hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hikmet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Nisan 2011 Pazartesi

Boş, Amaçsız ve Hikmetsiz Konuşmak

İnsanın her davranışı, her sözü, her düşüncesi hesap gününde insanın önüne çıkarılmak üzere saklanır. Söylediği her yararlı ve hikmetli söz “Allah’a yükselir”, gösterdiği her güzel davranış insanı ahirette kazançlı çıkarır, Allah’ın dilemesiyle sonsuz kurtuluşa ulaştırır.






Günümüz toplumunda birçok insanın en belirgin özelliklerinden biri, konuşmalarının boş ve amaçsız olmasıdır. Halkın oldukça büyük bir kesiminde, “laf olsun torba dolsun” ifadesiyle tanımlanan boş konuşma, adeta bir davranış şekli haline gelmiştir. Hiçbir çözüme ve sonuca götürmeyen, kalıplaşmış belli sözler bu boş konuşmaların temelidir. Konuşulan konular belli ve kısıtlıdır ancak içeriği oldukça geniştir. Halk arasında, "geyik muhabbeti" deyimiyle ifade edilen ve ne denli gereksiz olduğu açık olan bu tarz konuşmalar, saatler ilerledikçe uzar, genişler, bir konudan diğerine atlanır. Bilgi sahibi olunmasa da, hemen herkes her türlü konuda fikir beyan eder.








Hiçbir sonuca ulaştırmayan, hiçbir yarar sağlamayan bu konuşmalar, genellikle karşısındakilere fikir, düşünce ve görüş sahibi olduğunu hissettirme amacı taşır. Bu arada, gerçekten konuşulup halledilmesi gereken konular bile, içinden çıkılması güçleşen çözümsüzlüğe sürüklenir. Kısa sürede çözülebilecek sorunlar saatlerce bazen günlerce uzar. Konuşmalar çözüm üretme yerine iddialaşma ve kişilik gösterisi haline gelir. İş toplantıları, apartman toplantıları hatta arkadaş toplantılarında hep bu tür görüntülere rastlanır. Konular her zaman basit ve yüzeysel olarak ele alınır. Oysa sorunlar akılcı, özüne inerek ve hikmetli bir biçimde dile getirilse çözüm yolları da bulunabilir. Akılcı ve hikmetli yaklaşım, Yüce Allah’ın dilediği kullarına lütfettiği bir üstünlüktür.








Kime dilerse hikmeti ona verir; şüphesiz kendisine hikmet verilene büyük bir hayır da verilmiştir. Temiz akıl sahiplerinden başkası öğüt alıp-düşünmez. (Bakara Suresi, 269)








Allah’ın katından bir nimet olan akıl ve hikmete sahip olmayan kişi, birkaç cümlede özetlenecek bir konuyu saatlerce anlatsa da açığa kavuşturamaz. Hatta bazen özellikle uzatarak adeta "tadını çıkarır". Saatlerce tartışılan ancak hiçbir sonuca varılmayan televizyonlardaki açık oturumlarda bu duruma sıkça rastlanır. Özellikle bu programlarda konuşan kişi bir türlü konunun özüne inemez; çok konuşur ancak hiçbir şey söylemez. Gereksiz detaylarla ne denli fikir, bilgi ve kültür sahibi olduğunu kanıtlamaya çalışırken, konuyu içinden çıkılamaz bir hale getirir. En önemli konularda dahi kendi kişiliği ve birikimleri ön planda, asıl konu arka plandadır. Dahası, bazen hep bir ağızdan, koro halinde konuşulur, sözler kesilir, sesler yer yer yükseltilir. Bağırarak konuşulduğunda üstün gelineceği zannedilir.








Sonuç olarak; hiçbir sonuca varılmaz. Hem konuşanlar saatlerce boş konuşmuş, hem de izleyenler saatlerce boşa vakit geçirmiş olurlar.








Müminlerin konuşmalarında ise her konuda olduğu gibi kıstas Kur’an’dır. Kur’an, yararsız sözün, boş konuşmanın Allah’ın hoşnutluğunun gözetilmediği, konuşanın ve dinleyenlerin ahiretlerine yarar sağlamayan davranışlar olduğunu haber verir. "Boş ve yararsız şeylerden yüz çevirmek" de, ancak Allah’ın hoşnutluğunun gözetilmesiyle mümkündür. Boş, yararsız ve hikmetsiz konuşmak, iman etmeyenlerin özelliğidir. Boş sözleri hem söylemekten hem dinlemekten kaçınmak, rahatsız olmak ve hayırlı konuşmalar yapmak ise müminlerin önemli bir özelliğidir.








Dünyada geçirilen her an ahiret açısından çok değerlidir. Vicdanını her an devrede tutan müminler, boş söze dalmamaya büyük özen gösterirler. "Ki onlar, yalan şahidlikte bulunmayanlar, boş ve yararsız sözle karşılaştıkları zaman onurlu olarak geçenlerdir." (Furkan Suresi, 72)








Boş ve hikmetsiz söz söylendiğinde şeytan mutlu olur; çünkü o güzel ve hayırlı sözden hoşlanmaz. Yüce Allah ise güzel sözden hoşlanır; o halde O’nun hoşnutluğunu gözeten insanın sözleri her zaman güzel, hayırlı ve hikmetli olmalıdır...

11 Mart 2011 Cuma

Zıtlıkların Yaratılışındaki Hikmetler



Yüce Allah dünya hayatında herşeyi zıddıyla birlikte yaratır. Gece-gündüz, güzel-çirkin, sıcak-soğuk, aydınlık-karanlık, temiz-kirli, yeni-eski, genç-yaşlı dünyada tümü bir aradadır. Aynı şey insanlardaki ahlâk özellikleri için de geçerlidir. Tüm bu zıtlıkların yaratılış hikmeti ise aralarında kıyas yapabilmemiz amacını taşır. Tümü, şükretmemiz ve güzel ahlaka yönelmemiz için birer vesiledir.


Nefsi, insanı Allah’ın hoşnut olmayacağı çirkin davranışlara yöneltmek ister. İnsanın nefsinde ruhu kirleten cimrilik, bencillik, kıskançlık, ümitsizlik gibi birçok eğilim vardır. Burada şöyle bir soru akla gelebilir: "İnsan nefsi kötülüğü emreden bir yapıda yaratıldığına göre, her insandan kötü ve ahlak dışı davranışlar beklemek gerekmez mi?"


Nefse hem fücur hem de ondan sakınma, yani vicdanı ilham edilmiştir. Fücur, günaha, isyana, yalana, baş kaldırıya ve Allah’tan yüz çevirmeye yönlendirir. Yani nefsimizde iki ayrı özellik bir aradadır: Kötülüğe eğilim ve kötülüklerden sakınmaya yönlendiren vicdan.
"Nefse ve ona ’bir düzen içinde biçim verene’, sonra ona fücurunu (sınır tanımaz günah ve kötülüğünü) ve ondan sakınmayı ilham edene (andolsun)." (Şems Suresi, 7-8)


Kesin bilgiyle iman eden ve içinde Allah korkusu taşıyan mümin, nefsinin fücurunun kötülüğe yöneltmek için fısıldadıklarını değil, doğruyu işaret eden vicdanını dinler.Samimi mümin söz ettiğimiz bencilce nefsani davranışları Rabb’inin beğenmediğini bilir; aksine cömert, özverili, neşeli, ümitvar ahlâkı yaşar. Her an çirkin davranışlardan sakınmaya, iyi ve güzeli seçmeye yönelten -Allah’ın ilhamı olan- içindeki pozitif güce uyar. Tümünü yaşamı boyunca kararlılık, sabır ve azimle yaşamaya, nefsini arındırmaya çalışır.


Dünya hayatında olduğu gibi ahirette de zıtlıklar bir aradadır. Yüce Allah, dünyadakinden farklı olarak, ahiretteki tüm güzellikleri eksiksiz/mükemmel şekliyle cennette bir arada yaratmıştır. Tümü insanın en hoşlanacağı mükemmelliktedir, kusursuzdur. İnsanın hoşlanmadığı, ruh ve bedeninin azap duyacağı tüm ayrıntılar da cehennemde bir arada yaratılmıştır. Dünya hayatındakinden farklı olarak ahiret zıtlıkları birbirinden kesin çizgiyle ayrı tutulmuştur.


Dünyada müminin yaşadığı her ortam her açıdan tertemizdir, maddi-manevi kirlerden arınmıştır. Ancak mümin, imtihan gereği temizlemesi gereken pisliklerle de karşılaşır; zıtlıkları sürekli yaşar. Dünya hayatının zıtlıklarındaki hikmet müminin, dünyanın geçiciliğini anlayabilmesi, Rabb’i karşısındaki aczini kavrayabilmesi ve ruhunun eğitilip olgunlaşabilmesine vesile olmasıdır. Ancak mümin, dünyada sergilediği güzel ahlâk nedeniyle, ahirette pislikle, acizlikle, zorluk ve sıkıntıyla muhatap olmaz; bolluk ve bereketle ödüllendirilir.


Dünyada iken Allah’ın sınırları içinde yaşamamış, Rabb’inden yüz çevirmiş kimseler ise, yaşadıkları cehennemde dünya hayatında gördükleri nimetler ve güzelliklerden sonsuza dek yoksun bırakılırlar. Allah’ın beğendiği ahlâkı yaşamış müminlerin, dünyadaki eksiklikleri hatırlamaları ve cehennemdeki yaşamı da görmeleri nedeniyle cennetteki nimetlerden aldıkları haz çok fazladır. Maddi-manevi güzelliklerden aldıkları hazzın yanı sıra Allah’ın hoşnutluğunu kazanmış olmanın verdiği huzur ve mutluluk hiçbir şeyle kıyaslanamaz.


Kur’an’da cennet ve cehennem halkına kendi yaşamlarıyla kıyas yapacakları görüntüler izletileceği haber verilir. Böylece cennet halkının yaşadığı hazzın ve cehennem halkının yaşadığı azabın şiddeti daha iyi anlaşılabilir."Ateşin halkı cennet halkına seslenir: "Bize biraz sudan ya da Allah’ın size verdiği rızıktan aktarın." Derler ki: "Doğrusu Allah, bunları inkar edenlere haram (yasak) kılmıştır." (Araf Suresi, 50)


İnanan insanın karanlık, kasvetli, kirli ve dar ortamda içi sıkılır. O ortamdan geniş, ferah ve temiz bir yere girdiğinde ise nimeti fark eder ve kıyaslayarak şükreder. Bir Kur’an ayetindeki "Rabbimiz, bizi çıkar, yaptığımızdan başka salih bir amelde bulunalım..."( Fatır Suresi, 37) ifadesini hatırlar ve içi titreyerek korku duyar. Yaşamını "duvarları insanı çepeçevre kuşatmış" ve içerisine hapsetmiş olan cehennemden sakınmak amacıyla Rabb’inin rızası üzerine inşa eder.


İnsan ahiretteki sonsuz yaşamı düşünürken de, dünya hayatındaki kavramlarla kıyaslayarak cennetin muhteşemliğini, cehennemin de dehşet vericiliğini hayal eder. Kişi böylece bir taraftan cehennemi hak edecek duruma gelmekten şiddetle sakınır, kendisini düzeltir, diğer taraftan da cennete layık olabilmek için kendisini eğitir. Örneğin özverili, bağışlayıcı, yardımsever insanların yaşadığı bir ortam, insana cennet ortamını hatırlatır. Tam aksi ahlâk özellikleri taşıyan kişilerin bir arada bulundukları ortam ise cehennemin bir benzeridir. Kişi derin düşünerek ve bu kıyaslamaları yaparak, cennetin değerini kavrar.


Dünya hayatında tanık olduğumuz farklılıklar arasında kıyas yaparak nimetlerin ve güzelliklerin bilincine varabiliriz. İşte tüm bunlar Allah’ın hem çevremizde, hem de kendi nefsimizde yarattığı zıtlıkların bir hikmetidir. Bu nimet ve güzellikler nedeniyle şükrederek, Allah’ın hoşnutluğunu kazanma umudu içinde hep daha güzeli, daha iyisi için çaba göstererek en kusursuz olan sonsuz yurda ulaşabiliriz.