ibadet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ibadet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mart 2011 Pazartesi

Dünyaya 1 Kez Gelinir Ama...





İnsanın apaçık düşmanı olan şeytan, her insan için farklı taktikler kullanır. Ancak birçok insanı yakaladığı zayıf bir nokta vardır ki, genellikle herkeste aynıdır; dünya hayatına/metaına olan bağlılık.



Şeytan insanları saptırmak için kullandığı her telkini kendisi vermez. Plan ve taktiklerini etkisi altına aldığı kişiler aracılığıyla uygular, telkinlerini onların ağzından verir. Şeytanın dostu olan bu kimseler, "günahı benim boynuma", "yaşlanınca nasılsa ibadet yapacak bol zamanın olur, şimdi hayatın tadını çıkar", "dünyaya bir kere gelinir" gibi sözlerle, insanları Allah’ın buyruklarını göz ardı etmeye ya da sorumluluklarını ileri yaşlarına ertelemeye yöneltirler. Bu sözlerin etkisi altına giren kişilerin ise gaflet halinde oldukları çok açıktır. Çünkü insan dünyaya nasıl bir kez geliyorsa, ahirete de bir kez gidecektir.



Adeta şuursuzca, gaflet halinde yaşayan bu kimse ahirette Allah’ın huzurunda yalnız sorgulanacağını unutmuştur. Ahirette diriltildiğinde o mahşer kalabalığı içinde koşarken yalnızdır. Orada kimse kimsenin durumunu sormaz. Dünyada iken ‘hayatı birlikte doya doya yaşadığı’ dostları yanında yoktur. Dünyada yalnız kalmaktan korkan insan, dünyadakine asla benzemeyen bir yalnızlık içindedir.



Sorgulanma anı, dünyadayken Allah’tan yüz çevirmiş kişi için yaşadığı en zorlu andır. Yapıp ettiklerini, yerine getirmediği sorumluluklarını, ertelediklerini ve Rabb’i karşısındaki aczini düşündüğünde yalnızlık hissi daha da artar. Yaşamı boyunca değer verdiği her şeyden ve yakınındaki tüm insanlardan uzaktır; yapayalnız, tek başınadır.



Ve onların hepsi, kıyamet günü O’na, ’yapayalnız, tek başlarına’ geleceklerdir. (Meryem Suresi, 95)



İbadet etmek için daha çok zamanı olduğunu, yaşlanınca kulluk görevlerini yerine getireceğini düşünmüştür; ne kadar ömrü kaldığını bilmeden…



Kişi ölümün her an kendisini bulabileceğini düşünmemiştir. Düşünmediği gibi, bu kendince ‘tatsız’ konudan söz edenleri de susturmuştur. Uyaranlara ise hiç kulak vermemiştir. Şu çok kesin gerçektir ki; Allah’ın buyruklarını yerine getirmeye vakit bulamadan, ölüm apansız gelip çatabilir. Oysa insan kalbini Rabb’ine bağladığında, her şeyi Allah’ın yaratmakta olduğu gerçeğini düşündüğünde, Allah’ın dilemesiyle hem dünyada hem de ahirette en büyük nimetleri kazanabilecektir.



Nerede ve ne yapıyor olursak olalım, Allah’ın sonsuz aklıyla planladığı bir kadere tabi olduğumuzu asla unutmayalım. Her kim olursa olsun her insan kesinlikle ölümü tadacaktır; yalnızca Allah, ezeli ve ebedi olandır, daima diri olandır.



Sizi diri tutan, sonra öldürecek, sonra da diriltecek olan O’dur. Gerçekten insan pek nankördür. (Hac Suresi, 66)

1 Mart 2011 Salı

Neden Varız?




İnsan yaşamı kısadır ancak insanın ruhu -Allah’ın dilemesiyle- ölmeyecek, sonsuza dek yaşayacaktır. Sonsuzluğun yanında ise, dünyada geçirilen 60-70 yıllık bir yaşamın hiçbir değeri yoktur. Burada yaşanacak anlık dünyevi zevkler için, sonsuz yaşamı feda etmek ise gerçekten hata olacaktır.


Yaşlı bir insana yaşadığı yıllara dair neler düşündüğü sorulsa, alınacak yanıt büyük olasılıkla “hiçbir şey anlamadan göz açıp kapayıncaya kadar geçti” olacaktır. Gençlik döneminde yaşlanacağını aklına dahi getirmemiştir ama şimdi, o kendisinden çok uzak gördüğü yaşlılığı yaşamakta ve kendisinden uzak görmekle ne denli yanıldığını düşünmektedir. Bu yaşına kadar neler yaşadığını anlatması istense, anıları muhtemelen birkaç saatte bitecektir. İşte o uzun yılların tamamı yalnızca bu kadardır.


Yaşlılık dönemini yaşayan insan, kendine " Göz açıp kapayıncaya kadar geçip giden bu yaşamın amacı nedir?" "Bu kadar yılı ne için yaşadım?" ve "Bundan sonra neler olacak?.." gibi sorular sorar. Bu sorulara buldukları yanıtlar da, iman etmeyenlerle, iman eden ve Allah’ın sınırlarını koruyarak yaşamış olan insanlar arasındaki farkı gösterecektir.


Allah’a iman etmeyen ve O’ndan yüz çevirerek yaşamış olan kimselerin yanıtı şöyle olacaktır: "Bunca yıl yaşadım ama hiçbir şey anlayamadım. Ailem ve çocuklarım için, para kazanmak, mal mülk edinmek amacıyla yıllarca çalıştım. Ancak artık bir ayağım çukurda, ölüp gideceğim. Sonra..sanırım her şey bitecek…”


Bu kişinin büyük yanılgıda olduğu açıktır. Düşündüğü gibi ölüm hiçbir şeyi bitirmeyecektir. "Keşke o (ölüm her şeyi) kesip bitirseydi.” (Hakka Suresi, 27) ayetiyle de bildirildiği gibi, kişinin bu isteği gerçekleşmeyecek, aksine ölüm her şeyin başlangıcı olacaktır.


İnanan insan ise evrenin, canlıların ve insanların bir yaratılış amacı olduğunun şuurundadır. Evrende ve canlılardaki üstün akla ve ilme işaret eden planı, düzeni, dengeyi görmüş ve hepsinin üstün güç sahibi bir Yaratıcı tarafından yaratıldığını anlamıştır. Etrafındaki muhteşem tasarımlar ve sistemler rastlantısal bir süreçle ortaya çıkmadıklarına göre, mutlaka bir amaca sahip olmalıdır.


“Mal ve çocuklar, dünya hayatının çekici-süsüdür; sürekli olan ’salih davranışlar’ ise, Rabbinin katında sevap bakımından daha hayırlıdır, umut etmek bakımından da daha hayırlıdır.” (Kehf Suresi, 46) ayetiyle bildirilen bu gerçekleri görebilen insanın aynı soruya yanıtı ise şöyle olacaktır: "Beni üstün Yaratıcı Allah yarattı ve Kendisine kulluk ve ibadet etmem için dünyaya gönderdi. Dünya hayatı da Allah’ın kullarını sınamak için yarattığı kusursuz bir imtihan ortamıdır. İşte ben de yaşamım boyunca denendim. Şimdi yaşlılık geldi ve yaşamım boyunca hiç unutmadığım ve hazırlık yaptığım ölümü artık daha yakın hissediyorum. Her işimde Allah’ın hoşnutluğunu gözettiğim için de O’nun izniyle sonsuz kurtuluşu ve cenneti umut ediyorum…”


Dünyada bulunma nedeninin şuurunda olmayanlar, yaşamlarının ‘ rastlantılarla ve kendiliğinden’ meydana geldiğini zannettikleri gibi, ölümün de ‘kendi kendine’ oluştuğuna inanırlar. Oysa yaşamı da ölümü de yaratan alemlerin Rabbi olan Allah’tır. Ölüm, rastlantılarla ya da kaza ile meydana gelen bir olay değil, Allah’ın özel olarak yarattığı, kaderde zamanı, yeri ve şekli belirlenmiş bir olaydır. Ve her insan ölüme aynı uzaklıkta/yakınlıktadır.


Bediüzzaman’ın sözlerindeki gibi, “Kendini başıboş zannetme. Zira şu misafirhane-i dünyada nazar-ı hikmetle baksan; hiçbir şeyi gayesiz, nizamsız göremezsin. Nasıl sen nizamsız, gayesiz olabilirsin.” her şey bir amaçla ve bir hikmetle yaratılmıştır. İnsan sonsuz yaşam için yaratılmıştır, her insan Allah’a gereği gibi kul olmalı, hayatını O’nun sınırlarını koruyarak yaşamalıdır.


İnsanın her an bir kısırdöngü içinde yaşaması ve dünyevi arzuların peşinde koşturmanın kendisine hiçbir yarar sağlamayacağını kavramaması, akılsızcadır. Ömrü boyunca bu şekilde yaşamış bir insanın, gerçekleri gördüğünde, şimdiye kadarki yaşamında bir sorun olduğunu düşünerek kendisini düzeltmesi en akıllıca davranış olacaktır. Henüz vakit varken…