gerçek akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
gerçek akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2011 Cumartesi

Şu An Rüya Görüyor Olamaz mıyız?


Şu anda karşınızdaki bilgisayar ekranının, yazı ve resimleriyle, parlak ve canlı renkleriyle, aslında beyninizde izlediğiniz üç boyutlu bir görüntü olduğunu biliyor musunuz?


Dokunduğunuz klavyenin, parmaklarınızın üzerinde gezindiği tuşların da aynı şekilde beyninizde dokunduğunuz klavyeye ait olduğunu?..


Söz ettiklerimiz bir varsayım değil, bilimsel gelişmelerle ortaya konmuş kesin bir gerçektir. Örneğin, ekrana baktığınızda yansıyan ışık, gözünüzün retina hücreleri tarafından elektrik sinyallerine çevrilir. Optik sinirler aracılığıyla iletilen bu sinyaller, monitörün şekli, görüntülerin rengi hakkında bilgileri beynin görme merkezine taşırlar. Sinyaller, burada yorumlanır, anlamlı bir bütün haline getirilir; böylece izlediğiniz görüntü sizin için, ışığın asla giremediği başınızın içindeki karanlıkta yeniden inşa edilir. O halde, gözünüzle gördüğünüz düşüncesi aslında gerçekleri yansıtmaz. Gözler yalnızca gelen ışığı elektrik sinyaline çevirir.


Karşınızda olduğunu düşündüğünüz ekranın görüntüsü de zannedildiği gibi sizin dışınızda değil, aksine içinizdedir. Hatta zihninizdeki bu görüntünün, dış dünyada maddesel bir karşılığı olup olmadığından, gerçekliğinden de hiçbir zaman emin olamaz, bilgisayarın dışarıdaki aslına da asla ulaşamazsınız. Tuşları elinizle hissediyor olduğunuz için klavyeyi dışınızda zannedebilirsiniz. Oysa bu his de, aynen görme algısında olduğu gibi beyninizde meydana gelir. Derinizdeki sinirler uyarılır, bu uyarılar elektriksel sinyaller halinde beyne ulaşırlar. Beyindeki dokunma merkezine ulaşan bu iletiler dokunma, sertlik-yumuşaklık, sıcaklık-soğukluk gibi hisler olarak algılanır. Gerçekte ise, hiçbir zaman beyninizde izlediğiniz görüntünün dışarıdaki aslına dokunamazsınız.


Bu durum diğer tüm duyular için de geçerlidir. Örneğin, titreyen bir keman teli havada basınç dalgaları oluşturur. Bu dalgalar iç kulaktaki tüycükleri uyarır ve yine titreşimler elektrik uyarıları şeklinde beyninizin ilgili merkezine ulaşır. Sinyallerin beyinde yorumlanması sonucunda da, keman sesi duyduğunuz hissini yaşarsınız.


Koku algısı için de aynı şeyleri söyleyebiliriz. Bir portakal kabuğundan çıkan kimyasal moleküller burundaki koku algılayıcılarını uyarır. Buradan yine elektriksel sinyaller olarak beyne iletilir, orada yorumlanırlar. Özetle, algıladığımız her şey, beynimizde bize özel oluşturulur.


Algıladığımızı zannettiğimiz tüm çevre, zihnimizde oluşan renkler, şekiller, sesler ve kokulardır. Bütün bu görüntüleri, sesleri, kokuları yorumlayan ise Allah’tan bir parça taşıyan ruhumuzdur. Şu kesin bir gerçektir ki; izlediğimiz görüntülerin dışarıdaki maddesel karşılıklarından emin olamaz, algıladıklarımızın dışarıdaki karşılıklarına asla ulaşamayız. Çünkü beynimizin dışına çıkıp neler olduğunu bilemeyiz. Bizim muhatap olduğumuz, yalnızca dışarıdaki maddelerin beynimizdeki kopyalarıdır.


Rüyada mıyız?


Dünyayı algılayış şeklimizin, içinde bulunduğumuz durumun rüyalarımızdan pek farklı bir yanı yoktur. Rüyada da etrafımızdaki olayları, vücudumuzu, ses ve görüntüleri algılarız. Sevgi duyarız, düşünürüz, korkar, öfkeleniriz. Arkadaşlarımızla konuşur, onlarla aynı yemekleri yer, alışveriş yapar, beğendiğimiz giysiye dair görüşlerini alırız. Aniden bastıran yağmurdan korunmak için aynı şemsiyenin altına gireriz. Kısacası rüyamızda da maddesel bir dünya içinde yaşadığımızı zannederiz. Uyanıp herşeyin bir rüya olduğunu anladığımızda ise, yaşadıklarımızın aslında fiziksel bir gerçekliği olmadığını; tümünün zihnimizde yaratıldığını fark ederiz. Uyanık olduğumuzu düşündüğümüzde ise, dünyanın kesin gerçek olduğu kanısına varırız. Ancak uyanık olduğumuz zamanki herşey de, aynen rüyamızda olduğu gibi zihnimizde yaşanır.


O halde, şu anki algılarımızın da bir rüya olmadığına nasıl emin olabiliriz? Şu an uyanık olduğunuzu düşünmenizin nedeni, baktığınız ekranı dokunduğunuzda hissetmeniz, okuduklarınızı yorumlayabilmeniz gibi nedenlerdir. Fakat bunların hepsi, odanızdaki eşyalar, oturduğunuz sandalye, tümü beyninizde izlediğiniz kopyalardır.


Size "şu anda uyanık mısınız, yoksa rüyada mısınız?" diye sorulsa, uyanık olduğunuzu söylersiniz. Bu sorunun size rüyanızda da sorulduğu olmuştur. Rüyanızda verdiğiniz cevap da muhtemelen uyanık olduğunuz yönündedir. Ancak, uyandıktan sonra cevabınızın yanlış olduğunu anlamışsınızdır. Aynı yanılgıya şu anda da düşüyor olabilir misiniz?…


Şu anda da rüya görüyor olamaz mısınız?

Şimdiye kadar olan tüm yaşamınız bir rüya olamaz mı?

İçinde yaşadığınız dünyanın gerçekliğinden emin misiniz?

Ya gerçekliğinden asla kuşku duymadan sımsıkı bağlandığınız dünya hayatı kısacık süren bir rüya ise?..

Ve Peygamber’imiz’in (sav) bir hadisindeki gibi uykudaysak ve ölümle uyanarak sonsuz yaşamımıza başlayacaksak?..

23 Mart 2011 Çarşamba

Gerçek Mutluluk




Gerçek mutluluk yalnızca insanın kalbinin tatminiyle mümkündür. Ancak bunun yolu, çoğu kişinin zannettiği gibi dünya nimetlerine kavuşmak, toplumda saygı ve sevgi görmek, takdir ve övgü almaktan geçmez. Mutluluğun sırrı Kuran’da tüm insanlara bildirilir. Bu sır, "…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır)." (Ra’d Suresi, 28-29) ayetiyle haber verildiği üzere Yüce Allah’ı anmak ve güzel işler yapmaktır.



Allah dünyada sayısız güzellik var etmiştir. Ancak bunlardan gerçek anlamda haz alabilmek için, bu güzellikleri takdir edebilecek bir anlayış gerekir. Örneğin bir çiçeğin yapraklarındaki özel bir oran dahilindeki kusursuz dizilim, etkileyici kokusu, dokusundaki yumuşaklık bu muhteşem güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğinin göstergesidir. Bunu gerçek anlamda görebilenler ise ancak imanın kazandırdığı net bir bakış açısına sahip olan insanlardır.



Toplumda, mutsuzluğu yaşamın bir gerçeği olarak kabullenmiş olan çok sayıda insan olduğunu görürüz. Oysa mutsuzluk, imani açıdan zayıflığın bir sonucudur. İnsan Allah’ın kendisi için belirlediği kaderinden hoşnut olursa her şey güzel gelir; ancak imani yönden zayıf insan kaderine razı olmaz, yaşadığı her şey ona eziyet gelir, zul gelir. Kişi, alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran Allah’ı tanımaz, O’na yönelmez, O’nun bildirdiği güzel ahlakın dışında bir yolda yürürse mutsuz olması kaçınılmazdır. Yüce Allah, Taha Suresi’nin 124. ayetinde "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." buyurarak bu gerçeği haber verir.



Etrafındaki sayısız nimete rağmen dünya hayatında mutsuz olduğunu, sıkıntı ve zorluk içinde bir yaşamı olduğunu düşünen insanın, bunun nedenlerini düşünmesi ve yaşamını bir gözden geçirmesi gerekir. Bu kişinin, “neden varım?”, “yaşamımın amacı nedir?”, “ben ne yapıyorum, amaçlarım ne?” sorularını kendine sorması gerekir. Ayrıca böylesine güzelliklerle ve sayılamayacak kadar çok nimetle dolu olan dünyada, neden mutsuzluk ve sıkıntı içinde zor bir yaşam sürmektedir? Yaşamındaki amaçsızlığın kaynağını araştırmalı, bu konuda ciddi bir arayış içinde olmalıdır. Dünyadan en fazla yararlanmak amacı üzerine kurduğu yaşamında, gerçek mutluluğu tadamamasının nedenini düşünmelidir.



Kullarına şah damarlarından daha yakın olan, nefislerindekini daha iyi bilen, herşeyin gizli taraflarından haberdar olan Rabbimiz, bu kimsenin kalbindeki isteği ve arayışı bilir, ona kurtuluş yollarını gösterir. Eğer insanın yaşamında huzur, ruhunda güzel bir gelişme olmuyorsa, bu, kişilerin kendisinden kaynaklanır. Allah bu gerçeği Kuran’da "Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir..." (Nisa Suresi, 79) ayetiyle insanlara bildirir.



İçinde bulunduğu bu durumdan kurtulmak için, insan ruhunda samimi bir değişiklik yapmalıdır. Kişi samimi olarak kendisini sorguladığı ve kendinde olanı düzeltmeye niyet ettiğinde Allah kulunun dileğini gerçekleştirecekir. Bu sır Kuran’da, "Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir." (Enfal Suresi, 53) ayetiyle haber verilir.



Rızıkları, nimetleri adalet, hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini veren Allah, iman edenlere olan sevgisinin bir göstergesi olarak onları dünya hayatında çeşitli nimetlerle yararlandırır. Bu, iman eden bir insanın tüm yaşamı için geçerlidir. Mümin aldığı nefesin dahi nimet olduğunun bilincinde olarak, yalnızca bütün varlığın diliyle yegane övülen Rabb’ine şükreder.



Yüce Allah merhamet edenlerin en merhametlisidir, rahmeti çok geniştir. O’nun istediği ahlakı ve sınırlarını koruyan kulunu geçmişte ne kadar büyük hata ve günah işlemiş olursa olsun bağışlayacağını; kötülüklerini örtüp iyiliklere çevireceğini, onun için hem dünya hem de ahiret yaşamında iyilik ve güzellik yaratacağını bildirir. Allah bu gerçeği Kuran’da "Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 112) ayetiyle müjdeler.



Sahip olduğu nimetlerin Allah Katından bir lütuf olduğunu bilen bir insan için, sabah uyanabilmek dahi çok büyük bir nimettir. Adım atabilmek, yürüyebilmek, konuşup düşünebilmek bu kişi için büyük bir mutluluktur. İnsan nimetlerin değerini genellikle kaybettiğinde takdir eder. Ancak samimi inanan insan bu nimetleri verenin Allah olduğunun ve dilerse geri alabileceğinin şuurunda olduğundan, elindekilere şükreder. Kalbi mutmain olan müminin mutlu olmak için dünyevi nimetlere ihtiyacı yoktur.



Dünya hayatında ardına düşülen her şey kaybolacaktır. Kaybolacak şeylerden vazgeçmek gerekir. Kişi bundan vazgeçmediği için hepsi sıkıntı ve eziyet olur. Allah kaybolup gideceklerin bırakılmasını, ardına düşülmemesini ister; insan ise bunu yapmayıp kendine zulmeder. Oysa insan nefsine zulmeden pisliklerden kurtulduğunda, pırıl pırıl bir imana kavuşacaktır.



İnanan insanlar ‘göz açıp kapama süresi kadar kısa’ olan dünya hayatının imtihan amacıyla yaratılmış olduğunu bilir, Allah’ın sınamak için yarattığı görüntüler karşısında sabır ve tevekkül gösterirler. Yaşamlarındaki her zorluğun, gösterdikleri güzel davranışlar nedeniyle ecir vesilesi olacağının bilincindedirler. Samimi müminlerin dünya hayatındaki neşeli, huzurlu, güvenli, rahat tavırlarının ve mutluluklarının nedenlerinden biri budur.

20 Mart 2011 Pazar

Gerçek Akıl Allah'ı Bilir




Evrendeki canlı-cansız herşeyin tek güç ve üstün akıl sahibi Yüce Allah tarafından yaratıldığı çok açık bir gerçektir. Etrafımızda gördüğümüz her şey ya da görmediğimiz halde varlığından haberdar olduğumuz varlıklar ve sistemler; Güneş, Dünyamız, Ay, galaksiler, yıldızlar, gezegenler, dağlar, denizler, bulutlar, nehirler, insanlar, hayvanlar, bitkiler, mikrodünya… tümü Allah’ın eşsiz sanatını ve gücünün sınırsızlığını bizlere tanıtan delillerdir. Ve etrafımızda gördüğümüz herşey ,” Şüphesiz, mü’minler için göklerde ve yerde ayetler vardır. Sizin yaratılışınızda ve türetip-yaydığı canlılarda kesin bilgiyle inanan bir kavim için ayetler vardır.” (Casiye Suresi, 3-4) ifadesiyle de bildirildiği üzere Allah’ın varlığının kesin birer kanıtıdır.



Allah’ın hayranlık uyandırıcı varlık delillerini baktığımız her yerde görebiliriz. Mucizevi hassas ısı algılayıcılarına sahip bir sivrisinek dahi, insanın, Yüce Rabbimiz’in büyüklüğünü, yüceliğini, gücünü ve kudretini kavrayarak, iman etmesine vesile olabilir.



Tüm varlıkları yaratan ve her an denetiminde tutan Allah’ın, eşsiz ve benzersiz sanatıyla yarattığı mucizevi tasarımlarını sergilemediği tek bir santimetrekare yoktur. Rabbimiz bir Kuran ayetinde, “Taneyi ve çekirdeği yaran şüphesiz Allah’tır. O, diriyi ölüden çıkarır, ölüyü de diriden çıkarır. İşte Allah budur. Öyleyse nasıl oluyor da çevriliyorsunuz? “ (Enam Suresi, 95) şeklinde buyurmaktadır.



Kuran’da Allah’ın varlığının kanıtı olan herşey "ayet" olarak tanımlanır. Allah’ın ayetleri/mucizeleri/delilleri, "Yeryüzünde kesin bir bilgiyle inanacak olanlar için ayetler (deliller) vardır. Ve kendi nefislerinizde de. Yine de görmüyor musunuz?" (Zariyat Suresi, 20-21) ayetiyle ifade edildiği üzere tüm evrende ve insanın kendi nefsinde de vardır.



Dünyada yaşamı ayakta tutan tüm sistemler mucizevi dengeler üzerine kurulmuştur. Bunlar öyle hassas dengelerdir ki, biraz inceleyince hepsinde olağanüstü bir hesap ve tasarım olduğu hemen fark edilir. Örneğin Materyalizm’i şok eden Big Bang(Büyük Patlama) teorisine göre tüm evren, bir sıfır anında, büyük bir patlamayla var olmuştur. Büyük Patlama, tüm evrenin tek bir noktanın patlamasıyla yokluktan meydana geldiğini kanıtlamıştır. Dilediğini dilediği gibi yapmaya gücü yeten Yüce Rabbimiz Kuran’da, "O gökleri ve yeri yoktan var edendir..." (Enam Suresi, 101)ayetiyle bu üstün yaratışına dikkatimizi çekmektedir.



Evrenin bir sahibi ve hakimi olduğunu reddeden Materyalizm, tek gerçekliğin madde olduğunu ileri sürer. Buna göre, sonsuzdan beri var olan mutlak varlık Allah değil (Allah’ı tenzih ederim, yüceltirim), maddedir. Materyalist söylemlere dikkat edersek, din ve akıl kavramları arasında ısrarla bir ayrım yapmaya çalıştıklarını görürüz. Sürekli olarak, dinin yalnızca önkabullere dayandığı, dogmatik olduğu, aklını kullanan insanların ise bu ön kabulleri aşmış kimseler olduklarını vurgularlar.



Bu son derece ucuz ve cahilce bir aldatmacadır. Çünkü din, akıl vesilesiyle anlaşılabilir. Dinin kaynağı ve rehberi olan Kur’an, akıl ve din arasında bir ayrım yapmaz, aksine dinin temelinin akıl olduğunu söyler. Kuran’a göre, iman eden insanlar akıl sahipleridir; inkar edenler ise akledemeyen kişilerdir. Bu nedenle pekçok ayetle insanlara akıllarını kullanmaları ve düşünmeleri yönünde çağrı yapılır. Kuran’ın insanlardan düşünmelerini istediği ise, karşılaştıkları olayların nasıl ve neden olduğu konularıdır. Gerçek din de ancak bu düşünceden doğar.



Örneğin her ilköğretim öğrencisinin okulda yaptığı bir deney vardır. Bir kabın içine yerleştirilen iki kat pamuk arasına fasulyeler konur, arasıra sulanır ve gözlemlenir. Bir süre sonra fasulyelerin çatladıkları ve filizlendikleri görülür. Belli bir zaman sonra ise filizler ışığa doğru iyice uzarlar ve her öğrenci bir ‘sihirli fasulye ağacı’na sahip olur. Çocuklara çok doğal bir süreç olarak açıklanan bu olay, gerçekte olağanüstü bir mucizedir. İşte Kuran’ın istediği neden ve nasıl soruları, insanı bu olayın sıradan olmadığı ve bir tohumun bilinç ve akıl gerektiren bir iş yaptığı gerçeğine götürür.



Toprağa atılan tahta parçası görünümündeki tohumun da canlanması ve büyümesi, kendisi için gerekli olan mineralleri topraktan ayrıştırarak alması, güneşe doğru filizlenmesi, yer altına doğru köklenmesi ve çeşitli ürünler vermesi başından sonuna kadar mucizevi aşamalardır. Burada gördüğümüz olay programlanmış bir olaydır ve bir programlayanı vardır. İşte O, en üstün akıl olan Allah’tır. Kuran’ın bize bildirdiği düşünce yöntemi de; evrenin ve olayların nasıl işlediğini düşünmektir. İnsan bu şekilde hepsinin ardındaki Yaratıcı’yı görebilir. Kuran’da insanı düşünmeye yönelten ayetlerden birkaçı şöyledir:



Şimdi ekmekte olduğunuz (tohum)u gördünüz mü? Onu sizler mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren Biz miyiz? Eğer dilemiş olsaydık, gerçekten onu bir ot kırıntısı kılardık; böylelikle şaşar-kalırdınız... (Vakıa Suresi, 63-65)



İnsan bu gerçekler üzerinde düşünmediği takdirde, dünyanın başıboş ve sahipsiz ve rastlantılarla işlediğini zannedebilir. Allah’ın herşeyi yaratıp, sonra gökyüzünde bir köşeye çekilip-haşa- olayları izlediğini düşünen kişiler vardır. Bu sapkın düşünce, zaman içinde kişiyi Allah’ın varlığını inkara sürükler. "Eğer evrendeki düzen tesadüflerle işliyorsa, ilk ortaya çıkışı da tesadüfen olmuş" diye düşünebilir. Çevresinde hak dine değil de pagan dinlerine inanan kişiler de varsa, onların da etkisiyle içinde bulunduğu cahilliği, tam aksine akıllılık olarak düşünmeye başlar.



Evrendeki tüm olaylar, Rabbimiz’in izniyle, O’nun bilgisinde ve kontrolünde gerçekleşmektedir. Akıl sahibi insanlar için Allah’ın delilleri her yerdedir. Gerçek akıl ALLAH ’ı bilir.."Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılışında, gece ile gündüzün art arda gelişinde temiz akıl sahipleri için gerçekten ayetler (deliller) vardır. Onlar ayakta iken, otururken, yan yatarken Allah’ı zikrederler ve göklerin ve yerin yaratılışı konusunda düşünürler. (Ve derler ki:) "Rabbimiz sen bunu boşuna yaratmadın. Sen pek yücesin, bizi ateşin azabından koru." ( Al-i İmran Suresi, 190-191)