nefret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
nefret etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

27 Ocak 2011 Perşembe

Gerçek Aşkın Kaynağı


İnsanların hemen hepsi yaşamları süresince gerçek sevgiyi yaşayabilmenin yollarını arar dururlar. Her defasında tam bulduklarını zannederken, o sevginin de diğerleri gibi aldatıcı, gelip geçici ve sahte olduğunu anlarlar. Dinden uzak yaşayan cahiliye toplumu bireyleri, sevgiyi de cahiliye yöntemleri içerisinde aramaları nedeniyledir ki, gerçek sevgiyi yaşayabilmenin sırrına ulaşamazlar.


İnanan insanlar için ise durum tamamen tersidir. Onlar gerçek ve samimi sevgiyi doruğunda yaşarlar, çünkü sevgilerinin temelinde yaratıcıları Allah'a duydukları derin sevgi ve teslimiyetleri vardır. Davranışlarını yalnızca sonsuz cennet umuduyla yapmaz; yaptıkları her şeyde Rabbimiz’i razı ederek O’nun eşsiz sevgisini kazanma hissiyatı içinde olurlar.


Çevremizde sık sık arkadaşlıkları, dostlukları, iş ortaklıkları veya evlilikleri biten insanların haberlerini duyarız. Çok kısa bir süre önce, birbirlerini sevdiklerini, birbirlerine değer verdiklerini söyleyen kişilerin, birbirlerine çok ağır sözler söyleyerek ve birbirlerine iftiralar atarak, düşmanca ayrıldıklarına tanık oluruz. İnsanların ilişki türü ne olursa olsun aralarındaki bağların kopması genellikle bu şekilde aşağılama, suçlama ve nefretle olur. Ve bu insanların büyük bir çoğunluğu, artık "sevgilerinin bittiğini" söylerler.Aslında bu insanların yaşadıkları sistem içerisinde 'sevgi' olarak adlandırdıkları şey, 'gerçek sevgi' değildir. Bu yalnızca sağlam bir dayanağı olmayan, karşılıklı çıkarlar doğrultusunda gelişen, manevi derinliği olmayan ve maddi değerlere dayanan bağlardır.


Bu bağlar öylesine zayıftır ki kaza sonucu sakat kalan ya da imkanlarını kaybedip yaşam şartları değişen, dolayısıyla artık karşısındaki kişinin beklentilerine yanıt veremeyen kişi, gördüğü ilgi ve sevgiyi kaybeder. Çok sevdiğini söyleyen kişi, bu konuma gelen insanla, değişik bahaneler ortaya koyarak tüm bağlarını koparır. Dinden uzak insanların yaşadığı sevginin, gerçek olmayan ‘sözde sevgi’ olduğu çok açıktır.


Yaşamlarını Kuran'a göre düzenlemeyen insanların, gerçek sevgiyi yaşamaları da olanaksızdır. Kaynağını kalplerindeki imandan alan gerçek sevgiyi yaşayan insanların yaşamlarında, söz ettiklerimizden çok daha zor olaylar, ağır şartlar dahi oluşsa sevgileri asla bitmez.


İşte inanan insanların sevgileri, Allah'a olan bu güçlü, samimi ve içten sevgilerinden kaynak bulmaktadır. Karşılarındaki tüm güzellikleri yaratanın, yalnızca Rabbimiz olduğunun bilincinde olarak sevgiyi yaşarlar. Sevdikleri kişi hata da yapsa, imanlarından kaynaklanan şefkat, merhamet, hoşgörü ve bağışlama ile yaklaşırlar.


Kısacası gerçek sevgi; temeli Allah sevgisi ve hoşnutluğu üzerine kurulmuş bir sevgidir; iman, takva ve Allah'a olan yakınlıkla artar. İman kalbine yerleşmiş bir insan, Allah'ı büyük bir coşku ve heyecanla sever. Allah aşkı ve hoşnutluğu, Allah'ın sevdiği bir insan olma umudu kişiye büyük şevk verir. Bu sevgi, insan ruhundaki coşkuyu, huzuru, mutmainlik duygusunu sürekli diri tutar.


Rabbimiz’in benzersiz sanatı ve eşsiz yaratma kudreti, Allah'a olan sevgiyi daha da arttırır. Allah'a duyduğu sevgi nedeniyle, mümin, Allah'ın yarattıklarına karşı da büyük bir sevgi duyar. Allah'ı çok sevdiği için, yine Allah'a sevgi duyan insanlara karşı coşkun bir sevgi duyar. Ve inanan insanın, karşısındaki kişi imanı yaşadığı sürece, yaşlılık, sakatlık ya da maddi kayıp gibi durumlarda da sevgisi asla olumsuz etkilenmez. Tam aksine duyduğu sevgi daha da derinlik kazanır.


Allah için yaşanan sevgide sadakat, merhamet ve bağışlama vardır. Allah için yaşanan sevgi süresiz ve sonsuzdur. Bu sevgi önce dünyada ve ardından sonsuz yaşamda devam etmeye kilitlenmiş bir sevgidir. Allah tüm güzel şeyleri yaratan tüm zevkin sahibidir ve hiçbirşey O’na duyulan sevgi ve imani coşku kadar kalpte mutmainlik oluşturamaz.Bu, Allah’ın iman edenlere bir lütfudur, Allah Katından bir nimettir. Bu, Allah’a inananlara has üstün bir güzellik, bir nimettir ve cennette de bu şekilde olacaktır.Yüce Allah sevginin, tutkunun, muhabbetin sırlarını bize Kuran’da açıklar. Rabbimiz, gerçek sevgiyi yaşamanın ancak imanla mümkün olduğunu “İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.” (Meryem Suresi, 96) ayetiyle Kuran'da bizlere bildirmektedir.


Toplumdaki insanların büyük bir bölümü ise ruhlarındaki sevgiyi öldürmüş durumdadırlar. İnsanların öncelikle ruhlarındaki ölüyü diriltmeleri gerekmektedir; asıl önemli konu, Allah aşkının insanı sarmasıdır. Allah aşkını içinde hisseden insan dünyanın tüm güzelliklerine kavuşur. Kalbini Allah’a tam olarak teslim eden insan, artık Allah’ın yönetimindedir. Allah’ı aşkla seven insan yaşadığı aşkın derin güzelliğini ve mutluluğu sürekli içinde hisseder.


İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür... (Bakara Suresi, 165)

13 Ocak 2011 Perşembe

Nefretin Şeytanî Tadı

Çevremizde sık sık birbirlerini sevdiklerini, birbirlerine değer verdiklerini söyleyen kişilerin, birbirlerine çok ağır sözler söyleyerek, düşmanca ayrıldıklarına tanık oluruz. Eşlerin, arkadaşların hatta bazen yakın dostların aralarındaki bağların kopması genellikle bu şekilde aşağılama, suçlama ve nefretle olur.


Artık "sevgilerinin bittiğini" söyleyen bu kişilerin yaşadıkları, aslında ’gerçek sevgi’ değildir. Yaşanan, karşılıklı çıkarlar doğrultusunda gelişen, manevi derinliği olmayan ve maddi değerlere dayanan bağlardır. Bu bağlar o denli zayıftır ki, kişi imkanlarını kaybedip yaşam şartları değiştiği ve karşısındaki insanın beklentilerini karşılayamayacak duruma düştüğünde, gördüğü ilgi ve sevgiyi yitirir. Çok sevdiğini söyleyen kişi, bu konuma gelen insanla bağlarını koparmak için anlamsız nedenlerle tartışma çıkarır, ortamı gerginleştirir. Bencil istek ve tutkularını artık tatmin edememesi nedeniyle, içinde nefret besler.




Birçok evlilik de maddi çıkarlar ve geleceğe dair beklentiler üzerine kurulur. Bu evliliklerde, eşler gerçeğin farkındadırlar ancak birbirlerine karşılıklı olarak tahammül etmeye çalışırlar. Kadın, maddi çıkarları nedeniyle onunla evliliğini sürdürdüğünü akledemediğinden kocasına, erkek de onu malıyla etkilediğini ve yitirmesi durumunda terk edeceği için karısına karşı içinde nefret oluşturur.




Dinden uzak insanların yaşadığı sevginin ‘sözde sevgi’ olduğu açıktır. Gerçek sevgi; temeli Allah sevgisi ve hoşnutluğu üzerine kurulmuş bir sevgidir ve Allah’a olan yakınlıkla artar. İman kalbine yerleşmiş bir insan, Allah’ı büyük bir coşku ve heyecanla sever. Allah’a duyduğu sevgi nedeniyle, mümin, O’nun yarattıklarına karşı da büyük bir sevgi duyar. Sevdiği kişi hata da yapsa, asla içinde kin ve nefret duymaz; ona imanından kaynaklanan şefkat, merhamet, hoşgörü ve bağışlama ile yaklaşır.




İnsan hata yaptığında nasıl Allah’ın merhamet ve bağışlayıcılığına sığınıyorsa, kendisi de merhametli ve bağışlayıcı olmalıdır. Bir Kur’an ayetinde, “Sen af (veya kolaylık) yolunu benimse, (İslam’a) uygun olanı (örfü) emret ve cahillerden yüz çevir.” (Araf Suresi, 199) buyurur Allah. Kalbi Allah’ın zikriyle hastalıktan arınmış mümin bağışlayıcı olur. Bu Rabb’inin buyruğudur ve önemli bir yükümlülüktür.




Kur’an ahlakını yaşamayan kimseler, bazen ima ederek bazen de doğrudan hatırlatarak, hata yapan kişinin yanlışını ‘yüzüne vururlar’. Oysa bu kişiler daha önce bağışladıklarını söylemişlerdir. Ancak kalpleriyle sözleri aynı olmayan bu kişilerin içlerindeki kızgınlık ve nefret hala sürmektedir.




Müminlerin bağışlayıcılıkları ise samimi ve süreklidir. Yalnızca dille değil kalpleriyle de affederler; çünkü gerçek bağışlama makamı merhamet edenlerin en merhametlisi olan Yüce Allah’tır. Eski hatalardan söz etmez, insanların kusurlu yönlerini yüzlerine vurmaz; aksine iyi ahlak özelliklerini öne çıkarır, bunlardan bahsederler. İnsanın dünyada imtihan olan, hata yaparak öğrenen bir varlık olduğunun bilincindedirler ve bu yüzden hoşgörülü ve bağışlayıcıdırlar.




İnanan insanın bağışlayıcılığı, dinden uzak insanınınkinden çok farklıdır. Cahiliye insanının ‘bir defalık affetme’ ya da ‘son kez affetme’ mantığı müminin asla benimsemediği bir anlayıştır. Bir hata veya kusur defalarca da sürse, affedici ve hoşgörülü davranır; içinde kin ve nefret beslemez.




Mümin, şeytanın hile ve vesveselerine kanmaz, nefsinin bencil arzularına kapılmaz, kalbini karartacak kin ve nefret gibi duygulardan arınma çabası içinde olur. Nefret, kin, kıskançlık, kötü söz söyleme müminlerin değil, inkarcıların özelliğidir ve Kur’an ahlâkına asla uygun değildir. Sevgi, merhamet, şefkat, hoşgörü ve tevazu imanın en önemli kanıtlarındandır. Sevgi, yaşamı güzelleştiren çok büyük bir nimettir. Gerçek sevgi ise ancak derin bir iman ve Allah korkusuyla yaşanır. Kur’an’ın öğrettiği sevgi, samimi inananların kalplerini yumuşatır; Allah’ın güzel sıfatlarının, üzerlerinde tecelli etmesine vesile olur.




Müminler arasındaki kardeşlik, derin sevgi ve muhabbet cennet halkının özelliklerindendir. Orada gerçek mutluluğa kavuşmuş insanların kalplerinde hiçbir kötü duyguya yer olmayacaktır. "Onların göğüslerinde kinden (ne varsa tümünü) sıyırıp-çektik, kardeşler olarak tahtlar üzerinde karşı karşıyadırlar." (Hicr Suresi, 47)




Gözleri ve vicdanları körelmiş insanları, içinde yaşadıkları mutsuzluktan kurtaracak tek yol Kur’an ahlâkını yaşamaktır. Allah’ı gönülden seven insan, O’nun yarattığı insanları da sever. Bu sevgi, şefkati, merhameti, affedici olmayı, özveriyi, güzelliklerden zevk almayı, huzur ve mutluluğu beraberinde getirir. Ancak o zaman birbirine sevgiyle bakan, nimet ve güzelliklerin değerini bilen insanların yaşadığı güven ve huzur içinde bir yaşam kurulur.




Peygamberimiz(sav) konuyla ilgili olark şöyle buyurur: “Sizden önceki toplumların derdi size de bulaştı: Haset ve kin. Kin beslemek, kökten kazıyan şeydir. Allah’a yemin ederim ki iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe iman etmiş olamazsınız.” (Tirmizi; Huccetü’l İslam İmam Gazali, ihya’u Ulum’id-din, 3. cilt, Çeviri: Dr. Sıtkı Gülle, Huzur Yayınevi, İstanbul 1998, s. 425)




İman sahipleri, nefislerinin kendilerini kin ve nefrete yönelten telkinlerinden etkilenmezler. Çünkü Allah, hoşnutluğunu ve rahmetini kazanacak kullarının ahlak özelliklerini, "Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar (daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever." (Al-i İmran Suresi, 134) ayetiyle tarif eder.




Bu nedenle müminler nefret duygusundan Allah’a sığınırlar. Ve dua ederler:"... Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman etmiş olan kardeşlerimizi bağışla ve kalplerimizde iman edenlere karşı bir kin bırakma. Rabbimiz, gerçekten Sen, çok şefkatlisin, çok esirgeyicisin." (Haşr Suresi, 10)




Nefret, insanı, samimi bir dostluğu, sevgiyi ve karşılıklı anlayışı yaşamaktan alıkoyar. İnsanın yaratılışına aykırıdır ve kişiyi yalnızlığa, mutsuzluk ve çaresizliğe sürükler. Allah, bağışlayıcılık özelliğiyle insanı sağlıklı yaşayabileceği şekilde yaratmıştır. Nefretin şeytani bir tadı vardır; insanı tutsak eder. İnsan tutkularının tutsağı olmuşken özgür olamaz. Ancak bu duygudan kurtulduğunda gerçek anlamda özgürleşir.




Düşmanlık, kin ve nefret beslemek inananların dikkatle sakınmaları gereken kötü ahlâk özellikleridir. İnsan kin ve nefretten arınmalı şefkatle bakmalı, içten bağışlayıcı olmalıdır. Bağışlayıcı olmak sevginin temelini oluşturur; Allah’ın kullarına katından sunduğu sayısız nimet ve güzellikten biridir. Kur’an ahlakını titizlikle yaşamak, insanın ruhundaki sevgiyi alabildiğine sonsuza doğru açar.