imtihan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
imtihan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Mart 2011 Pazartesi

Zorlu İmtihanlar



Zor zamanlar, insanın Allah’a olan sadakatini ve teslimiyetini gösterebileceği, aynı zamanda sonsuz ahiret hayatı için de çok fazla ecir kazanabileceği anlardır. Allah’ın inanan insanlar için yarattığı çok değerli zamanlarda, iman sahibi insan tüm bunların ardındaki hayır ve hikmeti bekler. Yaşadığı her anın Allah’ın kendisi için yaratmış olduğu güzellik ve ecir fırsatı olduğunu düşünür. İnanan insanın, karşısına çıkan görüntülerle yüzleşme zamanında göstereceği sabır, ahiretteki sonsuz yaşamında kesinlikle karşılığını alacağı en güzel ahlak özelliklerindendir. Allah’a duyulan aşkın en güzel ifade edilebileceği zamanlardır zorluk anları…



Tarih boyunca tüm peygamberler/elçiler yurtlarından sürülmüş, baskı altına alınmış, hatta öldürülmeye kadar varan zorluklar yaşamışlardır. Ancak tümü bu zorlu olayları Allah’a duydukları aşk ve imanlarından kaynaklanan şevkle karşılamışlardır. Hz. Yusuf iftiraya uğramış, suçsuz olduğu bilinmesine rağmen yıllarca zindanda kalmıştır. Hz. İbrahim kavminin ileri gelenlerince ateşe atılmış, Hz. Musa Firavun’un, Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav)de kavminin tehdit ve baskılarıyla karşılaşmıştır. Ancak bu kutlu insanların hepsi, yaşadıklarının imtihan olduğunun bilincinde Rabb’lerine teslim olmuş, O’na güvenip dayanmışlardır.



Bugün de inanan insanlar, Kuran ahlakını yaşama ve bu ahlakın diğer insanlara anlatılması konusunda aynı kararlılık içinde olmalıdırlar. Yaşanan zorluklardan asla yılgınlık ve ümitsizliğe kapılmamalı, Kuran’da bildirilen kardeşlik ve özveri duygularıyla bu değerli anların kazandıracağı ecri kaçırmamalıdırlar.



Kusursuz imtihan mekanı olan dünyada, yine kusursuzca yaratılmış olan uğraşılar ve nefsani çıkarlar, onları bu üstün ahlakı yaşamaktan alıkoymamalıdır. Kuşkusuz Yüce Allah’ın Katında takdir ettiği sonuç gerçekleşecektir. Bu sonuca vesile olanlar gösterdikleri bu ciddi çabanın ahirette karşılığını alırken, özveriden ve mücadeleden kaçınanlar kayba uğrayacaklardır. Allah’ın kendileri için hikmet ve hayırla yarattığı zamanları değerlendirememiş ve ecir imkânlarını kaçırmış olacaklardır.



En güzel sonuç Kur’an’da da haber verildiği gibi mutlaka inananların lehine olacak, Kur’an ahlakı tüm insanlar arasında hakim olacaktır. Allah bütün noksanlıklardan münezzeh, hiçbir şeye ihtiyacı olmayan ve kesinlikle galip gelendir; "Ol" sözüyle dilediğini yapandır. İnsan ise Rabb’i karşısında ihtiyaç ve acz içinde olandır, Allah’ın yardımına, desteğine ve rahmetine muhtaçtır. Bu nedenle göstereceği çaba insanın yalnızca kendi kurtuluşu için olacaktır. Dahası, kendisi özveriden kaçınacak olsa da, samimi müminler sorumluluklarının bilincinde, ellerinden gelen en ciddi çabayı göstereceklerdir.



Şu unutulmamalıdır ki, Yüce Allah beğendiği bu güzel ahlakı yaşamayı içten arzulayan kullarını görünen/görünmeyen yardımıyla zafere ulaştıracaktır. Bu, "Andolsun, Ben galip geleceğim ve elçilerim de." (Mücadele Suresi, 21) ayetiyle de haber verildiği üzere Allah’ın samimi kullarına olan vaadidir ve O vaadinden asla dönmez.



Kim Allah’ı, Resûlü’nü ve iman edenleri dost (veli) edinirse, hiç şüphe yok, galip gelecek olanlar, Allah’ın taraftarlarıdır. (Maide Suresi, 56)

15 Şubat 2011 Salı

Çile Cennete Ulaştırır



İnsanlar, (sadece) "İman ettik" diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar? (Ankebut Suresi, 2)



Yüce Allah, “iman ettim” diyen kulunu dünya hayatında imtihan edeceğini bildirir. İnsanların yalnızca diliyle “ben inanıyorum” demesi yeterli değildir; Allah kullarından samimi bir iman ister. İnsanın dünyadaki görev ve sorumluluğu Allah’a iman etmek, Kur’an ahlakını yaşamak, Rabb’inin sınırlarını korumak ve O’nun rızasını kazanmaya çalışmaktır.



Dini yaşamaya karar veren insan, şeytanın kendisini saptırmak için göstereceği tüm çabalara rağmen Allah’ın dosdoğru yolunda yürümekte kararlı olduğunu kanıtlamalıdır. Nefsinin bencil tutkularını Rabb’inin hoşnutluğuna tercih etmeyeceğini de davranışlarıyla göstermelidir. Peygamberimiz(sav) de bir hadisinde; "İman, kalben bilip tasdik etme, dil ile söyleyip ikrar etme, beden uzuvlarıyla da amel etmektir." (Hz. Ali r.a. Kütüb-i Sitte, 16. Cilt , Sf. 492) buyurur.



Allah, imanı yaşamayı kabul eden kulunun karşısına sabır göstermesi gereken zorluklar çıkaracak ve göstereceği tepkilerle onu sınayacaktır. Allah Kuran’da Bakara Suresi, 155. ayette, müminleri korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğini bildirir. Kur’an’la haber verilmesine rağmen, iman eden insanın karşılaştığı zorluklara şaşırması doğru değildir. Yaşanan zorluklar sıradan gibi görünen günlük sorunlar ya da büyük bir felaket gibi görünen olaylar olabilir. Samimi mümin, tümüne imtihan gözüyle bakar, Allah’a tevekkül eder ve O’nu hoşnut edecek en uygun olan davranışı gösterir.



Mümin zorluktan, çileden, beladan kaçmaz; çünkü her şey kusursuz olsa, o zaman sınama olmaz. İmanın denenmesi ve yaşanan zorluklar karşısında imanın olgunlaşması/derinleşmesi, kısacası sağlam olabilmek için insanın zorlanması, canının acıması gerekir. İmtihan mekanı olarak yaratılmış dünya, yaşadığımız olaylarla sınandığımız, sonsuz yaşamımıza geçiş aşamasıdır. Zorluk yaşamadan ve o zorluk anlarında Rabb’imize sadakatimizi, sabrımızı, tevekkül ve teslimiyetimizi göstermeden sonsuz mutluluğa ulaşamayız. Yaşadıklarımızın imtihan olduğunun bilincinde olur ve güzel ahlak gösterirsek, en şiddetli zorluk zamanında dahi Allah’ın yardımını umut edebiliriz.



Yoksa sizden önce gelip-geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü’minlerle; "Allah’ın yardımı ne zaman?" diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır. (Bakara Suresi, 214)



Allah’a gönülden yönelen insan, yaşadığı zorluk ne denli büyük olursa olsun, mutlaka bir kolaylıkla karşılaşacak ve Allah’ın dilemesiyle doğruyu bulacaktır. İmtihan dünyasının en büyük kazançlardan biri, iman sahiplerinin sınamalar karşısında gösterdikleri güzel ahlak, cesaret ve sabrın, onların ahiretteki derecelerini artıracak olmasıdır. Bu, imtihanın her zaman müminlerin lehine olan sırrıdır.



Yaşadığımız her olayda bir İlahi hikmet vardır. Mümin bu gerçeği her zaman aklında tutar ve daima Allah’ın hoşnutluğuna uygun tavırlar sergileyerek imtihanını kazanmaya çalışır. İnanan insan imtihana talip olur; imtihanda Rabb’ini görür ve imtihanını sever. Dünyada yaşadığımız imtihanların ise, umut ettiğimiz sonsuz cenneti düşündüğümüzde hiçbir önemi yoktur.



"Yoksa siz, Allah, içinizden cehd edenleri (çaba harcayanları) belirtip-ayırt etmeden ve sabredenleri de belirtip-ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?" (Al-i İmran Suresi, 142)



Allah aşkı ile yanan kul, imtihanı, acıları Rabb’ine tam teslim olarak yaşadıktan sonra, alacağı karşılık en güzelidir. Tevekkülünün, sabrının karşılığında sonsuz kurtuluşu kazanır; çile onu cennete ulaştırır.

31 Ocak 2011 Pazartesi

Dünya Ahirete Hazırlık Kursudur


İnsan, Allah’ın benzersiz sanatıyla yarattığı evrendeki sayısız gerçeğe ve O’nun sonsuz gücü karşısındaki acizliklerine rağmen neden böylesine duyarsızdır?
Allah’ın bunca varlık deliline rağmen, nasıl gözlerini gerçeklere kapatabilmektedir?
’O beklenen gün’ Rabb’i huzurunda tek başına sorgulanacağını nasıl düşünmemektedir?
Yine o gün, sonsuz azabın kendisini beklediğini anladığı an yaşayacağı geri dönüşü olmayan pişmanlıktan, nasıl bu denli gaflette olabilmektedir?
Kuşkusuz bu, insanın gerçekleri anlayamamasından değil, anlamazlıktan gelmesinden doğar. Vicdanı doğruyu fısıldadığı halde, bu kişi kendini kandırır; dünyaya olan bağlılığı ve hırsı yüzünden görüşü fludur. Bu ruh halini yaşayan insanların birçoğu, gizli ya da açık olarak ahireti inkar eder, gerçekleri net olarak göremez.
İnsan, yaşamı boyunca ahirete yönelik bir sınav yaşar ve bu konudaki çabasıyla imtihan olur. Yaşam aslında Allah’ın bizleri denemek ve eğitmek için yarattığı bir süre, dünya da bu amaçla hazırlanmış geçici bir mekândır. İnsana yüklenen sorumluluk, tüm bu gerçekleri düşünmek, Allah’ı tanımak, sonsuz gücünü kavramak, O’nun buyruklarına uymak ve yalnızca O’nun hoşnutluğunu amaçlamaktır.
Yüce Allah, insanın yaratılış ve dünyada bulunuş amacının bir denenme olduğunu, “Şüphesiz Biz insanı karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.”( İnsan Suresi,2 ) ayetiyle insana bildirirken, birçok insanın gerçeklerden yüz çevirmesi kuşkusuz büyük yanılgıdır.
Dünya, tüm detaylarıyla, denizleri, gölleri, okyanusları, çiçekleri, ağaçları, dağları ve canlıları ile birlikte insanın, bu kulluk vazifesini yerine getirip getirmediğinin denenmesi için özel olarak yaratılmıştır. Evren, evrendeki tüm sistemler, yıldızlar, gezegenler, gök cisimleri de insanın, Rabb’imizin büyüklüğünü ve sonsuz kudretini görmesi ve O’nun gücünü takdir edebilmesi için vardır. Bunların yanı sıra, dünya hayatı boyunca yaşadığı tüm olaylar, bulunduğu tüm mekanlar da kişinin dünyadaki imtihanının birer parçasıdır. İnsan yalnızca etrafındaki varlıkları, detaylarındaki incelikleri, kusursuz sistemlerini düşünerek bunların, sonsuz güce sahip bir Yaratıcı tarafından, kesinlikle bir amaçla yaratıldığını anlayabilir. Ve ardından kendisinin de bir varoluş amacı ve Yaratıcısına karşı sorumlulukları olduğunu hatırlayabilir. Çünkü insan, ona doğruyu ve gerçeği söyleyen vicdanı ile birlikte yaratılmıştır. Çevresindeki varlıkları ve olayları vicdanıyla değerlendiren insan bu gerçeklere ulaşabilir.
Allah’ın emir ve yasaklarını gözetmeyen, Allah’ın rızasına uygun yaşam sürmekten kaçınan ya da sorumluluklarını tamamen reddeden kişilerin, sonsuz azapla karşılık göreceklerine Kur’an’da dikkat çekilir. Çünkü bu, Allah’ın verdiği nimetlere karşı nankörlük etmektir ve büyük bir hatadır. Bu imtihan hayatı süresince insan, karşılaştığı her şeye sabır göstermek, Rabb’ine tevekkül etmek ve güzel ahlak sergilemekle sorumludur.
Her imtihanda Allah’ı görmek, tümünden zevk almaya, yaşanan her olayı şevkle karşılamaya yol açar. Dünya hayatında elde edilmek istenen tüm yararlar geçicidir, yok olucudur. Diğer yanda ise asla yok olmayacak/tükenmeyecek güzelliklerin bulunduğu ve insanın sonsuza dek yaşayacağı gerçek bir hayat vardır. İşte inanan insanlar dünya hayatı boyunca bu sonsuz ahiret yaşamı için ciddi bir çaba sarf eder, tüm önceliklerini buna göre belirler ve asla ölümü, cennet ve cehennemi akıllarından çıkarmazlar. Onlar bunun için çalışırlar.
Bediüzzaman dünya hayatını, lezzet, ücret ve mükafat yeri değil bir imtihan meydanı ve hizmet yurdu olarak tanımlar ve şöyle söyler: "Madem hizmet yurdudur ve kulluk mahallidir; hastalıklar ve musibetler dini olmamak ve sabretmek şartıyla, o hizmete ve kulluğa çok başarı ve kuvvet verir. Ve her bir saati, bir gün ibadet hükmüne getirdiğinden şikayet etmek değil, şükretmek gerekir. Evet ibadet iki kısımdır: Birinci kısım olumlu diğeri ise olumsuz. Olumlu kısmı malumdur. Olumsuz kısmı ise, hastalık ve musibetlerde, musibetzede, za’fını ve aczini hissedip, Rahman olan Rabb’ine yönelip, O’nu düşünüp, O’na yalvarıp halis bir kulluk yapar. Bu kulluğa riya giremez, halistir. Eğer sabretse, musibetin mükafatını düşünse, şükretse, o vakit her bir saati bir gün hükmüne geçer. Kısacık ömrü uzun bir ömür olur. Hatta bir kısmı var ki bir dakikası bir gün ibadet hükmüne geçer."
İnsan, ’hayatını yaşayarak, gününü gün ederek’ değil, Allah’a sadakat ve bağlılığını her olay karşısında göstererek kulluğunun bilincinde yaşamalıdır. İnsan dünyada türlü imtihanlarla karşılaşabilir. Açlık, korku, mal ve canlarla imtihan, Allah’ın Kur’an’la haber verdiği değişmez kanunudur. Yaşadığı zorluklar karşısında sergilediği sabır ve tevekkül, insanın Rabb’ine olan bağlılığının kanıtlarından biridir.
Yaşamlarını Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak doğrultusunda sürdüren insanlar, dünyayı nefislerinin istek ve tutkularını gerçekleştirebilecekleri bir yer olarak görmezler. Dünyevi kaygı ve hırs taşımaz, güçlü bir imana, peygamber ve salih müminlerin üstün ahlakına kavuşmayı ister, bunun için gönülden dua ederler. Ölümün yakınlığını, cennet ve cehennemi sık sık düşünürler…
Dünya, sonsuz ahirete hazırlık kursudur; dünyada oldukça ayrıntılı bir kurs görürüz. Başarıyla tamamlamak için ise sorumluluklarımızın bilincinde olmalıyız. Kehf Suresi 30. ayette “Şüphesiz iman edip salih amellerde bulunanlar ise; biz gerçekten en güzel davranışta bulunanın ecrini kayba uğratmayız.” buyurur Allah. O halde ecrimizin kayba uğramaması için “…en güzel davranışta” bulunmalıyız. Bütün davranışlarımızı, kursun rehber kitabı olan Kur’an’ın süzgecinden geçirmeli, cennet ehli olabilmek için ruhumuzu beslemeli, derinleştirmeli, zenginleştirmeli ve cennete uygun hale getirmeliyiz…

14 Ocak 2011 Cuma

İmtihandaki Önemli Sırlar

Dünya, insanın sonsuz ahiret yurduna ulaşmak için sınandığı yerdir. İnsan, yaşamı boyunca ahirete yönelik bir sınav yaşar ve bu konudaki çabasıyla imtihan olur. Yaşam aslında Allah'ın bizleri denemek ve eğitmek için yarattığı bir süre, dünya da bu amaçla hazırlanmış geçici bir mekândır. İnsana yüklenen sorumluluk, tüm bu gerçekleri düşünmek, Allah’ı tanımak, O'nun sonsuz gücünü kavramak, buyruklarına uymak ve yalnızca O'nun hoşnutluğunu amaçlamaktır. Bu imtihan hayatı süresince insan, karşılaştığı her şeye sabır göstermek, Rabb’ine tevekkül etmek ve güzel ahlak sergilemekle yükümlüdür.

İsabet eden bela ve musibetleri yaratanın Allah olduğunu kavramak, her olayda Allah’ı görmek ise, imtihandan zevk almaya, yaşanan her şeyi şevkle karşılamaya yol açar. İşte bu, dünya hayatındaki imtihanın samimi inananlara özel bir sırrıdır. Kuşkusuz bu sırrın bilincinde olmak, hem dünyada hem de ahirette asla son bulmayacak bir kazanç getirecektir.


İmtihanın bir parçası olan zor zamanlar, insanın Allah'a olan sadakatini ve teslimiyetini gösterebileceği, aynı zamanda sonsuz ahiret hayatı için çok fazla ecir kazanabileceği anlardır. Allah’ın sonsuz merhametiyle bir fırsat olarak yarattığı bu çok değerli zamanlarda, iman sahibi insan tüm bunların ardındaki hayır ve hikmeti bekler. Yaşadığı her anın, Allah'ın kendisi için yaratmış olduğu güzellik ve ecir fırsatı olduğunu düşünür.


İnanan insanın, karşısına çıkan görüntülerle yüzleşme zamanında göstereceği sabır, ahiretteki sonsuz yaşamında kesinlikle karşılığını alacağı en güzel ahlak özelliklerindendir. Allah’a duyulan aşkın en güzel ifade edilebileceği zamanlardır zorluk anları…


Ancak imtihandaki sırları tam olarak kavrayamayan kişilerin sıklıkla sordukları bir soru vardır. “Allah neden kulları için zorluklar yaratır?.. Eğer Allah her şeye gücü yeten ise arzu ettiği takdirde bunu önleyebilmesi gerekir. Eğer seven bir varlık ise sevilen varlığın acısını azaltmayı -haşa- arzu etmeyen sevgi tuhaf bir sevgidir. ”


Bu soruya İngiliz filozof John Hick şöyle cevap verir:


“Dünya bir gözyaşları ırmağı değildir. Bir ruh oluşturma ırmağıdır. Anne babalar çocuklarını bazı zevklerden mahrum bırakırlar. Onların bazı şeyleri acı tecrübelerle öğrenmelerine de izin verirler. Hatta ceza verip acı çektirirler. Bunu yapmalarının nedeni kısa vadeli hazzın yanında kendine hakim olma, bilgelik, ahlaki erdem ve kendini gerçekleştirme gibi önemli şeylerin var olduğuna inanmalarıdır. Çocuğun bakış açısından bu zalimce görünür. Ancak bu görüş yanlıştır ve çocuğun bu görüşü savunmasının nedeni anne babanın daha geniş perspektifini kavrayamamasıdır. ”


Kuşkusuz insanlar, Allah'ın ... Dilediği kadarının dışında, O'nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. (Bakara Suresi, 255)


Tarih boyunca tüm peygamberler ve elçiler de yurtlarından sürülmüş, baskı altına alınmış, hatta öldürülmeye kadar varan zorluklar yaşamışlardır. Ancak tümü bu zorlu olayları Allah’a duydukları aşk ve imanlarından kaynaklanan şevkle karşılamışlardır. Hz. Yusuf iftiraya uğramış, suçsuz olduğu bilinmesine rağmen yıllarca zindanda kalmıştır. Hz. İbrahim, kavminin ileri gelenlerince ateşe atılmış, Hz. Musa Firavun'un, Peygamberimiz Hz. Muhammed(sav) de kavminin tehdit ve baskılarıyla karşılaşmıştır. Ancak bu kutlu insanların hepsi, yaşadıklarının imtihan olduğunun bilincinde Rabb’lerine teslim olmuş, O’na güvenip dayanmışlardır.

Dünya hayatındaki imtihan, yaşamın son anına kadar devam eder. Bu nedenle insan her an Allah'ın sınırlarını gözetmeli, kaderine teslim olmalı, sabır ve kararlılığı kalbine raptetmelidir. Çünkü isyanı seçen, zorluklar karşısında sabır ve tevekkül göstermeyen kişinin, Rabb'ine döndürüldüğünde yaşayacağı pişmanlık çok daha zorludur.


İşte orada, her nefis önceden yaptıklarıyla imtihana çekilmiş olacak ve onlar asıl-gerçek mevlaları olan Allah'a döndürülecekler... (Yunus Suresi, 30)

İmtihan Olmasa

İmtihan, insanın hem sınanması hem de gerçekte bir eğitim mekanı olan dünyada, imani açıdan olgunlaşması için vardır. İnanan insan, Allah'ın varlığının ve gücünün bilincindedir; neden yaratıldığını ve Rabb’inin kendisinden neler istediğini bilir. Bu nedenle dünya hayatında belirlediği hedef, Allah'ın hoşnut olduğu bir kul olmaktır; her durum ve koşulda çabası bu yöndedir. Kendisini hedefine ulaştıracak her yolu dener, bunun için ciddi bir şekilde gayret eder. Sınavlarını güzel veren ve imani derinliğe kavuşan mümin, güzel davranışları karşılığında hem dünyada hem ahirette sonsuz nimet ve güzelliklere kavuşturulur.

Zorlu imtihanları özel olarak yaratan Allah, bu zorluklardan kurtuluş yollarını da kuşkusuz yaratmıştır. Kur'an, "Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. (Bakara Suresi, 286) ifadesiyle bu sırrı haber verir.


İmtihanın olmadığı bir dünya düşünelim. Bu ortamda, olaylar ve insanlar karşısında güzel ahlak sergilemek artık gereksizleşir. İnsanı 'iyi' ve 'güzel' yapan sevgi, saygı, merhamet, şefkat, özveri, dostluk gibi değerler anlamını yitirir. İyiliği emredip kötülükten sakındırmak, hayırlarda yarışıp öne geçmek, ihtiyacı da olsa kardeşine vermek, sevdiğinden infak etmek; tüm bunlar artık önemsizdir. Çünkü insanın vermek zorunda olduğu bir imtihan yoktur. Dahası Allah'ın rızasını kazanmak gibi bir amacı da yoktur.


İnsanın imtihan zamanında tevekkül ve güzel bir sabır göstermesi Allah'a duyduğu derin sevgiden kaynaklanır. Aşkını, sadakatini ve teslimiyetini en iyi ifade ettiği an da, dünyadaki imtihan ortamı gereği yaşadığı zorluk zamanlarıdır. İmtihanın olmadığı bir ortamda ise Rabb'ine sevgisini göstereceği bir zorluk yokken insan, sadakatini ve aşkını nasıl kanıtlar?


İnanan insan, yukarıda saydığımız Kur'an ahlakının gereği olan güzel davranışlarına kendisi de şahit olduğunda mutluluk ve huzur duyar. Bu davranışlar ortadan kalktığında ise doğan, büyüyen, yiyip içen, çoğalan, ruhu adeta boşalmış bir yaratık haline gelir. O artık, yaşadığı hayattan zevk almayan, hiçbir amacı olmayan, yalnızca günü yaşayan biridir. Yaptıkları hayvanlarınkine benzer; zaten kendisi de hayvandan farksız biri olmuştur. Ruhsuz, yalnızca et ve kemikten oluşan ve bedenini besleyen bir hayvan.


Aslında hayvanlar, Allah’ın ilhamıyla insanlara hayret verecek derecede sevgi, şefkat ve özverili davranışlarda bulunur, diğer hayvanlarla dayanışma örneği sergilerler. O halde değerlerini yitirmiş amaçsız insanlar, Kur'an'da "... Kalpleri vardır bununla kavrayıp-anlamazlar, gözleri vardır bununla görmezler, kulakları vardır bununla işitmezler. Bunlar hayvanlar gibidir, hatta daha aşağılıktırlar... (Araf Suresi, 179) ayetiyle haber verildiği gibi hayvanlardan da aşağı konumdadırlar.


Birçok insan imtihandaki güzellik ve hikmeti kavrayamaz. İmtihanı anlayamayanlar, yaşam amacından uzak ve gaflette olan, nefislerinin bencil tutkularını gözeten kişilerdir. Onlar imtihanı düşünmek istemezler; çünkü çıkacak sonuçtan çekinir, alacakları karşılıktan korkarlar.
İnsanın imanî olgunluğa ulaşması için imtihan zorunludur. Örneğin okullarda, "artık sınav yapılmayacak" dense; hangi öğrenci ders çalışır? Ders çalışmayınca bir şey de öğrenilmeyecektir. Yani sınav aslında bir tür ödüldür; çalışan kazanır...


Allah, bela ve musibeti insana acı çekmesi için vermez. O, sonsuz merhametiyle, zorluk vererek kişiye Kendisini hatırlatır. İmtihan, Allah'a gönülden yönelmiş mümin için gerçekte bir ecir fırsatıdır. Yaşadığı imtihanda Rabb'ini gören ve O'nun için sabreden, kolaylık vermesi için O'na dua eden, çıkış yolunu göstermesi için Allah'a sığınan insanın değeri artar. Rabb'inin hoşnutluğunu kazanan, kalbini, ruhunu ve bedenini Allah’a tam bir teslimiyetle teslim eden insan, her an mutluluğu ve güzelliği yaşar.


İnsan sıcak evinde, imtihan ve zorluk yaşamadan sevgisini kanıtlayamaz. O nedenle imtihan, yüreği Allah aşkıyla dolu mümin için Allah’tan nimettir, rahmettir. Allah’ın hoşnutluğunu kazanma yolunda çektiği çileler insanı inceltir; kişinin sağlığını, şevk ve heyecanını artırır. Allah, rızasını kazanma yolunda mücadeleden kaçınan, gösterdiği yollarda yürümeyen insanın kalbine rahatlık ve huzur vermez; kişi sürekli bir azap ve sıkıntı içinde ömrünü geçirir.


İmtihan gereklidir; insan bir şeyleri aşmalıdır ki Allah'ın huzuruna arınmış olarak çıkabilsin. Belalar yağmur gibidir; yağan her yağmurla mümin daha arınır. Yaşanan hiçbir bela kalıcı ve sonsuz değildir. Samimi mümin, Rabb’i için sabreder; teslimiyetle, tevekkülle, yine O’nun yardımını bekler. Kendisine yalvaranların isteklerini veren Rabb'i, güç yetiremediğinde yardımıyla yanındadır. Zaten Allah, güç yetireceğinden fazlasını yüklemez.


Bu dünya hayatı, oldukça kısa ve geçici bir yararlanma yeridir. İnsan eğer binasının temelini Allah'ın hoşnutluğu üzerine değil de‘göçecek bir yar’ın kenarına kurmuşsa, aşağıların aşağısına yuvarlanır. Yaşadığı pişmanlığın geri dönüşü de artık yoktur.


İmtihan için yaratılan dünya hayatındaki sistemin anahtarı Allah'ın hoşnutluğudur. Bu anahtarın yokluğunda "... gökler, yer ve bunların içinde olan herkes (ve herşey) bozulmaya uğrardı. (Mü'minun Suresi, 71) Yapmamız gereken -Allah'ın dilemesiyle- doğru anahtarla doğru kapıyı açmaktır.


Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. (Saffat Suresi, 106)