mutmain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutmain etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Mart 2011 Çarşamba

Gerçek Mutluluk




Gerçek mutluluk yalnızca insanın kalbinin tatminiyle mümkündür. Ancak bunun yolu, çoğu kişinin zannettiği gibi dünya nimetlerine kavuşmak, toplumda saygı ve sevgi görmek, takdir ve övgü almaktan geçmez. Mutluluğun sırrı Kuran’da tüm insanlara bildirilir. Bu sır, "…Haberiniz olsun; kalpler yalnızca Allah’ın zikriyle mutmain olur. İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır)." (Ra’d Suresi, 28-29) ayetiyle haber verildiği üzere Yüce Allah’ı anmak ve güzel işler yapmaktır.



Allah dünyada sayısız güzellik var etmiştir. Ancak bunlardan gerçek anlamda haz alabilmek için, bu güzellikleri takdir edebilecek bir anlayış gerekir. Örneğin bir çiçeğin yapraklarındaki özel bir oran dahilindeki kusursuz dizilim, etkileyici kokusu, dokusundaki yumuşaklık bu muhteşem güzelliğin büyük bir nimet olarak var edildiğinin göstergesidir. Bunu gerçek anlamda görebilenler ise ancak imanın kazandırdığı net bir bakış açısına sahip olan insanlardır.



Toplumda, mutsuzluğu yaşamın bir gerçeği olarak kabullenmiş olan çok sayıda insan olduğunu görürüz. Oysa mutsuzluk, imani açıdan zayıflığın bir sonucudur. İnsan Allah’ın kendisi için belirlediği kaderinden hoşnut olursa her şey güzel gelir; ancak imani yönden zayıf insan kaderine razı olmaz, yaşadığı her şey ona eziyet gelir, zul gelir. Kişi, alemleri nurlandıran, istediği simalara, zihinlere ve gönüllere nur yağdıran Allah’ı tanımaz, O’na yönelmez, O’nun bildirdiği güzel ahlakın dışında bir yolda yürürse mutsuz olması kaçınılmazdır. Yüce Allah, Taha Suresi’nin 124. ayetinde "Kim de Benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır..." buyurarak bu gerçeği haber verir.



Etrafındaki sayısız nimete rağmen dünya hayatında mutsuz olduğunu, sıkıntı ve zorluk içinde bir yaşamı olduğunu düşünen insanın, bunun nedenlerini düşünmesi ve yaşamını bir gözden geçirmesi gerekir. Bu kişinin, “neden varım?”, “yaşamımın amacı nedir?”, “ben ne yapıyorum, amaçlarım ne?” sorularını kendine sorması gerekir. Ayrıca böylesine güzelliklerle ve sayılamayacak kadar çok nimetle dolu olan dünyada, neden mutsuzluk ve sıkıntı içinde zor bir yaşam sürmektedir? Yaşamındaki amaçsızlığın kaynağını araştırmalı, bu konuda ciddi bir arayış içinde olmalıdır. Dünyadan en fazla yararlanmak amacı üzerine kurduğu yaşamında, gerçek mutluluğu tadamamasının nedenini düşünmelidir.



Kullarına şah damarlarından daha yakın olan, nefislerindekini daha iyi bilen, herşeyin gizli taraflarından haberdar olan Rabbimiz, bu kimsenin kalbindeki isteği ve arayışı bilir, ona kurtuluş yollarını gösterir. Eğer insanın yaşamında huzur, ruhunda güzel bir gelişme olmuyorsa, bu, kişilerin kendisinden kaynaklanır. Allah bu gerçeği Kuran’da "Sana iyilikten her ne gelirse Allah’tandır, kötülükten de sana ne gelirse o da kendindendir..." (Nisa Suresi, 79) ayetiyle insanlara bildirir.



İçinde bulunduğu bu durumdan kurtulmak için, insan ruhunda samimi bir değişiklik yapmalıdır. Kişi samimi olarak kendisini sorguladığı ve kendinde olanı düzeltmeye niyet ettiğinde Allah kulunun dileğini gerçekleştirecekir. Bu sır Kuran’da, "Nedeni şu: Bir kavim (toplum), kendinde olanı değiştirinceye kadar Allah, ona nimet olarak bağışladığını değiştirici değildir. Allah şüphesiz işitendir, bilendir." (Enfal Suresi, 53) ayetiyle haber verilir.



Rızıkları, nimetleri adalet, hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini veren Allah, iman edenlere olan sevgisinin bir göstergesi olarak onları dünya hayatında çeşitli nimetlerle yararlandırır. Bu, iman eden bir insanın tüm yaşamı için geçerlidir. Mümin aldığı nefesin dahi nimet olduğunun bilincinde olarak, yalnızca bütün varlığın diliyle yegane övülen Rabb’ine şükreder.



Yüce Allah merhamet edenlerin en merhametlisidir, rahmeti çok geniştir. O’nun istediği ahlakı ve sınırlarını koruyan kulunu geçmişte ne kadar büyük hata ve günah işlemiş olursa olsun bağışlayacağını; kötülüklerini örtüp iyiliklere çevireceğini, onun için hem dünya hem de ahiret yaşamında iyilik ve güzellik yaratacağını bildirir. Allah bu gerçeği Kuran’da "Hayır, kim (güzel davranış ve) iyilikte bulunarak kendisini Allah’a teslim ederse, artık onun Rabbi Katında ecri vardır. Onlar için korku yoktur ve onlar mahzun olmayacaklardır." (Bakara Suresi, 112) ayetiyle müjdeler.



Sahip olduğu nimetlerin Allah Katından bir lütuf olduğunu bilen bir insan için, sabah uyanabilmek dahi çok büyük bir nimettir. Adım atabilmek, yürüyebilmek, konuşup düşünebilmek bu kişi için büyük bir mutluluktur. İnsan nimetlerin değerini genellikle kaybettiğinde takdir eder. Ancak samimi inanan insan bu nimetleri verenin Allah olduğunun ve dilerse geri alabileceğinin şuurunda olduğundan, elindekilere şükreder. Kalbi mutmain olan müminin mutlu olmak için dünyevi nimetlere ihtiyacı yoktur.



Dünya hayatında ardına düşülen her şey kaybolacaktır. Kaybolacak şeylerden vazgeçmek gerekir. Kişi bundan vazgeçmediği için hepsi sıkıntı ve eziyet olur. Allah kaybolup gideceklerin bırakılmasını, ardına düşülmemesini ister; insan ise bunu yapmayıp kendine zulmeder. Oysa insan nefsine zulmeden pisliklerden kurtulduğunda, pırıl pırıl bir imana kavuşacaktır.



İnanan insanlar ‘göz açıp kapama süresi kadar kısa’ olan dünya hayatının imtihan amacıyla yaratılmış olduğunu bilir, Allah’ın sınamak için yarattığı görüntüler karşısında sabır ve tevekkül gösterirler. Yaşamlarındaki her zorluğun, gösterdikleri güzel davranışlar nedeniyle ecir vesilesi olacağının bilincindedirler. Samimi müminlerin dünya hayatındaki neşeli, huzurlu, güvenli, rahat tavırlarının ve mutluluklarının nedenlerinden biri budur.

18 Şubat 2011 Cuma

İnsanlar Neden Mutsuz?



Sevgisizliğin günümüzde tüm dünyayı sardığı, insanların birbirlerine gittikçe daha da yabancılaştığı çok açık gerçektir. Büyük kentlerdeki insanlar göz göze gelmez hatta birbirlerinin yüzüne bakmaz. Derin ve samimi sevgiyi yitiren insanların, adeta içleri boşalmış, kişiler manevi anlamda tükenmişlerdir.

Sevgi ve aşkı yitirdiğinde, insanın içinde korkunç bir boşluk meydana gelir ve artık yitirilenlerin yerini sıkıntı, azap, korku, gerginlik, kuşku ve panik alır. Bu acıdan kurtulmak için de birçok insan ya uyuşturucu ya da aklı örten, insan bedenine ve ruhuna zarar veren tehlikeli maddeler kullanmaya başlar. Ve doğaldır ki sonuç da çok kötü olur.

İman etmeyen kişi para, yiyecek, içecek, zenginlik, kısacası her şeye sahip olsa da bir türlü mutlu olamaz. Elde ettiği her şeyi bir gün yitirebileceği korkusu içinde huzursuz bir yaşam sürer. İnsanların mutsuzluğuna yol açan asıl neden tabi ki Allah’tan uzak yaşamaktır. Ancak detaylandırarak inceleyecek olursak insanı mutsuz eden birçok sebep vardır. Bu sebeplerin en önemlilerinden biri Çözümü Kur’an’da aramamaktır.

Yaşadıkları durumun açmaz bir hal aldığını açıkça gören kişiler, hayat tarzlarının bekledikleri sonucu vermediğini, kendilerini tatmin etmediğini ve hatta sıkıntıya soktuğunu yoğun olarak hissederler. Ancak buldukları çözümler din dışı cahiliyenin alternatifleridir ki bu denemeler onlara birşey kazandırmaz. Çünkü cahiliye sistemleri temelde birbirinden farklı değildir; insanlar, mekanlar ve koşullar değişse de yaşanan kaygılar, amaçlar hep aynıdır. Zengin ya da yoksul, kültürlü ya da varoşlarda yaşayan kişinin de, orta halli olan insanın da asıl hedefi dünya hayatına yöneliktir.

Oysa dünya hayatı hırsla ardından kovalanmaya değmeyecek kadar kısadır. Dünyevi hiçbir şey kalıcı değildir; ölümle birlikte tüm kazanılanlar yok olucudur. Bu nedenle nefsani attığı her adım kişiyi sıkıntıya götürür.

Din dışı cahiliye toplumlarında, insanları dini yaşamaktan alıkoyan pek çok telkin vardır. Bu telkinlerin en tehlikelilerinden biri, dini yaşamanın zor olduğu şeklindeki gerçek dışı inanıştır. Bu kimseler, dini asıl kaynak olan Kur’an'dan ve Peygamberimiz (sav)’in sünnetinden öğrenmedikleri için, kulaktan dolma asılsız birçok inancın ‘din’ olduğunu zannederler. Dinin, hayatlarını zorlaştıracak kısıtlamalar getireceğine inanırlar. Oysa gerçekte ise Allah'ın dinini yaşamak ve emirlerini yerine getirmek son derece kolaydır.

Yüce Allah "... Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayetiyle bu gerçeği tüm insanlara haber verir. Kur’an’daki tüm emir ve hükümler insanların fıtratlarına en uygun şekilde yaratılmıştır ve hiçbirinde bir zorluk yoktur. İnsan Kur’an’a tabi olup, Rabb’inin sınırları içinde yaşadığında gerçek mutluluğu yaşayabilir. Kuluna can veren Allah, onun mutlu ve huzur içinde yaşayacağı en güzel sistemi de yaratmıştır.

Bediüzzaman Said Nursi de Şualar’ında kolay ve güzel bir yaşama ancak samimi olarak din yaşandığında kavuşulabileceğini söyler:

"İman ve tevhid yolu, gayet kısa ve doğru ve müstakim ve kolaydır. Ve küfür ve inkâr yolları gayet uzun ve müşkilâtlı ve tehlikelidir. Demek bu istikametli ve hikmetli ve herşeyde en kısa ve kolay yolda sevk edilen bu kâinatta, elbette şirk ve küfrün hakikatları olamaz ve İman ve tevhidin hakikatları, bu kâinata güneş gibi lâzım ve vâcibdir.” (Şualar, Sf.490)

İnsan dünyaya değil, Rabb’ine yöneldiğinde huzuru bulur, ancak O’na yakın, O’na dost olduğunda bu sıkıntılardan kurtulabilir. Kalbi, “…yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur. (Rad Suresi, 28)

Allah’a yakın olmayı, O’nu hoşnut etmeyi dileyen insan, O’nun Kendisini tanıttığı hak kitabı okur, düşünür ve yol gösterici olarak ona tabi olur. Kişinin karakterini ve yaşam tarzını belirleyecek kıstas Kuran'dır. Ve bu yol gösterici, ona uyanı karanlıklardan aydınlığa çıkaracaktır.

Kur’an'a tabi olarak kazanılan karakterde sıkıntı, huzursuzluk ve kaygı olmaz. Kur’an ahlâkıyla ahlâklanan kişi kesinlikle güzel bir yaşama, dengeli bir ruh haline ve güzel davranışlara sahiptir. Yüce Allah’ın bu karakteri yaşayan müminlere vereceği karşılık ise en güzelidir.

Çünkü Allah, yaptıklarının en güzeliyle karşılık verecek ve onlara Kendi fazlından artıracaktır. Allah, dilediğini hesapsız rızıklandırır. (Nur Suresi, 38)