tevekkül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tevekkül etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

16 Şubat 2011 Çarşamba

Beni En Güzel Yere ‘Sen’ Ulaştır



İnanan insanın yaşadığı zorluk ne denli büyük olursa olsun, Kendisine ihtiyaç olunan ve Kendisinden yardım beklenen Allah kesinlikle yardım edeceğinin, destek olacağının müjdesini verir. Allah, Kur’an’da haber verildiği gibi göklere, yere ve dağlara sunduğu, ancak onların korkarak yüklenmekten kaçındıkları emaneti yüklenen insana, taşıyamayacağı yükü asla vermez.



Müminin yapması gereken, Allah’a tam bir teslimiyetle teslim olmak ve zorlukla imtihan edilirken sabır göstermektir. Yaşanan tüm sıkıntıların sonu gelir. Hatta yaşanan en zor durumlar bir süre sonra, adeta başkasının başından geçmiş gibi anlatılır. İnsan, Allah’ın kendisi için belirlediği, hayır ve hikmet üzere yarattığı her olayda Rabb’ini görmeli, nezaketle sabretmelidir.




Musibetin Allah’tan geldiğine kanaat getirmek, kişinin sabrını ve tevekkülünü artıracaktır. İmtihan yaşamak, Allah’ın hatırlatmasıdır; kulunu unutmadığının müjdesidir. Ahirette yaşanacak ve asla tükenmeyecek sıkıntıdan uzak olabilmek için zorluk zamanlarında güzel ahlâk göstermelidir insan; orada her şey gibi azap dolu sıkıntılar da sonsuzdur çünkü…



Samimi mümin her durumda Allah’a teslimiyette ve bağlılıkta kararlı olur. Yaşadığı musibet geçici, yok olucu ve sonludur. Ancak biteceği anı bekleyerek tahammül etmek değildir samimi müminin yaşadığı. O Rabb’i için sabreder; teslimiyetle, tevekkülle, yine O’nun yardımını bekler.




Kendisine yalvaranların isteklerini veren Allah, "...İman edenlere yardım etmek ise, Bizim üzerimizde bir haktır." (Rum Suresi, 47) ayetiyle samimi inananlara yardım etmenin üzerinde hak olduğunu haber verir ve tümüne desteğini vaat eder. Kulu aciz ve çaresiz kaldığında, güç yetiremediğinde yardımıyla yanındadır; O kuluna şahdamarından yakındır. Ve “O, yardım edenlerin en hayırlısıdır.” (Ali İmran Suresi, 150)



‘Şüphesiz Allah'ın yardımı pek yakındır." (Bakara, 214) Ancak yakın/uzak kavramları dünyevi ve bizim için geçerli kavramlardır. Allah katında zaman yoktur, O zamandan münezzehtir. Bu nedenle yardım o an da gelebilir, yıllar sonra da. İnsan yalnızca sabrederek, umutvar olarak yardım diler; yardım gelene dek, hatta ondan sonra da sözüne olan sadakatiyle denenir.



Hz. Yunus balığın karnında karanlıklar içindeydi ve “Eğer (Allah'ı çokça) tesbih edenlerden olmasaydı”, Onun karnında (insanların) dirilip-kaldırılacakları güne kadar kalakalmıştı. (Saffat Suresi, 143-144) ayetiyle bildirildiği gibi kıyamet gününe kadar orada kalacaktı. Ancak o sürekli Rabb’ini anmış, sonsuz merhamet sahibi, müminlerin dostu olan, onlara hayır yolları açan Allah’ın yardımıyla aydınlığa kavuşmuştu.



O, insanın içinde gizlediklerini bilen, Kendine yalvaranların isteklerini veren, icabet edendir... İnsanın içinde gizlediği tek bir düşünce bile Allah'tan gizli kalmaz. İnsanın samimiyetle Allah'tan bir istekte bulunması için düşünmesi bile yetebilir. İçinden geçen, duası olur müminin ve Kendine yalvaranları işiten Allah icabet eder. İnsan olumsuz düşüncelerle oyalanacağı yerde Allah’a sığınıp dua ettiğinde, sorun çözülecektir.



Yaşadığı zorluk durumunda kendisini adeta karmaşık bir labirentte çaresiz hisseden, çıkış yolunu bulamayan insan, karamsarlığa kapılmamalıdır. Şeytan, çıkış yolunu hiç bulamayacağı, orada kalacağı yönünde karamsarlık telkini verir; ancak o ne olacağını bilemez, sadece fısıldar. İnanan insan bilmelidir ki, yaşadığı olay ne denli zor da olsa, kendisi için mutlaka bir güzellik, bir hayır vardır. Ve kendisine o labirentten çıkış yolunu gösterecek olan yalnızca Rabb’idir. Karanlığı yarıp sabahı çıkaran Allah’a sığınıp, tam bir teslimiyetle teslim olduğunda ve için için dua ettiğinde, O kulunu aydınlığa çıkaracaktır.



Her şey kusursuz olursa imtihan yaşanmaz. Mümin bir şeyleri aşmalıdır ki, Allah'ın huzuruna temizlenmiş, arınmış olarak çıkabilsin. Musibetler müminlerin üzerine yağmur gibi yağar; ancak her yağmurla mümin daha da arınır…Yağmur yağmasa kul Rabb’ine aşkını nasıl kanıtlayabilir? Yaratılmışlar hakkında hayır, rahmet ve irade buyuran, sayısız nimetlere kavuşturan Allah kuraklık vermesin bizlere... Allah’a karşı samimi olursak, O bize doğru yolları ilham edecektir…
“Allah’ım bana zahirinde de bir şey bırakma ve beni en güzel yere sen ulaştır…”

2 Şubat 2011 Çarşamba

Sabrettiğinize Karşılık Selam Size


Yüce Allah Kur’an’da sabredenleri sevdiğini haber verir. Bu sevgiyi kazanabilmek için, Allah’ın her olayı bir hikmet üzere ve müminler için hayırla yarattığının bilincinde olmak ve yaşananlar karşısında tevekküllü olmak gerekir. Mümin, tek güvenilir varlık olan Allah’a dayandığı için her konuda sabır gösterir, zorluklara boyun eğmez. Ve karşılığında da O’nun sevgisini kazanır.

Samimi inanan insanın alabileceği en güzel karşılık Allah’ın sevgisini, hoşnutluğunu, rahmetini ve sonsuz cennetini kazanabilmektir. Bu güzellikler, dünyadaki hiçbir nimetle ya da zevkle kıyaslanamaz.

Nice peygamberle birlikte birçok Rabbani (bilgin)ler savaşa girdiler de, Allah yolunda kendilerine isabet eden (güçlük ve mihnet)den dolayı ne gevşeklik gösterdiler, ne boyun eğdiler. Allah, sabredenleri sever. (Al-i İmran Suresi, 146)

Yüce Allah bir ayette, “Ey iman edenler, sabredin ve sabırda yarışın, (sınırlarda) nöbetleşin. Allah’tan korkun. Umulur ki kurtulursunuz.” (Al-i İmran Suresi, 200) sözleriyle müminlerin bu ahlakı ve dolayısıyla sevgisini kazanmak için yarışmalarını buyurur.

Peygamberimiz (sav) söyle buyurur: “Müminin işi ne güzeldir! Allah onun hakkında ne hüküm uygularsa o mümin için hayır olur. Eğer ona iyilik dokunursa teşekkür eder, bu mümin için hayır olur. Ona bir zarar dokunursa sabreder, bu da onun için hayırdır.”

Kusursuz yaratılmış imtihan mekânı olan dünyadaki yaşam, Kur’an’da tavsiye edilen ahlakı yaşayanlar için de, yaşamayanlar için de aynı hızla geçmektedir. Bu kısacık yaşamda Rabbimiz’in imtihan için yarattığı olaylara sabır göstermeyen, isyan eden, kulluk ve ibadetlerinde kararlı olmayan kişi de belirlenen günde mutlaka ölümü tadacaktır. Allah’ın sınanmaları için yarattığı olaylara sabrederek, kaderlerine teslim olanlar, ahirette kurtuluşa ve eşsiz ağırlanma konağı olan cennete kavuşacaklardır.
Dünya hayatında sabır değil, tahammülsüzlük gösteren, yaşadıkları zorluklardan sürekli şikâyet edenlerin ise, dünyadayken içinde yaşadıkları karanlık ahirette de sürecek, Allah onları nura çıkarmayacaktır.

Sabır toplumda zannedildiği gibi tahammül değildir; yaşananlar karşısında dişlerini sıkarak beklemek değildir. Sabır, zor zamanlarda Allah’ı hatırlamaktır. Allah’ın zorluğun ardından vereceği kolaylığı beklemektir. Zorluk yaşamak, Allah’ın Kendisini hatırlatmasıdır, kulunu unutmadığının işaretidir. İsabet eden her zorluk, kulunu Allah’a yakınlaştırır. “Gerçekten Allah, sabredenlerle beraberdir.” (Bakara Suresi, 153)

İnsana katından sayısız güzellik sunan Allah’ı hoşnut edebilmek için sabır göstermek muazzam güzeldir. Musibete sabretmek eziyet verici gibi görünse de, insan tevekkülü, teslimiyeti tam olarak yaşadığında acı değil, zevk duyar.

Hayırla yaratılan olaylar karşısında üzülmek, sinirlenmek kadere saygısızlıktır. Yapılması gereken, ardındaki hikmetleri görmeye çalışmaktır. O gün insan, dönüşü imkânsız bir pişmanlıkla “… Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık” (Mülk Suresi, 10) dememek için tüm güzelliklerin yolunu açan sabrı doruğunda yaşamalıdır. Mümin, “Rabbin için sabret” (Müddessir Suresi, 7) ayeti gereği ömrü boyunca Allah’ın hoşnutluğunu amaçlayarak güzel bir sabırla sabreder. Rabbimiz de, bu samimiyetlerine karşılık onları ödüllendireceğini Kur’an’da müjdeler. Allah’ın vaadi haktır; sonsuz ödül yurdu cennetin kapıları samimi müminler için açılır ve melekler seslenirler:
“Sabrettiğinize karşılık selam size. (Dünya) Yurdun(un) sonu ne güzel.” (Ra’d Suresi, 24)

17 Ocak 2011 Pazartesi

Çocuk, İnancını Kendisi mi Seçmeli?

Çağdaş birer anne baba olma adına çocukları inanç konusunda bilgilendirmemek büyük yanılgıdır. Çocuk bu önemli konuda kafasında beliren soru işaretlerinin cevaplarını kendi kendine bulamaz. Kaldı ki inanç, yaşam için en değerli ve öğrenilmesi en gerekli şeylerdendir ve çocuk da bu önemli şeyi kendi çabasıyla bulmaya itilemeyecek kadar değerlidir.

Birçok anne baba çocuklarının gideceği okul -hatta yazın hangi sosyal faaliyette bulunacağı-konusunda dahi kararı kendileri verir. Ancak alacağı eğitime dair kararları çocuğa bırakmazken, dini eğitimi görmezden gelmek, neye inanacağını çocuktan kendi kararıyla almasını beklemekoldukça ilginç bir mantıktır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, ailelerin, çocuğun dini öğrenmesinin onu dünya hayatında yanlış yönlendireceği gibi dayanaksız bir endişe duymalarıdır.


Oysa tam aksine inançlı yetiştirilen çocuk ruhsal yönden daha dengeli olur. Kaldı ki çocuk zaten cevabını bilemediği/anlayamadığı olayları, göremediği bir güce bağlar. O güç bazen izlediği çizgi filmdeki bir karakter bazen de Allah'tır. O halde zaten 'gizemli' bir gücün olduğunu düşünen çocuğa, bu sorunun birden fazla değil, yalnızca bir cevabı olduğunu anlatmak gerekir.


Doğduğu andan itibaren, öğrenme isteği içinde sürekli etrafını araştıran çocuk, bilgiye 'aç'tır.Allah, insanı din fıtratı üzerine yaratmıştır Batılı psikologların, “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramlar, İslam inancındaki fıtrat prensibinin karşılığıdır. Son dönemde Batılı bazı psikologlar, tarafsız ve önyargısız yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun düşeceği görüşünde birleşmişlerdir.


İman ile insan ruhu arasındaki özel ilişki, tıp dünyasında da çeşitli araştırmaların konusu olmuştur. Bir bilimsel araştırma sonucuna göre, inanan gençlerin inanmayan gençliğe oranla daha mutlu oldukları ortaya çıkmıştır. Associated Press bu araştırmayı,“Birçok çocuk için inanç mutluluğun anahtarıdır” başlığı ile dünyaya duyurmuştur.


Bilim adamı H. Benson’ın araştırma sonucu ise kendi ifadesiyle “insan Allah’a iman etmeye göre ayarlı olarak yaratılmıştır." Allah inancı çocuklara küçük yaşlarda öğretilmelidir. Dinin özü olan üstün ve güzel ahlâk özellikleri, çocukluk döneminde şekillenmeye başlar.


Din ruhun gıdasıdır; insanların sağlıklı, mutlu, huzurlu olmasını sağlayan ruhsal bir ilaçtır. Allah’ainanan, O’na dua ve tevekkül eden insanların, diğer insanlardan hem ruhsal hem de fiziksel olarak daha sağlıklı olmalarının sebebi, yaratılışlarına uygun davranmalarıdır.


İnanan insanlar için bir pedagogun ya da bir öğretmenin önerilerinden çok Allah'ın emirleri önemlidir. Allah Kur'an'da, "Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır... (Tahrim Suresi, 6) buyurarak inanan insanları öncelikle en yakınlarına dini tebliğ yapmaları gerektiği konusunda uyarır.


Bu nedenledir ki, bir anne babanın çocuğunun iyiliği için yapması gereken ilk şey, Allah sevgisini ve Allah korkusunu küçük yaşta ona öğretmektir. Çocuğa Allah’ın varlığı, büyüklüğü ve gücü anlatılmalıdır. Çocuk, çevresinde gördüğü her şeyin, içtiği suyun, soluduğu havanın, yediği sebze- meyvenin, sahip olduğu bedenin, gözlerinin, kulaklarının, kalbinin nasıl var olduğu ve bunları kimin yarattığı hakkında düşünmeye yönlendirilmelidir.


Çocuğa kendisini Allah’ın yarattığı, bütün evrenin yaratıcısının Allah olduğu, O’ndan başka kimsenin hiçbir şeye güç yetiremeyeceği, bütün gücün Allah’tan olduğu açıklanmalıdır. Allah'ın her şeyi gördüğü, bildiği, duyduğu, tüm insanlara karşı çok merhametli ve çok adaletli olduğu, sahip olduğu her şey için O’na şükretmesi gerektiği, ahiretin kesin bir gerçek olduğu, bir gün ölüp Allah’ın huzuruna gideceği ve dünyada sergilediği tüm davranışlar için hesap vereceği öğretilmelidir.


Çocuk çevresinde gördüğü her canlıyı Allah’ın yarattığını, rengarenk çiçekleri, hayvanları, bitkileri, topraktan mükemmel tat ve kokuya sahip bir şekilde çıkan üzümleri, çilekleri, elmaları, portakalları, narları Allah’ın yarattığını, hastalandığı zaman ona şifa verenin Allah olduğunu, Allah’ın onu çok sevdiğini, dualarını işittiğini öğrenmeli, tek dostu ve yardımcısının Allah olduğunu küçük yaşlarından itibaren bilmelidir.


İnançlı yetiştirilen çocuk, yaşı ne kadar küçük olursa olsun, olgun bir akla ve ahlaka sahip olacak, karşılaştığı olaylar karşısında duygusal açıdan çöküntüye uğramayacak, hoşuna gitmeyen birşeyle karşılaştığında ağlamayacak, yakınmayacak, olayların hep Allah’ın kontrolünde olduğunu bilecek, tevekkül edecek, güzel tavır gösterecektir.


Unutmamak gerekir ki, dinimiz bir çocuğundahi anlayacağı kadar açık ve kolaydır. Bu nedenle çocuklara Allah'ı tanıtmak, Kur'an okumak,ayetleri açıklamak, Peygamberimiz (sav)'in güzel ahlakını anlatmak ve her şeyin gerçek yönünü onlara öğretmek gerekmektedir.