merhamet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
merhamet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Şubat 2011 Pazar

Hazır Bulduğumuz Muhteşem Güzellikler


İnsanlar için bir imtihan ortamı olarak dünya hayatını yaratan Allah, onlar için sayılamayacak kadar fazla nimet bahşeder. İhtiyaç duyacağı veya seveceği, haz alacağı tüm koşulları daha insanı var etmeden önce onlar için hazırlar. Soluyacağı hava, gökyüzünde süzülen birbirinden güzel kuşlar, sayısız çeşitlilik ve güzellikteki bitkiler, ruhu etkileyen estetik çiçekler, eşsiz nimetler, sevdiği insanlar, yüreğini coşturacak derecede güzel ve sevimli canlılar, kusursuz dengeler, mucizevi sistemler ve daha pek çok detayı Allah kulları için var eder...
İnsan dünyaya gözünü açtığı an, gereksinim duyduğu her şeyi hazır olarak bulur. Her şey korunmaya/beslenmeye muhtaç bu canlının minik boyutlarına ve yaşam koşullarına uygundur. Annesinin sütü dahi doğduğu andaki tüm ihtiyacına yönelik olarak hazırdır. %90 ı su olmasına rağmen…
Tüm yiyecekler, tüm dünya, tüm evren içeriğindeki her detayla insanın yaşam koşullarına uygundur. İnsanın ise bunlara sahip olmak için hemen hiç çabası olmamıştır. Muhteşem bir denge ve düzen emrindedir. İnsana daha kendisi bile habersizken bunların tümünü bahşeden Allah’tır.
İmanı sevmek ve imanın verdiği coşkuyla maddi/manevi tüm güzelliklerden haz almak, inkarı ise çirkin görmek, -doğal gibi görünse de- gerçekte Allah’ın lütfuyla kavuşulan bir nimettir. İmanı kalplerde süsleyip çekici kılar Allah; inkârı da çirkin gösterir… Allah aşkıyla bakarak her şeyde Rabb’inin tecellisini görebilenlerin aksine, inanmayanlar imanın içerdiği güzellikleri göremezler. Allah’tan uzak yaşayanların iç karartıcı, simsiyah, karanlık sisteminden zevk duyarlar. İnkar sistemlerinin içerdiği tüm pislikler ve kötülükler, onlar için ‘süslü ve çekici’ dir.
Rabb’ini kesin bilgi ile tanıyan, O’nun kuşatıcı rahmetini görebilen, sevdiği/ beğendiği herşeyin O’nun katından bir nimet olarak kendisine sunulduğunun bilincinde olan insan ise Allah aşkını doruğunda yaşar. Üstün imana ulaşan insan Allah dışında kimsenin hoşnutluğunu amaçlamaz ve Allah’tan gayrısından yardım ummaz. Kalbi sadece Rabb’ini anarak tatmin bulur. Allah’ın hoşnutluğu için güzel işler yaparak, güzel ahlakı yaşayarak, Allah’ın buyruklarına uyup, sınırlarını gözeterek mutlu olur. Kuşkusuz bu güçlü ve kararlı iman, sayısız güzellikleri, rızıkları, nimetleri adalet, hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini veren Allah’ın lütfu sayesindedir.
İnsanı karanlıklardan nura, ‘O güçlü ve övgüye layık olanın dosdoğru yoluna çıkarması’ için bir de kitap indirmiştir Allah. İnsanın ihtiyacı olan her konuyu içinde bulduğu, doğruyu yanlıştan ayıracak, hangi davranışların Allah’ın hoşnutluğuna uygun olacağının tarif edildiği, hikmet dolu, yol gösterici bir kitap; Kur’an …
Yalnızca Allah’a yönelmiş kul, yaşamını, sonsuz aklı ve sanatıyla en güzel detayları yaratmış olan gerçek dostunun rızasına uygun olarak şekillendirecektir. Sevilmeye, yüceltilmeye, güvenilmeye, gerçek dost edinmeye tek layık olan Rabb’idir. Akıl ve hikmet gözüyle bakabilen bir insan, bir kelebeğin kanatlarındaki yanardöner renklerde ve desenlerinde gördüğü sanat karşısında Allah’ın üstün ilmine daha yakından tanık olur. Allah, yarattığı tüm canlılara ayetlerini/güzelliklerini yerleştirir ve varlığının delillerini insanlara gösterir.
Detaylarda Allah’ın müthiş yaratma sanatını görmek mümkündür. Yakından bakılan her şey, detaylardaki güzellikler Allah’a ‘yakin’ liğimizi sağlar.Allah en çok sevdiklerine en çok detay gösterir. Çünkü en çok onun Kendisini sevmesini ve kendisinden korkmasını ister. İnsanda her hücre sevgiye göre programlanmıştır. İnsanda Allah sevgisi yoksa, bu her uzvuna yansır.
Yaratılmışlar arasında en aciz varlık insandır. Evrende ve kendi bedeninde onun hiçbir müdahalesi olmadan işleyen milyonlarca sistem yaratılmıştır. Evrende güneşin, ayın, yağmurun; bedeninde kalbinin, beyninin insanın kendi kontrolünde olduğunu düşünelim… Bunun düşüncesi dahi zorlar insanı. Bitkilerin bir gün fotosentez yapmaması durumunda yeryüzünde yaşam duracak iken…
Rabbi karşısındaki acziyle insan neyi kontrol edebilir, neyi egemenliği altında bulundurabilir? Yakın takibini her an hissettiği Allah’ın gücüne ve kudretine sığınan ve O’nun kendisi için hep hayır olanı dilediğini bilen insanın, tek vekili de Allah’tır. Yalnızca Kendisine sığınılan, yarattıklarını nimetlendiren, sonsuz şefkatiyle çepeçevre sarıp kuşatan Allah’a gereği gibi teslim olmak en büyük konfordur.Sürekli güzellikler yaratan Allah’tan başka, insanın vekil edinebileceği dost yoktur. O yaptığı her şeyi en güzel yapandır.
Bize düşen; ancak Kendisine şükredilen, bütün varlığın diliyle yegane övülen Allah’ı bütün noksanlıklardan tenzih etmek, övmek, adını yüceltmektir…“…Bu dünyada güzel davranışlarda bulunanlara güzellik vardır; ahiret yurdu ise daha hayırlıdır. Takva sahiplerinin yurdu ne güzeldir. (Nahl Suresi, 30)
O, merhamet eden, verdiği nimetleri iyi kullananları daha büyük ve ebedi nimetler vermek suretiyle mükafatlandıran, ezelde bütün yaratılmışlar hakkında hayır, rahmet ve irade buyuran, sevdiğini sevmediğini ayırt etmeyerek sayısız nimetlere kavuşturandır. O Rahman’dır; Rahim’dir.

27 Ocak 2011 Perşembe

Gerçek Aşkın Kaynağı


İnsanların hemen hepsi yaşamları süresince gerçek sevgiyi yaşayabilmenin yollarını arar dururlar. Her defasında tam bulduklarını zannederken, o sevginin de diğerleri gibi aldatıcı, gelip geçici ve sahte olduğunu anlarlar. Dinden uzak yaşayan cahiliye toplumu bireyleri, sevgiyi de cahiliye yöntemleri içerisinde aramaları nedeniyledir ki, gerçek sevgiyi yaşayabilmenin sırrına ulaşamazlar.


İnanan insanlar için ise durum tamamen tersidir. Onlar gerçek ve samimi sevgiyi doruğunda yaşarlar, çünkü sevgilerinin temelinde yaratıcıları Allah'a duydukları derin sevgi ve teslimiyetleri vardır. Davranışlarını yalnızca sonsuz cennet umuduyla yapmaz; yaptıkları her şeyde Rabbimiz’i razı ederek O’nun eşsiz sevgisini kazanma hissiyatı içinde olurlar.


Çevremizde sık sık arkadaşlıkları, dostlukları, iş ortaklıkları veya evlilikleri biten insanların haberlerini duyarız. Çok kısa bir süre önce, birbirlerini sevdiklerini, birbirlerine değer verdiklerini söyleyen kişilerin, birbirlerine çok ağır sözler söyleyerek ve birbirlerine iftiralar atarak, düşmanca ayrıldıklarına tanık oluruz. İnsanların ilişki türü ne olursa olsun aralarındaki bağların kopması genellikle bu şekilde aşağılama, suçlama ve nefretle olur. Ve bu insanların büyük bir çoğunluğu, artık "sevgilerinin bittiğini" söylerler.Aslında bu insanların yaşadıkları sistem içerisinde 'sevgi' olarak adlandırdıkları şey, 'gerçek sevgi' değildir. Bu yalnızca sağlam bir dayanağı olmayan, karşılıklı çıkarlar doğrultusunda gelişen, manevi derinliği olmayan ve maddi değerlere dayanan bağlardır.


Bu bağlar öylesine zayıftır ki kaza sonucu sakat kalan ya da imkanlarını kaybedip yaşam şartları değişen, dolayısıyla artık karşısındaki kişinin beklentilerine yanıt veremeyen kişi, gördüğü ilgi ve sevgiyi kaybeder. Çok sevdiğini söyleyen kişi, bu konuma gelen insanla, değişik bahaneler ortaya koyarak tüm bağlarını koparır. Dinden uzak insanların yaşadığı sevginin, gerçek olmayan ‘sözde sevgi’ olduğu çok açıktır.


Yaşamlarını Kuran'a göre düzenlemeyen insanların, gerçek sevgiyi yaşamaları da olanaksızdır. Kaynağını kalplerindeki imandan alan gerçek sevgiyi yaşayan insanların yaşamlarında, söz ettiklerimizden çok daha zor olaylar, ağır şartlar dahi oluşsa sevgileri asla bitmez.


İşte inanan insanların sevgileri, Allah'a olan bu güçlü, samimi ve içten sevgilerinden kaynak bulmaktadır. Karşılarındaki tüm güzellikleri yaratanın, yalnızca Rabbimiz olduğunun bilincinde olarak sevgiyi yaşarlar. Sevdikleri kişi hata da yapsa, imanlarından kaynaklanan şefkat, merhamet, hoşgörü ve bağışlama ile yaklaşırlar.


Kısacası gerçek sevgi; temeli Allah sevgisi ve hoşnutluğu üzerine kurulmuş bir sevgidir; iman, takva ve Allah'a olan yakınlıkla artar. İman kalbine yerleşmiş bir insan, Allah'ı büyük bir coşku ve heyecanla sever. Allah aşkı ve hoşnutluğu, Allah'ın sevdiği bir insan olma umudu kişiye büyük şevk verir. Bu sevgi, insan ruhundaki coşkuyu, huzuru, mutmainlik duygusunu sürekli diri tutar.


Rabbimiz’in benzersiz sanatı ve eşsiz yaratma kudreti, Allah'a olan sevgiyi daha da arttırır. Allah'a duyduğu sevgi nedeniyle, mümin, Allah'ın yarattıklarına karşı da büyük bir sevgi duyar. Allah'ı çok sevdiği için, yine Allah'a sevgi duyan insanlara karşı coşkun bir sevgi duyar. Ve inanan insanın, karşısındaki kişi imanı yaşadığı sürece, yaşlılık, sakatlık ya da maddi kayıp gibi durumlarda da sevgisi asla olumsuz etkilenmez. Tam aksine duyduğu sevgi daha da derinlik kazanır.


Allah için yaşanan sevgide sadakat, merhamet ve bağışlama vardır. Allah için yaşanan sevgi süresiz ve sonsuzdur. Bu sevgi önce dünyada ve ardından sonsuz yaşamda devam etmeye kilitlenmiş bir sevgidir. Allah tüm güzel şeyleri yaratan tüm zevkin sahibidir ve hiçbirşey O’na duyulan sevgi ve imani coşku kadar kalpte mutmainlik oluşturamaz.Bu, Allah’ın iman edenlere bir lütfudur, Allah Katından bir nimettir. Bu, Allah’a inananlara has üstün bir güzellik, bir nimettir ve cennette de bu şekilde olacaktır.Yüce Allah sevginin, tutkunun, muhabbetin sırlarını bize Kuran’da açıklar. Rabbimiz, gerçek sevgiyi yaşamanın ancak imanla mümkün olduğunu “İman edenler ve salih amellerde bulunanlar ise, Rahman (olan Allah), onlar için bir sevgi kılacaktır.” (Meryem Suresi, 96) ayetiyle Kuran'da bizlere bildirmektedir.


Toplumdaki insanların büyük bir bölümü ise ruhlarındaki sevgiyi öldürmüş durumdadırlar. İnsanların öncelikle ruhlarındaki ölüyü diriltmeleri gerekmektedir; asıl önemli konu, Allah aşkının insanı sarmasıdır. Allah aşkını içinde hisseden insan dünyanın tüm güzelliklerine kavuşur. Kalbini Allah’a tam olarak teslim eden insan, artık Allah’ın yönetimindedir. Allah’ı aşkla seven insan yaşadığı aşkın derin güzelliğini ve mutluluğu sürekli içinde hisseder.


İnsanlar içinde, Allah'tan başkasını 'eş ve ortak' tutanlar vardır ki, onlar (bunları), Allah'ı sever gibi severler. İman edenlerin ise Allah'a olan sevgileri daha güçlüdür... (Bakara Suresi, 165)

22 Ocak 2011 Cumartesi

Merhamet Kapısı: Tevbe

İnsan her an bir hata yapabilir, günah işleyebilir. Hiç kimse kusursuzluk iddiasında bulunmamalı, kendini hata yapmaktan müstağni görmemelidir.

Kur'an, Allah'tan bağışlanma dilemenin çok doğal bir mümin özelliği olduğunu bildirir. Allah’tan bağışlanma dilemek, yani istiğfar etmek, insanın günahlarının örtülmesi için Rabb'imize yalvarması ve O’nun sonsuz merhametine sığınmasıdır. Müminleri inkarcılardan ayıran en önemli özellik bağışlanma dilemek ve tevbe etmektir. İnkarcılar kendilerinin hatasız ve günahsız olduklarını düşünürler. Müminler ise kendilerini hatadan müstağni görmek gibi bir iddiada bulunmazlar. Kuşkusuz mümin hata yapmak, günah işlemek istemez ancak kötülüğü emreden nefsine bir an yenilebilir ya da ibadetlerinde gevşeklik gösterebilir. Ancak ardından pişmanlıkla Rabbine yönelip bağışlanma dileyerek, Allah’ın sonsuz affediciliğine ve rahmetine sığınır.


Allah’tan bağışlanma dilemek için mutlaka bir hata yapmış olmak gerekmez. Mümin bağışlanma dileyerek kulluğunu, Rabb'i karşısındaki aczini, O’nun yardımı olmaksızın hiçbir şeye güç yetiremeyeceğini dile getirir. Bağışlanma dilememek ise acizliğinin, hata ve günahlarının şuurunda olmamaktır. Bu gaflet içindeki ruh hali zamanla kişinin kalbinin katılaşmasına, nefsinin bencil tutkularını ilahlaştırmasına, şeytanın enaniyetli karakter özelliklerini taşımasına ve sonsuz azabına sebep olabilir.


Dua etmek gibi, bağışlanma dilemenin de yeri ve zamanı yoktur. Bağışlanma dileme, bilerek ya da bilmeyerek yapılan tüm hatalar için Allah'ın affediciliğine sığınmaktır. Ayrıca bir mümin, diğer müminler için de bağışlanma dileyebilir.


Tevbe ise, belirli bir günah için yapılır ve tevbe eden insan, yaptığı hatayı düzeltmeye kesin karar verir, bir daha aynı hataya düşmemek için Rabb'imizden yardım diler. Ancak unutulmamalıdır ki, bağışlanma dileme de tevbe de samimi ve içten olmalıdır. Allah’ın "Rabbinize yalvara yalvara ve için için dua edin..." (Araf Suresi, 55) buyruğu, bağışlanma dilerken de, tevbe ederken de insanın yaşaması gereken ruh halidir.


Bir Kur'an ayetinde, “Arş'ı yüklenmekte olanlar ve çevresinde bulunanlar, Rablerini hamd ile tesbih etmekte, O'na iman etmekte ve iman edenlere mağfiret dilemektedirler: "Rabbimiz, rahmet ve ilim bakımından her şeyi kuşatıp-sardın, tevbe edenler ve senin yoluna tabi olanlara mağfiret et ve onları cehennem azabından koru." (Mü'min Suresi,7) ifadesiyle,meleklerin, Allah’ın buyruğuna uygun olarak hem arşı taşıdıkları, hem Allah’ı tesbih ettikleri, ayrıca iman edenler için de bağışlanma diledikleri haber verilir. Meleklerin bağışlanma dilemesi ise insan için büyük bir lütuftur. Onlar göğü tutup, hamd edip, bağışlanma dilerken, insanın büyüklenerek yüz çevirmesi ise büyük gaflettir. İnsan, tatmin bulmuş olan bu varlıkların bağışlanma dilemesine de layık yaşamalıdır.


Peygamberimiz (sav) de, insanlara her zaman tevbe edebileceklerini bir hadisinde şöyle hatırlatır:"Tevbe kapısı açıktır, Güneş garpten doğuncaya kadar kapanmaz." (G.Ahmed Ziyaüddin, Ramuz El Hadis)


Allah, insanlara karşı sonsuz merhametli ve bağışlayıcıdır. İnsan, doğru yola yönelmesi için Allah’ın bir rahmet olarak verdiği süreyi iyi kullanmaz, vakit varken tevbe edip bağışlanma dileyerek Rabb'ine yönelmezse sonuç kaçınılmaz bir azap olabilir. Kendisi için belirlenen sürenin ne zaman dolacağını bilemeyen insan, imanını güçlendirmek ve ahlakını güzelleştirmek için çaba göstermelidir. Henüz yaşıyorken, her insan için Allah'tan bağışlanma dileme ve tevbe yolu her an açıktır.


"Rabbimiz, bizim günahlarımızı bağışla, kötülüklerimizi ört ve bizi de iyilik yapanlarla birlikte öldür" (Ali İmran Suresi, 193)

16 Ocak 2011 Pazar

Kur’an ve Aile

İnsanların büyük çoğunluğu dinin sadece ibadetlerden oluştuğunu zanneder. Bu bir yanılgıdır; gerçek din yalnızca ibadet anlamına gelmez, yaşamın her anını kapsar. İman sahipleri rehber edindikleri Kur’an vesilesiyle güzel ahlakı kazanır, her koşulda Allah’ın beğendiği bu üstün ahlakı yaşarlar.

Yaşamında Allah’ın hoşnutluğunu amaç edinen insan, her an ve her ortamda samimiyetinden, dini yaşamaktaki kararlılığından ödün vermemeye çaba gösterir. Dolayısıyla Kur’an ahlakına sahip insanların meydana getirdiği her toplumda bu güzel özellikler yaşanır.


Kur’an ahlakının yaşandığı bir ailede, günümüz ailelerinde yaşanan sorunlar görülmez. Günümüz toplumlarında saygısız, söz dinlemeyen saldırgan çocuklar ve çocuklarıyla yeterince ilgilenmeyen, onlara doğru ile yanlışı anlatmayan, birbiriyle de geçimsiz olan anne babalar çok fazladır. Bu evlerde genellikle kavga ve hakaret yaşanır. Oysa Kuran ahlakının hakim olduğu evlerde, anne babaya Allah'ın buyruğu gereği "öf" bile demeyen, vicdanını kullanarak iyiliği ve kötülüğü ayırt edebilen, çirkin davranışlardan uzak duran çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları kendi aralarında da sevgi ve saygıyı yaşar, çocuklarına güzel örnek olur, onların hayırlı insanlar olmaları için çaba gösterirler. Kısacası bu aileler sevgi, saygı ve dayanışma temelleri üzerinde inşa edilirler.


Aile yapısı böyle güçlü olan milletin devlet yapısı da çok güçlü olacaktır; çünkü aile toplumun özüdür. Manevi değerlerini kaybeden, aile yapısı çöken ülkenin manevi çöküşü de hızlı olacaktır.
Başlarda yalnızca aile ortamlarında yaşanan dejenerasyon, zamanla toplumun tüm kesimlerine yayılır. Sevgi, saygı ve sadakat yerine, kıskançlık, ikiyüzlülük, alay gibi kötü davranışlar ortaya çıkar. Tüm sistem çıkar ilişkileri, ahlaki dejenerasyon ve maddi beklentiler üzerine kurulu hale gelir. Güven, adalet, şefkat ve merhamet körelince, bireylerin bir arada huzur ve barış içinde yaşamaları da imkansızlaşır.


Kur’an ahlakının hakim olduğu ve gerçek anlamda yaşandığı toplumlarda ise, devletine, milletine yararlı, ailesini, arkadaşlarını seven, onlara sadakat ve vefa duygularıyla bağlı örnek insan modelleri çoğalır. Dolayısıyla bu millet, sağlam temeller üzerinde yükselen güçlü bir birlik ve beraberlik ruhuna sahip olacak, ülkede güven ve huzur içinde yaşanacaktır. Kuran'da da inananların birlikteliğinden doğacak gücün sırrı haber verilir:


Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)


Kur’an ahlakını yaşayan insanın dünya hayatındaki en önemli dayanağı Allah sevgisi ve Allah korkusudur. Bu duygular onu, her an Allah'ın beğendiği tavırlar sergilemeye, O'nun hoşnutluğu için çalışmaya, şeytanın telkinlerinden ve nefsinin bencil tutkularından sakınmaya yöneltir.


Rabb’inin huzurunda hesabını veremeyeceği işler yapmaktan, O’nun rahmetini ve cennetini kaybetmekten içi titreyerek korku duyan insanlardan oluşan ailelerin çoğalması, toplumun geleceği için en önemli güvencelerden biri olacaktır.