çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çocuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2011 Pazartesi

"Beni Koruyup Yetiştirdikleri Gibi Sen De Onlara Acı"

Kur’an’da anne ve babaya karşı kullanılacak üslup birçok ayetle hatırlatılır. Yüce Allah, “İnsana da, anne babasına iyi davranmasını emrettik. Annesi onu her gün biraz daha güçsüz düşerek karnında taşımıştır. Onun sütten kesilmesi de iki yıl içinde olur. (İşte onun için) insana şöyle emrettik: “Bana ve anne babana şükret. Dönüş banadır.”" (Lokman Suresi, 14) hükmüyle insana anne ve babasına karşı iyilikle davranmasını emreder.


Kuşkusuz anne ve babanın çocuğu üzerindeki emeği çok fazladır. Annesi pek çok güçlüğe katlanarak onu dokuz ay boyunca karnında taşımış ve zorluklara rağmen özveriyle büyütmüştür. Babası da onu yetiştirirken çok çaba harcamıştır. İnsanın kendisine şefkatle gösterilen bu emeği görmezden gelerek anne babasına karşı büyüklenmesi, onlara merhametsiz bir şekilde davranması Kur’an ahlakına tamamen aykırıdır. Rabb’imiz, “Allah’a ibadet edin ve ona hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana babaya, akrabaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez." (Nisa Suresi, 36) ayetiyle de anne babaya karşı güzellikle davranmak gerektiğini ve böbürlenmekten sakınılmasını buyurur.


Bir diğer Kur’an ayetinde de anne ve babaya nasıl titizlikle davranmak gerektiği detaylı olarak haber verilir:


Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim!, Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı" (İsra Suresi, 23-24)


Kur’an ahlakına uygun yaşayan insan, anne ve babasına "öf" bile demeyecek kadar saygılı ve hürmetkar bir tavır içerisinde olur. Alçakgönüllü ve anlayışlıdır, onlara her zaman güzel söz söyler. Nasıl sevgi ve şefkat içinde büyütüldüyse, yaşlılıklarında da kendisi onlara sevgi ve şefkatle yaklaşır. Onların hatalarına sabır gösterir, kızıp öfkelenmez.


Ancak her anne baba Allah’a itaat ederek ve O’nun sınırları içinde yaşamaz. Anne babanın Allah’a isyan etmesi durumunda ise Kuran’da tavsiye edilen davranış, din konusunda onlara itaat etmemek ama onlarla iyi geçinmek şeklindedir. Kuran’da anne babası Allah’tan yüz çevirmiş bir müminin nasıl davranması gerektiği şöyle açıklanır:


“Eğer, hakkında hiçbir bilgi sahibi olmadığın bir şeyi bana ortak koşman için seninle uğraşırlarsa, onlara itaat etme. Fakat dünyada onlarla iyi geçin. Bana yönelenlerin yoluna uy. Sonra dönüşünüz ancak banadır. Ben de size yapmakta olduğunuz şeyleri haber vereceğim.” (Lokman Suresi, 15)


Biz insana, ana-babasına iyilik etmesini emrettik. Şâyet onlar seni, hakkında hiçbir bilgin olmayan şeyi bana ortak koşman için zorlarlarsa, bu takdirde onlara itaat etme. Dönüşünüz ancak bana olacaktır ve ben yapmakta olduklarınızı size haber vereceğim. (Ankebut Suresi, 8)


Kuran’da Hz.Yusuf’un anne babasına karşı olan saygılı davranışları örnek verilir. Hz. Yusuf Mısır’ın yönetiminde önemli bir makamda olduğu halde onlara karşı oldukça alçakgönüllü bir tavır içerisinde olmuştur:


(Mısır’a gidip) Yûsuf’un huzuruna girdiklerinde; Yûsuf ana babasını bağrına bastı ve “Allah’ın iradesi ile güven içinde Mısır’a girin” dedi. Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yûsuf’a) saygı ile eğildiler. Yûsuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Yusuf Suresi, 99-100)


Bu konuda Kur’an’dan bir diğer örnek de Hz İbrahim’in tavrıdır. Kendisini putlara tapmaya çağıran babasına karşı davranışları ve söylediği saygı dolu sözler inananlar için güzel bir örnektir. Babasının taşa tutma tehdidine rağmen, Hz. İbrahim ona "babacığım" diye hitap ederek güzel ahlak göstermiştir:


Kitap’ta İbrahim’i de zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir peygamberdi. Hani babasına demişti: "Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi bir şeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun? Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım. Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır. Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun." (Babası) Demişti ki: "İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git." (İbrahim:) "Selam üzerine olsun, senin için Rabbim’den bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır" dedi. "Sizden ve Allah’tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbim’e dua ediyorum. Umulur ki, Rabbim’e dua etmekle mutsuz olmayacağım." (Meryem Suresi, 41-48)


Anne babaya karşı iyi davranmak, merhametle yaklaşmak pek çok Kuran ayetinde daha dikkat çekilen bir hükümdür:


Biz insana anne babasına iyi davranmayı emrettik. Annesi onu ne zahmetle karnında taşıdı ve ne zahmetle doğurdu! Onun (anne karnında) taşınması ve sütten kesilme süresi (toplam olarak) otuz aydır. Nihayet olgunluk çağına gelip, kırk yaşına varınca şöyle der: “Bana ve anne babama verdiğin nimetlere şükretmemi, senin razı olacağın salih amel işlememi bana ilham et. Neslimi de salih kimseler yap. Şüphesiz ben sana döndüm. Muhakkak ki ben sana teslim olanlardanım.” (Ahkaf Suresi, 15)

5 Şubat 2011 Cumartesi

Çocuğa Allah ve Din Nasıl Anlatılmalı?-II





Ölüm Konusu



Günümüz çocukları oldukça zekidir; “anlamaz, çocuktur bir şey bilmez” diye düşünmek çok yanlıştır. Çocuğa eğer din öğretilmezse çocuğun ruhu boşlukta kalır. Özellikle ölüm konusu çocuğa çok dikkatli anlatılmalıdır.



Anne - babasının bir gün ölerek yok olacağını düşünen çocuk, psikolojik açıdan dengesini yitirir. Kendisinin bir gün öleceğini düşünen çocuk da aynı ruh haline sürüklenir. Oysa anne ve babasıyla cennette kavuşacağını, onlarla birlikte olacağını bilen bir çocuk, ruhen ve bedenen çok sağlıklı ve zinde olur. Ölümü yok olmak olarak anlaması çocuk için yıkımdır. Annesini ya da babasını kaybeden bir çocuk için, anne - babasının bir daha asla gelmeyecek olması dehşet verici bir düşüncedir. Dolayısıyla “bizleri Allah yarattı, ahirette, cennette yine hep birlikte olacağız” dendiğinde, çocuk ruhsal yönden rahatlık içinde olur; sevgisi devam eder.



Din ruhun gıdasıdır; insanların sağlıklı, mutlu, huzurlu olmasını sağlayan ruhsal bir ilaçtır. Yüce Allah, insanları, bilim adamı H. Benson’ın ifadesiyle “Allah’a iman etmeye göre ayarlı” olarak yaratmıştır. İman yaşanmıyorsa önce insanların, ardından ailelerin, daha sonra da toplumların sağlığı bozulur. Çevremize baktığımızda, insanların ne kadar mutsuz olduğunu görmemek mümkün değildir. Bu, toplumda din eğitiminin gerçek anlamda ve yeterli düzeyde yapılmamasından kaynaklanır.



Çocuklara Sevgi ve Saygı



Çocuklara büyük insan gibi davranmak, sevgi ve saygıyla yaklaşmak önemlidir. Bu, akılcı bir yaklaşım tarzı olur. Çocuğa içten, candan ve Allah aşkıyla yaklaşmak gerekir. Büyüklerindeki o samimi imanı görürse çocuk dine daha yakınlaşır. Allah’ın kutlu peygamberleri de küçük yaştan itibaren mükemmel yetişmiş, çocuk yaşta Allah aşkını çok güçlü kazanmış insanlardır.



Din, dünyanın en kaliteli insanının yaşadığı sistem, dindar insan da dünyanın en kaliteli insanıdır. Mümin en akıllı, basiretli, ferasetli, vicdanlı, makul düşünen ve en güvenilir insanıdır. Kur’an, dünyayı en mükemmel şekilde kullanma sanatını anlatır. Aynı zamanda sevmenin sanatını öğretir. Çocuğa bu bakış açısıyla yaklaşılırsa – Allah’ın dilemesiyle- çok güzel sonuç alınır.



Çocuklara din, gerici ve tutucu bir üslup ile anlatılmamalıdır. Hurafe dolu bir anlatım, çocuk için din değil, aklının alamayacağı bir kâbus olacaktır. Dini Kur’an ve sünnet çizgisi dışında hurafelerle yorumlayan kişiler, kendi ruhlarındaki karanlığı ve şirk düşüncesini Kur’an’a ve Peygamberimizin hadislerine uygulamaya çalışırlar. Bilim ve sanat dışarıda bırakılarak, çocuğa “oturma, bakma, yapma!” emirleriyle dini eğitim vermeye çalışmak konuyu açmaza götürür.



Çocuğa baskı, dayak, şiddet uygulanmamalıdır. Şiddet işe yarayan bir unsur olsaydı Hz. Nuh, peygamber olduğu halde kendisine inanmayan ve Allah’a iman etmeyen oğluna şiddet uygulardı.



Anne – Babanın Her Konuda Eğitimli Olması Önemlidir



Kur'an’da bildirilen eğitim anlayışının kapsamı oldukça geniştir. Vicdan sahibi her Müslüman, bilimsel konularda kendini geliştirmelidir. Çünkü bilim, evreni ve içindeki varlıkları incelemenin ve Allah’ın sanatındaki kusursuzluğu, yaratışındaki üstünlüğü delilleriyle açıklamanın yoludur. Anne babalar, kişiliklerini, davranışlarını, konuşma biçimlerini Kur’an’da bildirilen üstün ahlaka yakışır bir hale getirmede gayret ettikleri kadar, bilime dair konularda da kendilerini eğitmelidirler. Bütün bu özellikler, çocuklarının alacağı ilk tebliğ için ailelere yardımcı olacaktır.



Kuşkusuz bunların tümü dua mahiyetindeki hazırlıklardır. Kalpleri etkileyecek ve hidayeti verecek olan yalnızca Yüce Rabb’imizdir. Ancak anne baba, her konuda bilgi birikimine sahip olmanın yanı sıra ahlakı, kişiliği ve karakter özellikleriyle de hayranlık uyandıran bir Müslüman olarak, çocukları için örnek birer model olurlar…



İslamiyet pırıl pırıl aydınlık bir dindir. Kur’an ışıl ışıl aydınlıktır; karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Ve bize sevgiyi, şefkati, özveriyi, merhameti, dostluğu emreder. İnsanları sevmemizi, bitkileri, hayvanları, Allah’ın bütün yarattıklarına aşkla sevgi duymamızı ister. O halde, dini yaşayan vicdan sahibi bir nesil için, çocuklarımıza Peygamberimiz’in (sav) hadisindeki gibi en güzel mirası bırakalım:



"Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.512)

3 Şubat 2011 Perşembe

Çocuğa Allah ve Din Nasıl Anlatılmalı?-I


İnsan, doğduğu andan itibaren, öğrenme isteği içinde sürekli etrafını araştırır. Çocukluk döneminde gördüğü, duyduğu ve okuduğu her yeni şeyden heyecan duyar. Bu süreçte çocuk için en önemli örnekler, anne - babası ve onların davranış biçimleridir. Eğitimde ilk aşama ailedir; çocuğun ilk öğretmeni de annesidir Anne, çocuğunu yalnızca bedensel değil, ruhsal yönden yetiştirmekle de yükümlüdür.
Allah, insanı din fıtratı üzerine yaratmıştır. Batılı psikologların, “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramları, İslam inancındaki fıtrat prensibiyle açıklamak mümkündür. Son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak bir şekilde yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun düşeceği görüşünde birleşmişlerdir.

Allah inancı çocuklara küçük yaşlarda öğretilmelidir Dinin özü güzel ahlâktır. Allah’ın beğendiği üstün ahlâk özellikleri de, özellikle çocukluk döneminde şekillenmeye başlar.

Çocuğa Neler, Nasıl Anlatılabilir?

İmam Gazali’nin çocuk ruhu ve kalbi hakkında önemli görüşleri vardır. O, fıtrat hadisini esas alarak, çocuğun kalbini “tertemiz, bomboş, saf, her şeyi almaya kabiliyetli ve yöneltildiği her şeyi yapmaya meyilli” olarak nitelemektedir. Bunun yanısıra Gazali, ruhun yaratılışı itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli olduğuna ve Allah’ı bulup kavrayacak gücün de onda bulunduğuna inanmaktadır.O nedenle her şeyi almaya ve yönlendirildiği her şeyi yapmaya hazır olan çocuğa anlatılacak ve onu yönlendirilecek konular çok önemlidir.

Çocuğa öncelikle Allah’ın varlığı, büyüklüğü ve gücü anlatılmalıdır. Çocuk, çevresinde gördüğü her şeyin, içtiği suyun, soluduğu havanın, yediği sebze - meyvenin, sahip olduğu bedenin, gözlerinin, kulaklarının, kalbinin nasıl var olduğu ve bunları kimin yarattığı hakkında düşünmeye yönlendirilmelidir.

Evrendeki düzen ve denge, mucizevi tasarımlarla yaratılmış galaksiler –ki çocuklar bu konulara oldukça fazla ilgi duyarlar- hakkında bilgiler verilmeli ve tümünün üstün akıl sahibi bir Yaratıcı tarafından yaratıldığı anlatılmalıdır.

Gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz ve hissettiğimiz herşey, bize göklerin, yerin ve arasındakilerin Yaratıcısı olan Allah'ı tanıtır. Evreni saran mucizevi güzellikler üzerinde bilgi sahibi olması, çocuğun bu apaçık gerçeği fark etmesini sağlar. Rastlantılarla hiçbir şeyin meydana gelemeyeceği çok basit örneklerle çocuğa anlatılabilir. Böylece çocuk, çevresini saran yaratılış gerçekleriyle bu muhteşem düzenin bir sahibi olduğu gerçeğine ulaşabilir. Bu anlayışa sahip olan çocuklara, Kuran ahlakının ve dinin anlatılması daha da kolaylaşacaktır.

Ardından, Kur’an’ın hak ve korunmuş kitap olduğu, hükümlerine uymak gerektiği, dinin kolay ve insanın yaratılışına uygun olduğu anlatılmalıdır.

Dini yeni tanıyacak çocuklar öncelikli olarak, Allah’a ve ahiret gününe iman konusunda bilinçlendirilmelidir. Çünkü dinin gereklerini yapması için önce mantığını kavramalıdır; böylece ibadetleri istekle yapacaktır. Böyle olmadığında çocuk, ne yaptığının farkında olmadan taklidi bir şekilde yapar. Ya da ibadetin mantığını bilmediğinden yapmak istemeyebilir. Bu nedenle çocuğu dinin ibadetlerini uygulamak isteyeceği, anlayacağı düzeye getirmek öncelikli olmalıdır. Bu zaman süreci içerisinde, ibadete yönelik baskıcı, zorlayıcı teklifler getirilmemelidir. Çocuk sevgiyle ve samimi bir kalple Allah'a inandığında, ibadetleri yerine getirmeyi kendiliğinden isteyecektir.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Çocuk, İnancını Kendisi mi Seçmeli?

Çağdaş birer anne baba olma adına çocukları inanç konusunda bilgilendirmemek büyük yanılgıdır. Çocuk bu önemli konuda kafasında beliren soru işaretlerinin cevaplarını kendi kendine bulamaz. Kaldı ki inanç, yaşam için en değerli ve öğrenilmesi en gerekli şeylerdendir ve çocuk da bu önemli şeyi kendi çabasıyla bulmaya itilemeyecek kadar değerlidir.

Birçok anne baba çocuklarının gideceği okul -hatta yazın hangi sosyal faaliyette bulunacağı-konusunda dahi kararı kendileri verir. Ancak alacağı eğitime dair kararları çocuğa bırakmazken, dini eğitimi görmezden gelmek, neye inanacağını çocuktan kendi kararıyla almasını beklemekoldukça ilginç bir mantıktır. Bunun en önemli nedenlerinden biri, ailelerin, çocuğun dini öğrenmesinin onu dünya hayatında yanlış yönlendireceği gibi dayanaksız bir endişe duymalarıdır.


Oysa tam aksine inançlı yetiştirilen çocuk ruhsal yönden daha dengeli olur. Kaldı ki çocuk zaten cevabını bilemediği/anlayamadığı olayları, göremediği bir güce bağlar. O güç bazen izlediği çizgi filmdeki bir karakter bazen de Allah'tır. O halde zaten 'gizemli' bir gücün olduğunu düşünen çocuğa, bu sorunun birden fazla değil, yalnızca bir cevabı olduğunu anlatmak gerekir.


Doğduğu andan itibaren, öğrenme isteği içinde sürekli etrafını araştıran çocuk, bilgiye 'aç'tır.Allah, insanı din fıtratı üzerine yaratmıştır Batılı psikologların, “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramlar, İslam inancındaki fıtrat prensibinin karşılığıdır. Son dönemde Batılı bazı psikologlar, tarafsız ve önyargısız yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun düşeceği görüşünde birleşmişlerdir.


İman ile insan ruhu arasındaki özel ilişki, tıp dünyasında da çeşitli araştırmaların konusu olmuştur. Bir bilimsel araştırma sonucuna göre, inanan gençlerin inanmayan gençliğe oranla daha mutlu oldukları ortaya çıkmıştır. Associated Press bu araştırmayı,“Birçok çocuk için inanç mutluluğun anahtarıdır” başlığı ile dünyaya duyurmuştur.


Bilim adamı H. Benson’ın araştırma sonucu ise kendi ifadesiyle “insan Allah’a iman etmeye göre ayarlı olarak yaratılmıştır." Allah inancı çocuklara küçük yaşlarda öğretilmelidir. Dinin özü olan üstün ve güzel ahlâk özellikleri, çocukluk döneminde şekillenmeye başlar.


Din ruhun gıdasıdır; insanların sağlıklı, mutlu, huzurlu olmasını sağlayan ruhsal bir ilaçtır. Allah’ainanan, O’na dua ve tevekkül eden insanların, diğer insanlardan hem ruhsal hem de fiziksel olarak daha sağlıklı olmalarının sebebi, yaratılışlarına uygun davranmalarıdır.


İnanan insanlar için bir pedagogun ya da bir öğretmenin önerilerinden çok Allah'ın emirleri önemlidir. Allah Kur'an'da, "Ey iman edenler, kendinizi ve yakınlarınızı ateşten koruyun ki onun yakıtı insanlar ve taşlardır... (Tahrim Suresi, 6) buyurarak inanan insanları öncelikle en yakınlarına dini tebliğ yapmaları gerektiği konusunda uyarır.


Bu nedenledir ki, bir anne babanın çocuğunun iyiliği için yapması gereken ilk şey, Allah sevgisini ve Allah korkusunu küçük yaşta ona öğretmektir. Çocuğa Allah’ın varlığı, büyüklüğü ve gücü anlatılmalıdır. Çocuk, çevresinde gördüğü her şeyin, içtiği suyun, soluduğu havanın, yediği sebze- meyvenin, sahip olduğu bedenin, gözlerinin, kulaklarının, kalbinin nasıl var olduğu ve bunları kimin yarattığı hakkında düşünmeye yönlendirilmelidir.


Çocuğa kendisini Allah’ın yarattığı, bütün evrenin yaratıcısının Allah olduğu, O’ndan başka kimsenin hiçbir şeye güç yetiremeyeceği, bütün gücün Allah’tan olduğu açıklanmalıdır. Allah'ın her şeyi gördüğü, bildiği, duyduğu, tüm insanlara karşı çok merhametli ve çok adaletli olduğu, sahip olduğu her şey için O’na şükretmesi gerektiği, ahiretin kesin bir gerçek olduğu, bir gün ölüp Allah’ın huzuruna gideceği ve dünyada sergilediği tüm davranışlar için hesap vereceği öğretilmelidir.


Çocuk çevresinde gördüğü her canlıyı Allah’ın yarattığını, rengarenk çiçekleri, hayvanları, bitkileri, topraktan mükemmel tat ve kokuya sahip bir şekilde çıkan üzümleri, çilekleri, elmaları, portakalları, narları Allah’ın yarattığını, hastalandığı zaman ona şifa verenin Allah olduğunu, Allah’ın onu çok sevdiğini, dualarını işittiğini öğrenmeli, tek dostu ve yardımcısının Allah olduğunu küçük yaşlarından itibaren bilmelidir.


İnançlı yetiştirilen çocuk, yaşı ne kadar küçük olursa olsun, olgun bir akla ve ahlaka sahip olacak, karşılaştığı olaylar karşısında duygusal açıdan çöküntüye uğramayacak, hoşuna gitmeyen birşeyle karşılaştığında ağlamayacak, yakınmayacak, olayların hep Allah’ın kontrolünde olduğunu bilecek, tevekkül edecek, güzel tavır gösterecektir.


Unutmamak gerekir ki, dinimiz bir çocuğundahi anlayacağı kadar açık ve kolaydır. Bu nedenle çocuklara Allah'ı tanıtmak, Kur'an okumak,ayetleri açıklamak, Peygamberimiz (sav)'in güzel ahlakını anlatmak ve her şeyin gerçek yönünü onlara öğretmek gerekmektedir.

16 Ocak 2011 Pazar

Ailede Dejenerasyon

Ailede sevgi, saygı, dayanışma, özveri ve sadakat duyguları köreldiğinde, artık o milletin de varlığının devamı zorlaşır. Bu durum yalnızca aile ile sınırlı kalmaz, toplumun diğer kesimlerine yayılır. Arkadaşlık ilişkilerinde, çalışma ortamlarında, okullarda kıskançlık, ikiyüzlülük, alaycılık, dedikodu gibi kötü davranışlar ortaya çıkar. İlişkiler, beklenti ve çıkarlar üzerine kurulur.


Aile içinde din ahlakı konusunda eğitilmemiş olan ve özellikle televizyon programlarının yoğun telkinlerden etkilenen gençlerin, hatta çocukların şiddet eğilimli olduklarını görüyoruz. Bu durum öylesine yaygınlaşmıştır ki, küçük çocukların ellerine silah aldıklarına, cinayet işlediklerine tanık olmaktayız.


Allah'tan korkmayan anne-babalar, çocuklarına da Allah’ın emrettiği merhametli, adaletli, hoşgörülü, akılcı güzel ahlâkı öğretemez, Allah sevgisi ve korkusu olmayan zalim nesiller yetiştirirler. Hz. Nuh'un Kur’an’da söz edilen bu konudaki duası, inkârcıların ortak zalim karakterlerini gösterir:


Nuh "Rabbim, yeryüzünde kafirlerden yurt edinen hiç kimseyi bırakma." dedi. "Çünkü Sen onları bırakacak olursan, Senin kullarını şaşırtıp-saptırırlar ve onlar, kötülükten sınırı aşan (facir'den) kafirden başkasını doğurmazlar." "Rabbim, beni, annemi, babamı, mü'min olarak evime gireni, iman eden erkekleri ve iman eden kadınları bağışla. Zalimlere yıkımdan başkasını artırma." (Nuh Suresi, 26-28)

Ne Yapmalı?..

İmam Gazali, çocuğun kalbini “tertemiz, bomboş, saf, her şeyi almaya kabiliyetli ve yöneltildiği her şeyi yapmaya meyilli” olarak tanımlar. Gazali ayrıca, ruhun fıtratı itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli ve Allah’ı bulup kavrayacak güce sahip olduğunu söyler. Bu nedenle çocuklara Allah inancı küçük yaşlarda öğretilmelidir. Dinin özü güzel ahlaktır. Allah katında beğenilen üstün ahlak özellikleri, özellikle çocukluk döneminde şekillenir. Son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak olarak yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun olduğu görüşünde birleşmişlerdir.


Kur’an’da bildirilen geniş kapsamlı eğitim anlayışını ailesinde hayata geçirmek isteyen her vicdan sahibi insan, bilimsel konularda da kendisini geliştirmelidir. Bilim, evreni ve varlıkları inceleyerek Allah’ın yaratma sanatındaki kusursuzluğu, benzersizliği, üstünlüğü açıklamanın yoludur. Anne ve babalar kişiliklerini, davranışlarını, konuşma biçimlerini Kur’an’da bildirilen üstün ahlaka yakışır bir hale getirmede gayret ettikleri kadar, bilimsel konularda da kendilerini eğitmelidirler. Çocuğa ilk tebliği verecek olanlar anne babalardır ve edindikleri bilgiler onlara bu konuda yardımcı olacaktır.


Bediüzzaman Lem'alar’ında, insanın en birinci üstadının ve en etkili öğretmeninin annesi olduğunu söyler ve yaşamında annesinin önemini şu cümlelerle ifade eder:


“Ben bu seksen sene ömrümde, seksen bin zatlardan ders aldığım halde, kasem ediyorum ki, en esaslı ve sarsılmaz ve her vakit bana dersini tazeler gibi, merhum validemden aldığım telkinat ve mânevî derslerdir ki, o dersler fıtratımda, adeta maddî vücudumda çekirdekler hükmünde yerleşmiş. Sair derslerimin o çekirdekler üzerine bina edildiğini aynen görüyorum. Demek, bir yaşımdaki fıtratıma ve ruhuma merhum validemin ders ve telkinâtını, şimdi bu seksen yaşımdaki gördüğüm büyük hakikatler içinde birer çekirdek-i esasiye müşahede ediyorum."


Rabb’inin huzurunda hesabını veremeyeceği işler yapmaktan, O’nun rızasını, rahmetini ve cennetini kaybetmekten içi titreyerek korku duyan insanlardan oluşan ailelerin çoğalması, toplumun geleceği için en önemli güvencelerden biridir.

O halde, dini gerçek anlamda yaşayan vicdan sahibi bir nesil için, çocuklarımıza Resulullah’ın(sav) hadisinde tavsiye ettiği en güzel mirası bırakalım:


“Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz.” (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2.cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.512)

Aile, Çocuk ve Güzel Ahlak

Toplumdaki en küçük, en temel birim olan ailenin yapısı ne denli güçlü ise, millet ve devlet de o derece güçlü olur. Değerlerini yitiren, bireyleri arasında sevgi, saygı ve beraberlik duyguları körelen ailelerden oluşan devletin güçlü olması zordur. Aile yapısı çöken dinden uzak toplumlar, hızla manevi ve ahlaki dejenerasyona doğru yol alır.

Din ahlakına sahip insanların yaşadığı çevreler, özlem duyulan, huzur ve güven içindeki ortamlardır. İslam barıştır, ışıl ışıl aydınlıktır; insana gerçek sevgiyi, şefkati, merhameti, dostluğu tarif eder, sevmenin sanatını öğretir. O’nun sınırları içerisinde yaşayan insan da her zaman ve her ortamda dürüst, samimi karakter özellikleri, saygı ve sevgi dolu davranışlar sergiler.


Din yalnızca belirli ibadetlerden oluşmaz. Gerçek din, yaşamın her anını kapsar ve insanlara Kur’an ekseninde güzel ahlak özellikleri kazandırır. Güzel ahlak özelliklerinin de ibadet olduğu bilincine sahip insan Allah'ın hoşnutluğunu, rahmetini ve cennetini kazanmak için yaşamının her anında Kur’an'la bildirilen üstün ahlakı yaşamaya çaba gösterir.


Günümüz toplumunda, anne ve babaya itaatsiz, saldırgan çocuklara ve onlara doğruyu yanlışı anlatmayan, onlarla ilgilenmeyen, birbiriyle de geçimsiz, sürekli tartışan anne- babalara çok sık rastlıyoruz. Bu evlerde, itaat, sevgi, saygı, anlayış ve şefkat yerine kavga, hakaret ve isyan hakimdir.


Kur’an ahlakına uygun yaşam süren bir ailede ise bu ailelerdeki sorunlar yaşanmaz. Bu evlerde, anne- babaya itaatli, Allah'ın buyruğu gereği onlara "öf" bile demeyen, kötülüklerden uzak duran vicdanlı çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları çocuklarının hayırlı insanlar olmaları için çaba harcayan, birbirlerine de sevgi ve saygı gösteren, davranışları ile örnek insanlardır.


Her Anne Baba ‘İyi’ Değildir


Her toplumda olduğu gibi, toplumumuzda da ahlak dışı yaşayan, çocuklarını da kendi yaşantılarına çekmeye çalışan anne babalar vardır. Çocuk, anne-babası olduğu için bu kişilerin fikirlerine boyun eğmek zorunda değildir. Allah Kur’an’da, ahlak dışı davranan anne babaya itaati yasaklar.


Biz insana, anne ve babasına (karşı) güzelliği (ilke edinmesini) tavsiye ettik. Eğer onlar, hakkında bilgin olmayan şeyle Bana ortak koşman için sana karşı çaba harcayacak olurlarsa, bu durumda, onlara itaat etme. Dönüşünüz Banadır. Artık yaptıklarınızı size haber vereceğim. (Ankebut Suresi, 8)


Bugün cezaevleri hırsızlık yapmış, insanlara/devlete zarar vermiş, cinayet işlemiş anne-babalarla doludur. Bu anne-babaların çocukları, onlarla birlikte yaşamak zorunda değildir. İnsanların genelde söylediği gibi her anne-babanın, çocuklarının iyiliğini ve sağlığını gözeterek hareket ettikleri görüşü gerçek dışıdır. Her aile çocuk açısından güvenli bir ortam sunmaz. Bugün kadın sığınma evleri, aile bireylerinden ya da eşinden şiddet görmüş kadınlarla doludur.


Birçok aile, çocuklarının düşüncelerine ve inançlarına saygı duymaz. Kızını istemediği biriyle evlendirerek adeta mal gibi satan ya da biriyle konuşurken görüldüğü için çocuğunu feci şekilde döven hatta öldüren aileler vardır. Bugün hala süregelen töre cinayetleri de bunun dehşet verici örneklerindendir. Kısacası her aile ortamı çocuklar için huzurlu ve güvenlidir demek mümkün değildir.

Kur’an ahlâkını gerçek anlamda yaşayan ailelerde yetişen çocuklar topluma, devletine, milletine yararlı bir yurttaş, ailesini seven, saygılı bir evlat, özverili bir arkadaştır. Bu yapıdaki bireylerin oluşturduğu bir milletin huzurlu, mutlu ve birlik ruhuna sahip güven dolu bir yaşamı olur. Kur’an, birlik içinde ve güçlü olmanın sırrını şöyle haber verir:

Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)

21 Mart 2010 Pazar

Ailenin Önemi

İnsanların büyük çoğunluğu dinin sadece ibadetlerden oluştuğunu zanneder. Oysa bu bir yanılgıdır; gerçek din yalnızca ibadet anlamına gelmez, yaşamın her anını kapsar. İman sahipleri rehber edindikleri Kuran vesilesiyle güzel ahlakı kazanır, her koşulda Allah’ın beğendiği bu üstün ahlakı yaşarlar.


Yaşamında Allah’ın hoşnutluğunu amaç edinen insan, her an ve her ortamda samimiyetinden, dini yaşamaktaki kararlılığından ödün vermemeye çaba gösterir. Dolayısıyla Kur’an ahlakına sahip insanların meydana getirdiği her toplumda bu güzel özellikler yaşanır.


Kur’an ahlakının yaşandığı bir ailede, günümüz ailelerinde yaşanan sorunlar görülmez. Günümüz toplumlarında saygısız, söz dinlemeyen saldırgan çocuklar ve çocuklarıyla yeterince ilgilenmeyen, onlara doğru ile yanlışı anlatmayan, birbiriyle de geçimsiz olan anne babalar çok fazladır. Bu evlerde genellikle kavga ve hakaret yaşanır. Oysa Kuran ahlakının hakim olduğu evlerde, anne babaya Allah'ın buyruğu gereği "öf" bile demeyen, vicdanını kullanarak iyiliği ve kötülüğü ayırt edebilen, çirkin davranışlardan uzak duran çocuklar yetişir. Bu ailelerin anne babaları kendi aralarında da sevgi ve saygıyı yaşar, çocuklarına güzel örnek olur, onların hayırlı insanlar olmaları için çaba gösterirler. Kısacası bu aileler sevgi, saygı ve dayanışma temelleri üzerinde inşa edilirler.


Aile yapısı böyle güçlü olan milletin devlet yapısı da çok güçlü olacaktır; çünkü aile toplumun özüdür. Manevi değerlerini kaybeden, aile yapısı çöken ülkenin manevi çöküşü de hızlı olacaktır.
Başlarda yalnızca aile ortamlarında yaşanan dejenerasyon, zamanla toplumun tüm kesimlerine yayılır. Sevgi, saygı ve sadakat yerine, kıskançlık, ikiyüzlülük, alay gibi kötü davranışlar ortaya çıkar. Tüm sistem çıkar ilişkileri, ahlaki dejenerasyon ve maddi beklentiler üzerine kurulu hale gelir. Güven, adalet, şefkat ve merhamet körelince, bireylerin bir arada huzur ve barış içinde yaşamaları da imkansızlaşır.


Kur’an ahlakının hakim olduğu ve gerçek anlamda yaşandığı toplumlarda ise, devletine, milletine yararlı, ailesini, arkadaşlarını seven, onlara sadakat ve vefa duygularıyla bağlı örnek insan modelleri çoğalır. Dolayısıyla bu millet, sağlam temeller üzerinde yükselen güçlü bir birlik ve beraberlik ruhuna sahip olacak, ülkede güven ve huzur içinde yaşanacaktır. Kuran'da da inananların birlikteliğinden doğacak gücün sırrı haber verilir:


Allah'a ve Resûlü'ne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)


Kur’an ahlakını yaşayan insanın dünya hayatındaki en önemli dayanağı Allah korkusudur. Çünkü Allah korkusu onu, her an Allah'ın beğendiği tavırlar sergilemeye, O'nun hoşnutluğu için çalışmaya, şeytanın telkinlerinden ve nefsinin bencil tutkularından sakınmaya yöneltir. Rabb’inin huzurunda hesabını veremeyeceği işler yapmaktan, O’nun rahmetini ve cennetini kaybetmekten içi titreyerek korku duyan insanlardan oluşan ailelerin çoğalması, toplumun geleceği için en önemli güvencelerden biri olacaktır.