kıskanç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıskanç etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

30 Mayıs 2011 Pazartesi

O Tek Yarattıkları Çift




Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir. (Yasin Suresi, 36)






Dinin temeli, Allah’ın varlığını bilmek ve O’ndan başka İlah olmadığını kavramaktır. İslam dini, bu en büyük gerçeğin bir insanın tüm yaşamına hakim olması ve tüm yaşamını bu gerçek üzerine kurması demektir. Yüce Allah, tek olan, Zatında, sıfatlarında, işlerinde, isimlerinde, hükümlerinde, asla ortağı veya benzeri, dengi bulunmayandır; Vahid’dir.






Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O’ndan başka ilah yoktur; O, Rahman’dır, Rahim’dir (bağışlayan ve esirgeyendir). (Bakara Suresi, 163)






Allah, içinde yaşadığımız evrenin yaratıcısıdır. Evren yaratılmadan önce, maddesel anlamda hiçbir şey yoktu. Evrenin yaratıldığı anda; zaman, madde ve mekân yaratılmıştır. Allah, bunların hiçbirine tabi değildir. O ezeli ve ebedidir; “Ol” buyruğuyla yaratandır. Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)






Allah, pekçok insanın zannettiğinin aksine, yarattığı her şeyi sürekli kontrolü altında tutar. Uzaydaki olağanüstü sistemler ve dengelerden, insan bedenindeki mükemmel işlemlere kadar tümünü an an yaratan ve denetiminde tutan Yüce Rabb’imizdir. O, hiç kuşkusuz tüm eksikliklerden, acizliklerden münezzehtir. Evrendeki herşey Yüce Allah’ın eseridir, O, tek Yaratıcı, tek güç ve kudret sahibidir. De ki: O Allah, birdir.Allah, Samed’dir (herşey O’na muhtaçtır, daimdir, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır).O, doğurmamıştır ve doğurulmamıştır.Ve hiçbir şey O’nun dengi değildir. (İhlas Suresi, 1-4)






Allah tüm evreni yoktan var eden, tüm evren üzerinde mutlak hakimiyet sahibi olandır. Göklerin ve yerin mülkü yalnızca O’na aittir. Allah her yerdedir. Her varlık Allah’ın tecellisidir; O, üstün güç ve kudretini, yaratma sanatını, dilediği varlıkta dilediği şekilde göstermeye kadirdir. İnsanlar, hiçbir zaman Allah’ın Yüce Zatı’nı göremezler, ama O’nun tecellileriyle her an muhataptırlar. O, evrende var olan her şeyi, tüm varlıkları sarıp kuşatmıştır. Bazı insanların düşündüğü gibi gökyüzünde, evrenin uzak bir yerinde değildir; Allah her yerdedir ve herşeyi kuşatmıştır. O, asıl ve tek mutlak varlıktır.






Allah... O’ndan başka İlah yoktur. Diridir, kaimdir. O’nu uyuklama ve uyku tutmaz. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. İzni olmaksızın O’nun Katı’nda şefaatte bulunacak kimdir? O, önlerindekini ve arkalarındakini bilir. (Onlar ise) Dilediği kadarının dışında, O’nun ilminden hiçbir şeyi kavrayıp-kuşatamazlar. O’nun kürsüsü, bütün gökleri ve yeri kaplayıp-kuşatmıştır. Onların korunması O’na güç gelmez. O, pek Yücedir, pek büyüktür. (Bakara Suresi, 255)






Allah’ın Birliğini, büyüklüğünü ve yüceliğini anlayamamak, O’nun İlahi gücünü kavrayamamaktır. Allah dışında hiçbir varlık, Güneş’i batıdan getiremez, kimse uzayda akıl almaz bir hızla genişleyen evreni durdurmaya güç yetiremez, kimse göğü ve yeri tutamaz ve kimse yoktan bir hiçbir şey yaratamaz. Bunları ancak evrende tek olan ve eşi bulunmayan Allah yapar. Yaratan’la yaratılan ise asla eşit değildir.






... Yoksa Allah’a, O’nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: “Allah, herşeyin Yaratıcısı’dır ve O, tektir, kahredici olandır.” (Rad Suresi,16)






Yüce Allah dünya hayatındaki çiftleri zıddıyla birlikte yaratır; her şey zıddı ile bilinir. Gece-gündüz, güzel-çirkin, sıcak-soğuk, aydınlık-karanlık, temiz-kirli, yeni-eski, genç-yaşlı dünyada tümü bir aradadır. Aynı şey insanlardaki ahlâk özellikleri için de geçerlidir.






İnsanın nefsinde ruhu kirleten cimrilik, bencillik, kıskançlık, ümitsizlik gibi birçok eğilim vardır. Nefse hem fücur hem de ondan sakınma, yani vicdanı ilham edilmiştir. Fücur, günaha, isyana, yalana, baş kaldırıya ve Allah’tan yüz çevirmeye yönlendirir. Yani nefsimizde iki ayrı özellik bir aradadır: Kötülüğe eğilim ve kötülüklerden sakınmaya yönlendiren vicdan.Vicdanının işaret ettiği doğru yolun sonu insanı sonsuz mutluluk yurdu cennete, şeytanın etkisindeki nefsinin bencil tutkuları ise sonsuz azap yurdu olan cehenneme ulaştıracaktır. O halde cennet ve cehennem, Allah’ın ahirette yarattığı çiftlerdir.






Yerin bitirdiklerinden, kendi nefislerinden ve daha bilmedikleri nice şeylerden bütün çiftleri yaratan (Allah çok) Yücedir. (Yasin Suresi, 36) ayetinde geçen çift kavramı, erkeklik–dişilik anlamındadır ancak ayette söz edilen "bilmedikleri nice şeylerden" ifadesi daha geniş bir anlam içerir. Ayetin işaret ettiği farklı bir anlam da son dönemde ortaya çıkmıştır. Maddenin çiftler halinde yaratıldığını ortaya koyan Paul Dirac, 1933 yılında Nobel Fizik Ödülü’nü kazanmıştır. "Parité" adı verilen buluş, maddenin anti-madde denilen bir çifti olduğunu ortaya koymuştur. Antimadde, maddenin tersi özellikler taşır. Örneğin maddenin tersine antimaddenin elektronları artı, protonları da eksi yüklüdür.






Bilimsel bir kaynakta bu konu şöyle ifade edilir:"...Her parçacığın zıt yükte bir antiparçacığı vardır. Kararsızlık ilişkisi bize bu çiftlerin varoluşu ve yok oluşunun her yerde ve her zaman aynı anda oluştuğunu göstermektedir". (Nothingness: The Science of Empty Space, Henning Genz, s.205)






Yaratılıştaki çiftlere bir örnek de bitkilerdir. Bitkilerde cinsiyet ayrımı olduğu ancak 100 sene önce anlaşılmıştır. Oysa bitkilerin çiftler halinde yaratıldığı, 1400 sene önce indirilen Kur’an’da vurgulanır."O, gökleri dayanak olmaksızın yaratmıştır, bunu görmektesiniz. Arzda da, sizi sarsıntıya uğratır diye sarsılmaz dağlar bıraktı ve orada her canlıdan türetip yayıverdi. Biz gökten su indirdik, böylelikle orada her güzel olan çiftten bir bitki bitirdik." (Lokman Suresi, 10)






Yüce Allah adeta Tekliğini vurgular gibi, her şeyi çift yaratmıştır. Bu, üzerinde derin düşünmemiz gereken bir özelliktir; . Tüm bu çiftlerin/zıtlıkların yaratılış hikmeti ise aralarında kıyas yapabilmemiz, şükretmemiz ve güzel ahlaka yönelmemiz için birer vesiledir. Allah Kur’an’da bu konuya dikkat çeker ve düşünüp öğüt almamızı buyurur:






Ve Biz, herşeyi iki çift yarattık. Umulur ki, öğüt alıp-düşünürsünüz. (Zariyat Suresi, 49)

10 Şubat 2011 Perşembe

Yıkıma Götüren Duygu: Kıskançlık


Kıskançlık, birçok insanı yıpratan, yıkıma uğratan bir tavır bozukluğudur. İnsanların dünyaya olan bağlılıklarından kaynaklanan kıskançlık, Allah Katında çirkin görülen bir durumdur. Yüce Allah Kuran'da "... Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır..." (Nisa Suresi, 128) ayetiyle insanların nefsindeki bu özelliğe dikkat çeker. "Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur." (Şems Suresi, 9) ifadesiyle de insanın nefsini kötülüklerden arındırdığında kurtulabileceğini haber verir. Aksi halde ise "Ve onu (isyanla, günahla, bozulmalarla) örtüp-saran da elbette yıkıma uğramıştır." (Şems Suresi, 10) ayetiyle bildirildiği üzere nefsindeki bu kötülükler insanı yıkıma götürür. Kıskançlığın insanı ne denli yıprattığı ve verdiği azabın boyutları ortadadır.


Dinden uzak cahiliye toplumu bireylerinin kıskançlığa bakış açıları Kuran'da bildirilenlerden çok farklıdır. Bu duygunun her insanda az ya da çok olması gereken insani bir özellik olduğunu düşünen bu kimseler, kıskanç olmayanları garip karşılarlar. Çünkü kendileri yaşamları boyunca çevrelerindeki insanların hemen her şeylerini; başarılarını, güzelliklerini, yeteneklerini, evlerini, arabalarını, zenginliklerini hatta ailelerini ve çocuklarını dahi kıskanırlar.Kıskanç kişiler diğer insanların güzelliğinden ya da başarısından rahatsız olur, sıkıntı ve hırs duyarlar. Hatta bu hırsları onları karşılarındaki kişilere zarar verme isteğine kadar götürebilir. Allah, haset edenlerin şerrine karşı "De ki: Sabahın Rabbine sığınırım. Yarattığı şeylerin şerrinden, karanlığı çöktüğü zaman gecenin şerrinden, düğümlere üfüren-kadınların şerrinden ve hased ettiği zaman, hasetçinin şerrinden." (Felak Suresi, 1–5) ayetiyle müminleri uyarır.


Müminler ise cahiliye insanları tarafından çok normal karşılanan, hatta beğenilen kıskançlığın, gerçekte çirkin bir özellik olduğunu bilirler. Kıskanmak bir yana, tam aksine birbirlerinin iyiliği, başarısı ve daha fazla nimete kavuşmaları için Allah'a dua ederler. Kuran ahlakına uygun olan davranış da budur.


Ancak iman ettiklerini söyledikleri ve kıskançlığı makul görmedikleri halde, zaman zaman nefislerinin telkinlerine kapılabilen insanlar da vardır. Nefislerinin bu kişilere bir diğer telkini de, bazı durumlarda kıskançlık duygusu yaşamalarının Kuran'a aykırı olmayacağı yönündedir. Müminlerin sevgi, dostluk, güven gibi konularda en önde olmak istemeleri Kuran’a uygun bir istektir. Bir mümin kendisinden daha güzel bir ahlak gösteren diğer müminle gurur duyar ve ona gıpta eder. Kıskançlık ve gıpta etme duyguları birbirinden çok farklıdır, din ahlakını tanıyan ve yaşayan samimi mümin bu farkın bilincindedir.


Söz konusu olan, güzel ahlaka dair özellikleri dahi olsa, samimi iman eden bir insan kıskançlıktan şiddetle kaçınır. Karşısındaki müminin güzel ahlakına özenip, gıpta etmesi asla rekabete girmesini gerektirmez. Kuran'daki "…hayırlarda yarışınız" (Bakara Suresi, 148) buyruğu gereği, Kuran ahlakını doruğunda yaşayan ve anlatan kişi olabilmek için rahmani bir çaba gösterir. Ancak bu rahmani yarışta kıskançlık ve rekabet olmaz. Çünkü hedef yalnızca Rabb’imize yakınlaşmaktır. Allah için yaşayan bir mümin, diğer müminlerin de Allah'ın rızasını ve cennetini kazanmalarını ister; bunun için dua eder.


Kuran ahlakının getirdiği huzuru yaşamak varken, farkında olmadan bu cahiliye ahlakının sıkıntısını yaşamak zorunda kalan kimseler, Allah'ın verdiği nimetlerle yetinmeyi ve şükretmeyi düşünemedikleri için mutsuz yaşar, azap çekerler.


İçten içe yaşanan bu azaptan kurtulabilmek için tüm güzelliklerin, malın, mülkün her şeyin gerçek sahibinin Rabb’imiz olduğunu, Allah’ın tüm bunları insanlara farklı şekillerde vererek onları imtihan ettiğini bilmek yetecektir. Böylece mümin için her güzellik, haz alınacak birer nimete dönüşür.


"Allah'ın kendisiyle kiminizi kiminize göre üstün kıldığı şeyi (malı) temenni etmeyin. Erkeklere kazandıklarından pay (olduğu gibi), kadınlara da kazandıklarından pay vardır. Allah'tan O'nun fazlını (ihsanını) isteyin. Gerçekten, Allah herşeyi bilendir." (Nisa Suresi, 32)



İnsanı yaratan, sahip olduğu tüm özellikleri veren, ona nimetler lütfeden, rızıkları, nimetleri adalet, hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini veren alemlerin Rabb’i Allah'tır. Her insan birbirinden farklıdır; eksikliklerimiz ya da üstün kılındığımız özellikler de dünya hayatındaki imtihan ortamının birer parçasıdır. Bu imtihanla, Allah'a yönelip şükredenlerden mi, yoksa Kuran ahlakından uzaklaşıp nankörlük edenlerden mi olacağımız ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle dünya hayatının geçici bir imtihan mekanı olduğunun bilincinde olan bir insanın, dünyanın geçici süslerine karşı kıskançlığa kapılması mümkün değildir. Eksikliklerimiz için Allah'a dua etmek, samimi olarak Allah’ın hoşnutluğunu uman insanlar haline gelmemizi sağlayacaktır. Üstün yönlerimiz ise nankörlükten uzaklaştıracak ve Allah’a şükrümüzü artıracaktır. Rekabet ve hırs gibi duygulara kapılanlar, kaderi, tevekkülü, dünya hayatının anlamını kavrayamamış insanlardır.


Kuran'da ayrıca kendisini Hz. Adem'den daha üstün gören şeytanın, kıskançlık yüzünden Hz. Adem'e secde etmeyerek Allah'a isyan ettiği haber verilir. O halde kıskançlık gerçekte şeytana ait bir özelliktir ve Allah'tan korkan insan bundan şiddetle kaçınır.


Kıskançlık büyük boyutlarda zararlara neden olabilen bir duygudur. Doğruyu gördüğü halde kabaran kıskançlık duygusu nedeniyle kişi yanlış yollara sapabilir. Çünkü bu duygu insanın akılcı davranabilmesini ve olayların muhasebesini doğru yapabilmesini engeller. İnsanların birbirlerine karşı olan kıskançlıkları nedeniyle, kendilerine gösterilen doğru yoldan saptıkları Kuran’da “… Kendilerine apaçık ayetler geldikten sonra, birbirlerine karşı olan 'azgınlık ve kıskançlıkları' yüzünden anlaşmazlığa düşenler, o, (Kitap) verilenlerden başkası değildir. Böylece Allah, iman edenleri, hakkında ayrılığa düştükleri gerçeğe Kendi izniyle eriştirdi. Allah, kimi dilerse onu doğruya yöneltir.” (Bakara Suresi, 213) ayetiyle bildirilir.



Sonuç olarak bu duyguyu yoğun yaşayan kişiler, bir anlamda Allah’ın sesi olan vicdanının değil, şeytanın sözcüsü olan nefsinin yönlendirdiği yola doğru sürüklenir. İnsanın nefsi ise, Kuran’da haber verildiği gibi, “…var gücüyle kötülüğü emredendir” (Yusuf Suresi, 53). Bu nedenle insanın, Rabbimiz’in hoşnut olacağını umut ettiği yaşama sahip olmak için, öncelikle nefsinin bencil tutkularından arınması gerekir. Gerçek kurtuluş da budur:


"Onu arındırıp-temizleyen gerçekten felah bulmuştur." (Şems Suresi, 9)



Kıskançlıktan Arınmak İçin...


Kıskançlıktan arınabilmek için, öncelikle bu duygunun temelinin tamamen dünyevi değerlere dayandığını bilmek gerekir. Çünkü kıskanılan maddi ya da manevi değerlerin hepsi dünyevidir ve yok olacak şeylerdir. Samimi insan dünya hayatının çıkarlarına kapılmaz ve gerçek yurt olan ahirete yönelir.


"Yoksa onlar, Allah’ın Kendi fazlından insanlara verdiklerini mi kıskanıyorlar?..." (Nisa Suresi, 54) ayetiyle bildirildiği gibi sahip olunan tüm değerler, Rabb’imizin Katından lütfettiği nimetlerdir. Ve bunları dilediği zaman alacak olan da yine Allah’tır. Mümin elindekilere şükreder; cennet ehlinde bu gibi çirkin duygulara yer olmadığının bilincindedir ve nefsani olan her şeyden arınmaya çalışır.


Biz onların göğüslerinde kinden ne varsa çekip almışız. Altlarından ırmaklar akar. Derler ki: "Bizi buna ulaştıran Allah'a hamd olsun. Eğer Allah bize hidayet vermeseydi biz doğruya ermeyecektik. Andolsun, Rabbimiz'in elçileri hak ile geldiler." Onlara: "İşte bu, yaptıklarınıza karşılık olarak mirasçı kılındığınız cennettir" diye seslenilecek. (Araf Suresi, 43)