kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kader etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Nisan 2011 Cumartesi

Hata Sevgiyi Azaltır mı?



Samimi inananlar Yüce Allah’tan içleri titreyerek korkan, O’nu büyük bir aşkla seven, Allah’ın koruması altında yaşayan insanlardır. Yalnızca Rabb’lerinden korkar, yalnızca O’na güvenip dayanırlar. Yaşamları boyunca dinin hükümlerine uyar, Allah’ın beğenip tavsiye ettiği ahlakı sergiler, hiçbir koşul ve ortamda bu ahlakın dışına çıkmazlar.




Yüce Allah’a ve O’nun yarattığı kadere saygıyla boyun eğen müminler, Allah’ı çok sevdikleri için O’nun yarattığı her şeyin kendileri için bir hayır ve hikmet içerdiğinin bilincindedirler. Başlarına gelen hiçbir olay karşısında üzüntüye, paniğe, öfkeye kapılmaz, her zaman tutarlı ve kararlı davranışlar sergiler, asla kontrolden çıkmazlar. Elde etmek istedikleri ve çaba gösterdikleri bir konuda sonuç diledikleri gibi olmadığında da karamsarlık duymaz, ümitsizliğe kapılmazlar. Maddi kayıplar yaşadıkları ya da hastalandıkları zaman dahi imanın getirdiği mutlulukları azalmaz.




Müminin en önemli özelliklerinden biri, yaşamındaki koşullar ne olursa olsun çok olumlu bir ruh haline sahip olmasıdır. Mümin her olayda hayır görür, hikmet arar. En zor zamanlarda dahi umudunu yitirmez. Çünkü her şeyin varlığı ve varlığı boyunca görüp geçireceği halleri, hadiseleri tespit ve tayin eden ve ona göre yaratan, yoktan var eden Allah’tır ve mümin buna kesin bilgiyle iman eder. Olumsuz gibi görünen durumların da Yüce Allah’tan bir imtihan olduğunu bilir. Allah’ın o durumu yaratmasındaki hayır ve hikmetleri bekler; çünkü “...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara Suresi, 216) ayetiyle haber verildiği gibi, Allah’ın yarattığı her şeyde mümin için çok fazla hayır ve hikmet vardır. Rabbimiz müminlerin velisi, yardımcısı ve dostudur; dosttan gelen her şey de değerlidir, güzeldir…Ve samimi mümin için her şey güzelliğe dönüşecektir.




Halim olan Allah gönülden katıksızca Kendisi’ne yönelen kullarını cennet ehli olacakları şekilde eğitir. Samimi müminin bu manevi eğitimindeki her aşama kendisini cennete yaklaştıran bir adımdır. Bu eğitim sırasında kuşkusuz hata da yapacaktır. Ancak mümin yaptığı hataları da olgunlukla değerlendirir; eksikliklerine ve davranışlarındaki hatalara da hayır gözüyle bakar. İman etmek hatasız olmak anlamına gelmez. Rabbimiz insanı imtihan ortamının gereği olarak eksiklik ve acizliklerle yaratmıştır. Her insan gibi hatalar yapan mümini cahiliye insanlarından ayıran, yaptığı hatayı vicdanıyla fark ettiğinde ya da hatalı olduğu hatırlatıldığında, bile bile hatasında ısrar etmemesidir. Samimi mümin hatasından pişmanlık duyar, Allah’a yönelip tevbe eder ve tekrarlamamaya çaba gösterir. Bu da Müslüman’ın samimiyetinin önemli bir göstergesidir. Müminlerin hataları karşısındaki tavırları Kur’an’da şu şekilde bildirilir:




Ve ’çirkin bir hayasızlık’ işledikleri ya da nefislerine zulmettikleri zaman, Allah’ı hatırlayıp hemen günahlarından dolayı bağışlanma isteyenlerdir. Allah’tan başka günahları bağışlayan kimdir? Bir de onlar yaptıkları (kötü şeylerde) bile bile ısrar etmeyenlerdir. (Al-i İmran Suresi, 135)




Mümin Allah’ın ruhundan taşıyan değerli bir varlıktır. İnsanın hatasını gözünde büyütmesi, hataları nedeniyle kendini değersiz görmesi, Kur’ani bir bakış açısı değildir. Dünya üzerinde yaşamış, yaşayan, yaşayacak –peygamberler de dahil- tek bir tane hatasız, günahsız insan yoktur. Hata, sevap hepsi birer renktir. Yatığı hatadan dolayı müminin kendisine karşı güvensiz bir ruh haline sahip olması yanlıştır.




Mümin, ‘İnsanlar ne der, hakkımda ne düşünürler, ya bana sevgileri ve güvenleri azalırsa?’ gibi düşüncelerle vesveseye kapılmaz. Mümin insanların değil, yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanmayı hedefler. Bir hatası olduğunda da yalnızca Allah’tan bağışlanma diler. Allah’ın sonsuz bağışlayan olduğunu bilir ve Hz. İbrahim’in, “Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O’dur” (Şuara Suresi, 82) sözleriyle ettiği dua gibi Rabb’ine çağrıda bulunur.




Mümin, kesin bilgiyle iman eder, Allah’a dayanıp güvenir ve her koşulda güzel ahlaklıdır. Allah’ın “Gevşemeyin, üzülmeyin; eğer (gerçekten) iman etmişseniz en üstün olan sizlersiniz.” (Al-i İmran Suresi, 139) ayetiyle de bildirdiği gibi, değerlidir. Diğer müminler tarafından da sevilmeyi ve güvenilmeyi ister. Ancak bu sevgiyi ve güven duygusunu diğer müminlerin kalbinde yaratacak olan da Rabbimiz’dir. Bu konuda tevekkül eden mümin, hata ve eksikleri karşısında müminlerin kendisine olan sevgilerinin azalmayacağını hatta daha da artacağını bilir. Çünkü önemli olan kişinin hata yaptığında gösterdiği tavırdır. Allah korkusunu içinde taşıyan mümin, hata yaptığında vicdanı çok rahatsız olur; pişmanlık duyar ve Allah’a sığınarak, hatasını telafi etmeye çaba gösterir. Aczini daha iyi anlayan insan, Allah’a ne kadar muhtaç bir varlık olduğunu daha derinden fark eder. Bu gerçekler insanın Allah’a olan boyun eğiciliğini artırır.




Rabbimiz diğer müminlerin kalbinde de o kişiye karşı bir merhamet şefkat duygusu oluşturur. Müminler, acizliklerinin ve her an hata yapma ihtimali olduğunun bilincindedirler. Bu yüzden hata yapmak, asla küçük düşmelerine neden olmaz. Kendi yaptıkları ya da şahit oldukları hatalardan ders çıkarır, aynı yanlışa tekrar düşmemeye çalışırlar. Hata yapan bir mümini, tıpkı hastalanan çocuğunun kendi başına iyileşemeyeceği için yanından ayrılmayan bir anne gibi- yalnız bırakmaz, ona yardım ederler. Pişmanlık hisseden ve kendini düzeltmek için çaba gösteren insana duyulan sevgi ve saygı artar. Yüce Allah bağışlayıcı, merhamet edicidir ve Kendisi’ne sığınan kullarını affeder.




Rabbimiz Kuran ayetlerinde, hatasından ibret alarak tevbe eden ve aynı hataya tekrar düşmemek için samimi çaba gösteren kullarını bağışlayacağını, “Ancak kim işlediği zulümden sonra tevbe eder ve (davranışlarını) düzeltirse, şüphesiz Allah onun tevbesini kabul eder. Muhakkak Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.” (Maide Suresi, 39) ayetiyle haber verir. O Rahman’dır, Rahim’dir.




İman eden insanın sorumluluğu, Rabb’inin tavsiye ettiği Kur’an ahlakını yaşamına hakim kılması ve Allah’ın rızasının en çoğunu aramasıdır. Bu amaçla kararlı bir şekilde Allah için yaşayan bir insanın sevilmemesi ve bu insana güven duyulmaması zaten mümkün değildir. Mümin-imanının gereği olarak- diğer müminlerin de kendisini imanından dolayı seveceklerine ve sevgiyi kalplerde yalnızca Allah’ın yaratacağının bilincindedir.




İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır. (Meryem Suresi, 96)

9 Şubat 2011 Çarşamba

Sabır Allah'ı Hatırlamaktır



Ne çok şey söylenir sabırla ilgili;“Sabrım taştı”, “Ben sabır taşı mıyım?”, “Sabır taşı bile bu durumda çatlar"..... Oysa sabır tahammül değildir; yaşananlar karşısında dişlerini sıkmak değildir.. Sabır zorluk geldiğinde Yüce Allah’ı hatırlamaktır. Ardından gelecek kolaylığı beklemektir.

İmtihanımızda Allah’ı görürsek, o zaman imtihanı severiz. İmtihan olmamız, Allah’ın Kendisini hatırlatmasıdır, bizi unutmadığının işaretidir. Ne kadar zorluk isabet ederse, Allah’a o kadar yakınlaşırız. Çünkü, “Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 153)

Tahammül acı, sabır ise zevk verir. Allah için sabretmek güzelliktir. Senin için milyarlarca güzellik yaratan Rabb’in için yaptığın bir güzellik.

Söylenen tek doğru söz, "sabrın sonu selamettir"... Gerçekten sabrın sonu selamettir; sabır sonsuz kurtuluştur. "Bugün Ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, ’kurtuluşa ve mutluluğa’ erenlerdir." (Mü’minun Suresi, 111) ayetiyle haber verildiği gibi…

Zahiren kötü bir görüntüyle yüzleşme zamanı geldiğinde gösterdiğin tevekküldür sabır...

Bıçak bedene saplanır, acıyı ruh çeker. Ancak insan tam tevekküllü olursa acı duymaz.Yüce Allah her şeyi birbiriyle uyumlu ve mükemmel yaratmış. Her şey O’nun kontrolünde ve mükemmel bir uyum var. Şeytanı da insana açık bulup sokularak vesvese verecek şekilde yaratmış. Şeytan zehirdir, ancak Allah, Katından bir rahmet olarak panzehiri işaret eder; O’na sığınmak...

Bediüzzaman’ın sözlerindeki gibi:“Din bir imtihandır. İlahi sorumluluk bir tecrübedir. Sonuçta, yüksek ruhlar ile aşağılık ruhların birbirinden ayrılması içindir. Nasıl ki bir madene ateş veriliyor, sonuçta elmasla kömür, altınla toprak birbirinden ayrılır. Aynı şekilde bu imtihan yurdunda mevcut olan ilahi sorumluluk yarışmaya sevktir ki; insan madeninde bulunan üstün cevher ile aşağı unsurlar birbirinden ayrılsın. Madem Kuran, bu imtihan yurdunda bir tecrübe konumunda, bir yarışma meydanında insanlığın ilerlemesi için indirilmiştir.” İşte kainattaki şerler, zararlar, imtihanlar, şeytanların ve zararlıların yaratılışları şer ve çirkin değildir. Küçük- büyük zorluklara sabır göstermenin çok önemli/hikmetli sonuçları vardır…

Yüce Allah bize belli vakitlerde randevu verir. Namaz vakitlerinde Allah ile randevuya gidiyor, ancak sabretmemiz gerektiğinde yapmıyorsak, Allah ile olan randevumuzu kaçırıyoruz demektir. Vakti geldiğinde, dua, hamd, şükür, tevbe etmek gerekir. Karşılığında da Allah bütün ağırlıkları üzerimizden kaldıracaktır.

Namazı nasıl sahipleniyorsak, sabrı, tevekkülü, şükrü, inanan insanlara sevgi duymayı, hepsini öyle sahipleneceğiz. Eşit olarak, ayırdetmeden…

Allah’ın kaderine saygısızlık olmaz. Emir her an bizim için iniyor. Ve her görüntü bizim için hayırla yaratılıyor. Tevekkülsüz davranmak, kızmak, üzülmek Allah’ın yarattığı kadere saygısızlık olur. Allah her konuda sınayabilir. Açlıkla, canlardan mallardan imtihanla... Bunlar sınav başlıklarıdır. İmtihanlara hazır olmak gerekir. İmtihan karşısında göstereceğimiz sabır, alacağımız nottur.

Sınavda alacağımız not bellidir; ona göre hazırlanırız. Ancak Yüce Allah verdiği nimetlerin hiçbirine sınır koymadığı gibi, bizlere vereceği nota da bir sınır koymamış…Ve O’nun dilemesiyle alacağımız yüksek notun karşılığı, sonsuz mutluluk ve güven ortamı olan cennet..Yalnızca bu dünyada her şeye sabretmenin karşılığı olarak insanın dilediği her şey oradadır:

İşte onlar, sabretmelerine karşılık (cennetin en gözde yerinde) odalarla ödüllendirilirler ve orda esenlik dileği ve selamla karşılanırlar. (Furkan Suresi, 75)

16 Ocak 2011 Pazar

Gemideki Yükü Sırtında Taşımak

"Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz. Gerçekten Allah, bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir." (İnsan Suresi,30)

Bütün yarattıklarını düzenle ve dengeyle idare eden Yüce Allah, "Hiç şüphesiz, Biz herşeyi kader ile yarattık" (Kamer Suresi, 49) ayetiyle haber verildiği gibi, tüm varlıkları kaderleriyle birlikte yaratmıştır. Belirlenmiş kader dışında, iyi veya kötü hiçbir olayı engellemeye hiç kimse güç yetiremez; çünkü ayette de bildirildiği gibi, "...Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir. " (Ahzab Suresi, 38)


Allah’ın hayat rehberi olarak indirdiği Kur’an’ın ayetlerinden habersiz olan ve toplumda yerleşik yanlış bilgilere sahip kişilerin en büyük yanılgılarından biri, kader konusudur. Kur’an’dan uzak oldukları için, kaderi gerçek anlamda bilemeyen bu kimseler, kaderi kavramanın verdiği rahatlık ve huzurdan da mahrum kalırlar.


Kader, geçmişte olmuş, bugün yaşanmakta ve gelecekte de yaşanacak olan herşeyi, her hareketi, düşünceyi, konuşmayı Allah’ın en ince detayına kadar bilmesi ve kontrol etmesi demektir. Her insanın hayatı boyunca yaşayacağı her şey, Allah Katında o daha doğmadan belirlenmiş ve planlanmıştır. İnsan, yaşamı boyunca Allah'ın kendisi için dilediğinin dışında bir olayla karşılaşmaz. Kur’an’da, "Onların işlemiş oldukları herşey kitaplarda (yazılı)dır. Küçük, büyük herşey satır satır (yazılı)dır." (Kamer Suresi, 52-53) âyetiyle de kader konusunun iç yüzü bildirilir.


İnsan dahil, yarattığı tüm canlıların ve olayların Kendisinin kontrolü ve hakimiyeti altında yaşamakta oldukları gerçeğini Yüce Allah bir başka Kur’an âyetinde şöyle haber verir:


"Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Müminleri Kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı). Şüphesiz Allah işitendir, bilendir." (Enfal Suresi, 17)


"...Allah'ın emri, takdir edilmiş bir kaderdir" (Ahzab Suresi, 38) hükmü gereği, insanın kaderinin dışına çıkması asla söz konusu olamaz. Kişinin yaşadığı –zahiren- şer görünen her olay ve gösterdiği tepki de Allah’ın belirlediği ‘takdir edilmiş kader’dir; kısacası o da Allah’ın emridir. Bu yüzden tüm insanlar kaderlerine teslim olmuşlardır. Ayette de bildirildiği üzere, istese de istemese de herşey Rabbimiz’e teslim olmuştur ve kaderinde olanı yaşar.


“…Peki onlar, Allah'ın dininden başka bir din mi arıyorlar? Oysa göklerde ve yerde her ne varsa -istese de, istemese de- O'na teslim olmuştur ve O'na döndürülmektedirler. (Al-i İmran Suresi, 83)


Müminler, dünya hayatındaki imtihanın bir gereği olarak, Yüce Allah’ın insanları hem hayırla hem de şerle denemekte olduğunun bilincindedirler. Bu önemli sır, Kuran'da, "...Biz sizi şerle de hayırla da deneyerek imtihan ediyoruz ve siz Bize döndürüleceksiniz. " (Enbiya Suresi 35) ayetiyle haber verilir.


Dinden uzak yaşayan insanlar ise, karşılaştıkları her olayı zahiri yönüyle değerlendirirler. Bu durumu Allah, Rum Suresinin 7. ayetinde, "Onlar, dünya hayatından (yalnızca) dışta olanı bilirler. Ahiretten ise gafil olanlardır." buyurarak haber verir. Mümin ise olayların zahirine aldanmaz, ardında gizlenen hayırlara, hikmetlere bakar. Çünkü, "...Olur ki hoşunuza gitmeyen bir şey, sizin için hayırlıdır ve olur ki, sevdiğiniz şey de sizin için bir şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz. " (Bakara Suresi, 216) hükmü gereği her olay, insanın görebildiği ve göremediği birçok hikmetle birlikte yaratılır.


Allah'tan korkup sakınan bir mümin, zahirinde ne görünürse görünsün, yaşadığı olayların ardında kendisi için çok büyük hayır ve güzellik gizli olduğunu bilir. Hatta her olay kendi aleyhinde gelişiyor gibi görünse dahi mümin, kendisi için gerçekleşecek olan hayırları bekler. Rabbimiz, Kendisine sığınanları, arınmayı ve hoşnutluğunu dileyenleri mutlaka yardımıyla destekler. İnanan insan, Kuran’da Hz. Yusuf'un sözlerinde de bildirildiği gibi, 'Şüphesiz benim Rabbim, dilediğini pek ince düzenleyip tedbir edendir' (Yusuf Suresi, 100) diyerek, Allah’a güvenip dayanır. Olayları yaratan Rabb’imizdir ve O, yarattığı insan için neyin iyi kötü olduğunu en iyi bilendir. Bunun aksini düşünmek Allah'ın kadrini gereği gibi takdir edememek olacaktır ki, bu da insanı kayba sürükler.


Ancak inanan insan, Allah’ın yarattığı bir musibet isabet ettiğinde, hiçbir şey yapmadan sonucu beklemez. Bir bela karşısında fiili anlamda hiçbir şey yapmadan, konuyu Allah’a bırakmak şeytani bir tevekkül olur. Mümin, bir zorluk durumunda fiili dua mahiyetinde sebeplere de sarılır. Çünkü Rabbimiz, yalnızca sonucu değil, sebepleri de yaratmaktadır.


Kader kavramının bilincinde olmak, Allah’a tam teslim olmamızı sağlayacaktır; çünkü insan gereksiz yere korkular yaşar, hayatını zorlaştırır. Bediüzzaman kader konusunu, gemideki bir insanın, gemi giderken yükünü omzuna alıp, sırtında taşımasına benzetir. Oysa gemi o yükü zaten götürmektedir; kişi yükü sırtına taşıyarak boşuna kendine eziyet eder. Özetle; her iş olacağına, yani Allah’ın belirlediği şekilde bir sonuca varır ancak insanlar boş yere tedirgin olup acı çekerler.


Kötü İle Kıyaslamak


Birçok insan, Allah’ın herşeyi kendileri için özel olarak yarattığını düşünmediğinden, kendi durumunu başka kişilerle kıyaslar. Kendisinden kötü durumdaki kişilerden örnekler vermek, Allah’ın herkes için bir kader belirlediğini, kendi kaderi içinde –eğer kişi samimiyse- mutlaka herşeyin lehinde ve en güzel şekilde yaratılacağını düşünmemesi anlamına gelir.


Bu gerçekleri tam olarak kavrayamayan kişiler, “kaderde herşey belirlenmişse, dua etmeye ne gerek var?” diye düşünebilirler. Oysa dua, gerçekte bizi kaderimizde var olana doğru yönlendirir. Duasını yapmamız, Allah’ın icabet edecek olması anlamındadır. Kaderimizi takdir eden de, bize dua etmeyi ilham eden de Allah'tır. İmam Rabbani bu konuda şöyle söylemektedir:
"Bir şeyi istemek, ona nâil olmak (onu elde etmek) demektir; Zirâ Allahû Teâlâ kabul etmeyeceği duayı kuluna ettirmez."


Başına bir musibet geldiğinde, kader gözüyle bakıp, “Allah’tandır” diye düşündüğünde insan rahat eder. İman sahibi, “Allah’ın kaderi ne güzel, sonu hayır olacak” şeklinde düşünmelidir. Ancak Allah’ın bunu diyebilecek gücü vermesi için de dua etmelidir. Ve bu dua bir kez değil, sürekli olmalıdır.