyen bir hayvan.


Aslında hayvanlar, Allah’ın ilhamıyla insanlara hayret verecek derecede sevgi, şefkat ve özverili davranışlarda bulunur, diğer hayvanlarla dayanışma örneği sergilerler. O halde değerlerini yitirmiş amaçsız insanlar, Kur'an'da "... Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar... (Araf Suresi, 179) ayetiyle haber verildiği gibi hayvanlardan da aşağı konumdadırlar.


Birçok insan imtihandaki güzellik ve hikmeti kavrayamaz. İmtihanı anlayamayanlar, yaşam amacından uzak ve gaflette olan, nefislerinin bencil tutkularını gözeten kişilerdir. Onlar imtihanı düşünmek istemezler; çünkü çıkacak sonuçtan çekinir, alacakları karşılıktan korkarlar.
İnsanın imanî olgunluğa ulaşması için imtihan zorunludur. Örneğin okullarda, "artık sınav yapılmayacak" dense; hangi öğrenci ders çalışır? Ders çalışmayınca bir şey de öğrenilmeyecektir. Yani sınav aslında bir tür ödüldür; çalışan kazanır...


Allah, bela ve musibeti insana acı çekmesi için vermez. O, sonsuz merhametiyle, zorluk vererek kişiye Kendisini hatırlatır. İmtihan, Allah'a gönülden yönelmiş mümin için gerçekte bir ecir fırsatıdır. Yaşadığı imtihanda Rabb'ini gören ve O'nun için sabreden, kolaylık vermesi için O'na dua eden, çıkış yolunu göstermesi için Allah'a sığınan insanın değeri artar. Rabb'inin hoşnutluğunu kazanan, kalbini, ruhunu ve bedenini Allah’a tam bir teslimiyetle teslim eden insan, her an mutluluğu ve güzelliği yaşar.


İnsan sıcak evinde, imtihan ve zorluk yaşamadan sevgisini kanıtlayamaz. O nedenle imtihan, yüreği Allah aşkıyla dolu mümin için Allah’tan nimettir, rahmettir. Allah’ın hoşnutluğunu kazanma yolunda çektiği çileler insanı inceltir; kişinin sağlığını, şevk ve heyecanını artırır. Allah, rızasını kazanma yolunda mücadeleden kaçınan, gösterdiği yollarda yürümeyen insanın kalbine rahatlık ve huzur vermez; kişi sürekli bir azap ve sıkıntı içinde ömrünü geçirir.


İmtihan gereklidir; insan bir şeyleri aşmalıdır ki Allah'ın huzuruna arınmış olarak çıkabilsin. Belalar yağmur gibidir; yağan her yağmurla mümin daha arınır. Yaşanan hiçbir bela kalıcı ve sonsuz değildir. Samimi mümin, Rabb’i için sabreder; teslimiyetle, tevekkülle, yine O’nun yardımını bekler. Kendisine yalvaranların isteklerini veren Rabb'i, güç yetiremediğinde yardımıyla yanındadır. Zaten Allah, güç yetireceğinden fazlasını yüklemez.


Bu dünya hayatı, oldukça kısa ve geçici bir yararlanma yeridir. İnsan eğer binasının temelini Allah'ın hoşnutluğu üzerine değil de‘göçecek bir yar’ın kenarına kurmuşsa, aşağıların aşağısına yuvarlanır. Yaşadığı pişmanlığın geri dönüşü de artık yoktur.


İmtihan için yaratılan dünya hayatındaki sistemin anahtarı Allah'ın hoşnutluğudur. Bu anahtarın yokluğunda "... gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. (Mü'minun Suresi, 71) Yapmamız gereken -Allah'ın dilemesiyle- doğru anahtarla doğru kapıyı açmaktır.


Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. (Saffat Suresi, 106)