din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
din etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Şubat 2011 Cumartesi

Toplumdaki 'Mantık Dini'



İnsanların çoğu, belirli zamanlarda ibadet ederek, ara sıra Kur’an ahlakını yaşayarak din ahlakını yaşadıklarını zannederler. Bu kişiler genellikle nefislerinin bencil tutkularının ardına düşerek, dünyevi çıkarlarını gözeterek yaşarlar. Bu durum, insanların kendini aldatmasından başka bir şey değildir. Kur’an’da, bu yaşam tarzını benimsemiş kimi insanların Allah’a ‘bir ucundan ibadet ettikleri’ bildirilir:




İnsanlardan kimi, Allah’a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (Hac Suresi, 11)




İnsan kendi dinini yaşayamaz, yaşanması gereken Allah’ın dinidir. Cahilce, kendi mantık örgülerine göre bir din yaşamayı düşünenler kendi çıkarlarını gözettikleri bir ‘mantık dini’nin mensubudurlar. Yukarıdaki ayeti gereği gibi düşünerek, kişinin böyle bir ‘mantık dini’ arayışının yanlışlığını fark etmesi gerekir.




Cahiliye insanlarının oluşturduğu bu ‘mantık dini’nin en önemli özelliklerinden biri, Kuran ahlakının gereklerinin, yalnızca kişisel çıkarlarla uyumlu olduğu durumlarda yaşanmasıdır. Bu sapkın inanışa göre, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, sabır göstermek, tevekküllü olmak, hoşgörülü davranmak, ihtiyaç içinde olanları korumak ancak çıkarlarla çatışmıyorsa uygulanabilir. Eğer toplum içinde takdir görülecekse, ibadet etmek ve güzel ahlak özellikleri sergilemekte kendilerince bir sakınca görmeyen bu kimseler, şayet toplumdan tepki alacaklarını düşünürlerse, bu dini sorumluluklardan hiç haberleri yokmuş gibi davranırlar.




Bu çarpık mantığa sahip insanlar, ahiretin varlığına da kesin bilgiyle iman etmezler. Çünkü yaşamlarının bir kısmını Kuran ahlakını, geri kalanını ise dünya hayatını yaşamaya ayırmışlardır. Hatta bazen bu kişinin gününün neredeyse 23 saati Kuran ahlakından uzak geçerken, din ahlakını yaşamaya ancak bir saatini ayırır. Oysa insanın yaşamı, ölümü, ibadetleri ve kulluğu yalnızca Allah için olmalıdır. Bir Kuran ayetinde bu konuda “...Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi, 162) buyrulmaktadır.




Dünyevi değerlere çok önem veren bu kişiler, sadece belli dönemlerde ihtiyaç içinde olanları korumayı, yoksullara sadaka vermeyi, yardım etmeyi yeterli görürler. Bunlar güzel ve teşvik edilmesi gereken davranışlardır. Ancak bu kişilerin yardımlarındaki asıl amaç, genellikle toplumda ‘ hayırsever’ sıfatı kazanabilmek ve böylece saygın bir yer elde edebilmektir.




Mantık dinini yaşayanların en büyük yanılgılarından biri ise, tüm bu çarpıklıklara ve Kuran dışı inanışlara rağmen kendilerinin gerçek anlamda Kuran ahlakını yaşadıklarını öne sürmeleridir. Oysa gerçek İslam ahlakının, bu kişilerin çarpık mantık örgüleri üzerine kurdukları sapkın yaşamlarıyla hiçbir ilgisi yoktur.




Kuran’da, müminlerin tüm yaşamlarının Rabbimiz’in hoşnutluğuna uygun olduğu bildirilir. Salih müminler, her ne iş yapıyor olsalar, okula gidiyor da olsalar, ticaretle uğraşıyor da olsalar, tüm gün evde de bulunsalar, hasta ya da sağlıklı da olsalar yalnızca Allah’ın hoşnutluğu için yaşarlar.




Çok açıktır ki, samimi müminlerin yaşamında “biraz Allah rızası için, biraz nefsi için” gibi bir ayrım asla yoktur. Yaptıkları her işte yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanma çabası vardır. Samimi müminler dini yalnızca Allah için yaşarlar.




(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)




Samimi inanan, yapacağı davranışları ve sözlerini ‘mantık süzgecinden’ değil, tam bir mümin hareketi ve mümin ahlakına uygun olup olmadığı konusunda süzgeçten geçirir..Her adımında ”cennette böyle bir tavır içinde olabilir miyim?” diye düşünerek Kuran ahlakına uygun tavırlar sergiler.




Rabb’in huzurunda yapayalnız hesap vereceğimizin bilinciyle, yaptığımız tüm ibadetleri samimiyetle yerine getirmeye çaba gösterelim. Kendi nefsimize uygun olanı seçmeden, Allah’ın emrettiği şekilde ve O’nun sınırlarını koruyarak yaşayalım. Yaşamımızdaki gaflet perdelerini kaldıralım; son perde açıldığında arkasındaki muhteşem güzellikleri görebilmeyi umut ederek…

17 Şubat 2011 Perşembe

Dini Yaşamak İnsanı Sanattan Engeller mi?



Din ahlakını yaşamak insanı sosyal yaşamdan, güzelliklerden ve sanattan engellemez, aksine daha çok haz almasına neden olur. Güzelliklerden, sanat ve estetikten en çok zevki müminler alırlar. Çünkü güzel bir sanat eserinden rengarenk çiçeklere, meyvelere, etkileyici mekanlara kadar her şeyin, sonsuz güzellikleri sanatının içinde yaratan [Sani] Allah tarafından verilmiş nimetler olduğunun bilincindedirler.


İnanan insanlar, Allah’ın bir örnek edinmeksizin yarattığı her güzellikten ruhen çok derin heyecan duyarlar. Muhteşem bir manzara, tomurcuğundan yaprakları ütülenmiş gibi çıkan rengarenk bir çiçek, konforlu ve ferah bir ev, şık bir kıyafet, sevimli bir hayvan, özenle hazırlanmış bir masa, güzel bir müzik kişinin ruhuna şiddetli haz verir. Tüm bu etkileyici güzelliklerin Allah Katından bir rahmet olarak kendilerine sunulduğunun bilincinde olmaları, inananların ruhunda heyecan oluşturur. Çünkü hoşa giden her şey, Allah’ın kullarına olan sevgisinin bir yansımasıdır.


Yüce Allah’a kesin bilgiyle inanan, izlediği her görüntüyü, duyduğu her sesi O’nun birçok hayır ve hikmetle yarattığını bilen bir mümin, hiçbir güzelliğe karşı duyarsız ve umursuz davranmaz. Müminin gördüğü güzelliklere karşı fiili olarak da hoşnutluğunu ifade etmesi Kuran ahlakının bir gereğidir. Bu nedenle mutlaka o güzelliği yaratanın Allah olduğunu dile getirir, O’nun gücünü gereği gibi takdir eder, tüm övgüsünü Allah’a yöneltir.


Estetik, sanat ve güzellik, imana çok etki eder. Örneğin Kuran’daki bir kıssada Sebe Melikesi’nin, Hz. Süleyman’ın muhteşem sarayına geldiğinde, mükemmel bir çalışmayla yapılmış cam zemini su birikintisi zannederek müthiş etkilendiği anlatılır. Ardından Sebe melikesinin ruhundaki derinleşmeyi ve aldığı hazzı görürüz. Tüm bu etkileyici görünümler onun iman etmesine vesile olmuştur.


İnanan insanlar, her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunun şuurundadırlar ve bu nedenle dünyevi hiç bir şey için bencil tutkularının ardında hırsla koşturmazlar. Dinden uzak cahiliye insanları gibi her an sahip olduklarını yitirme korkusuyla yaşamazlar. Kısımlandıran, rızıkları, nimetleri adalet, hikmet ve rahmet içinde taksim edip herkese nasibini veren Allah, dilerse tümünü geri alabileceğinin bilincinde yalnızca Rabb’lerine dayanıp güvenirler.


Kur'an tüm insanlığa aydınlığı ve güzelliği anlatır. Ancak karanlık zihniyetli cahiliye insanı ortaya adeta bir kabus tablosu çıkarır. Kendi kafasındaki ve ruhundaki karanlığı ortaya serer bu kişi, ancak o din değildir. Gerçek din pırıl pırıldır, aydınlıktır, huzur doludur. Samimi müminler için kesintisiz bir mutlulukla dolu olan Allah’ın aydınlık ve dosdoğru yolu, yaşamlarından sonsuz ahirete uzanır.

5 Şubat 2011 Cumartesi

Çocuğa Allah ve Din Nasıl Anlatılmalı?-II





Ölüm Konusu



Günümüz çocukları oldukça zekidir; “anlamaz, çocuktur bir şey bilmez” diye düşünmek çok yanlıştır. Çocuğa eğer din öğretilmezse çocuğun ruhu boşlukta kalır. Özellikle ölüm konusu çocuğa çok dikkatli anlatılmalıdır.



Anne - babasının bir gün ölerek yok olacağını düşünen çocuk, psikolojik açıdan dengesini yitirir. Kendisinin bir gün öleceğini düşünen çocuk da aynı ruh haline sürüklenir. Oysa anne ve babasıyla cennette kavuşacağını, onlarla birlikte olacağını bilen bir çocuk, ruhen ve bedenen çok sağlıklı ve zinde olur. Ölümü yok olmak olarak anlaması çocuk için yıkımdır. Annesini ya da babasını kaybeden bir çocuk için, anne - babasının bir daha asla gelmeyecek olması dehşet verici bir düşüncedir. Dolayısıyla “bizleri Allah yarattı, ahirette, cennette yine hep birlikte olacağız” dendiğinde, çocuk ruhsal yönden rahatlık içinde olur; sevgisi devam eder.



Din ruhun gıdasıdır; insanların sağlıklı, mutlu, huzurlu olmasını sağlayan ruhsal bir ilaçtır. Yüce Allah, insanları, bilim adamı H. Benson’ın ifadesiyle “Allah’a iman etmeye göre ayarlı” olarak yaratmıştır. İman yaşanmıyorsa önce insanların, ardından ailelerin, daha sonra da toplumların sağlığı bozulur. Çevremize baktığımızda, insanların ne kadar mutsuz olduğunu görmemek mümkün değildir. Bu, toplumda din eğitiminin gerçek anlamda ve yeterli düzeyde yapılmamasından kaynaklanır.



Çocuklara Sevgi ve Saygı



Çocuklara büyük insan gibi davranmak, sevgi ve saygıyla yaklaşmak önemlidir. Bu, akılcı bir yaklaşım tarzı olur. Çocuğa içten, candan ve Allah aşkıyla yaklaşmak gerekir. Büyüklerindeki o samimi imanı görürse çocuk dine daha yakınlaşır. Allah’ın kutlu peygamberleri de küçük yaştan itibaren mükemmel yetişmiş, çocuk yaşta Allah aşkını çok güçlü kazanmış insanlardır.



Din, dünyanın en kaliteli insanının yaşadığı sistem, dindar insan da dünyanın en kaliteli insanıdır. Mümin en akıllı, basiretli, ferasetli, vicdanlı, makul düşünen ve en güvenilir insanıdır. Kur’an, dünyayı en mükemmel şekilde kullanma sanatını anlatır. Aynı zamanda sevmenin sanatını öğretir. Çocuğa bu bakış açısıyla yaklaşılırsa – Allah’ın dilemesiyle- çok güzel sonuç alınır.



Çocuklara din, gerici ve tutucu bir üslup ile anlatılmamalıdır. Hurafe dolu bir anlatım, çocuk için din değil, aklının alamayacağı bir kâbus olacaktır. Dini Kur’an ve sünnet çizgisi dışında hurafelerle yorumlayan kişiler, kendi ruhlarındaki karanlığı ve şirk düşüncesini Kur’an’a ve Peygamberimizin hadislerine uygulamaya çalışırlar. Bilim ve sanat dışarıda bırakılarak, çocuğa “oturma, bakma, yapma!” emirleriyle dini eğitim vermeye çalışmak konuyu açmaza götürür.



Çocuğa baskı, dayak, şiddet uygulanmamalıdır. Şiddet işe yarayan bir unsur olsaydı Hz. Nuh, peygamber olduğu halde kendisine inanmayan ve Allah’a iman etmeyen oğluna şiddet uygulardı.



Anne – Babanın Her Konuda Eğitimli Olması Önemlidir



Kur'an’da bildirilen eğitim anlayışının kapsamı oldukça geniştir. Vicdan sahibi her Müslüman, bilimsel konularda kendini geliştirmelidir. Çünkü bilim, evreni ve içindeki varlıkları incelemenin ve Allah’ın sanatındaki kusursuzluğu, yaratışındaki üstünlüğü delilleriyle açıklamanın yoludur. Anne babalar, kişiliklerini, davranışlarını, konuşma biçimlerini Kur’an’da bildirilen üstün ahlaka yakışır bir hale getirmede gayret ettikleri kadar, bilime dair konularda da kendilerini eğitmelidirler. Bütün bu özellikler, çocuklarının alacağı ilk tebliğ için ailelere yardımcı olacaktır.



Kuşkusuz bunların tümü dua mahiyetindeki hazırlıklardır. Kalpleri etkileyecek ve hidayeti verecek olan yalnızca Yüce Rabb’imizdir. Ancak anne baba, her konuda bilgi birikimine sahip olmanın yanı sıra ahlakı, kişiliği ve karakter özellikleriyle de hayranlık uyandıran bir Müslüman olarak, çocukları için örnek birer model olurlar…



İslamiyet pırıl pırıl aydınlık bir dindir. Kur’an ışıl ışıl aydınlıktır; karanlıklardan aydınlığa çıkarır. Ve bize sevgiyi, şefkati, özveriyi, merhameti, dostluğu emreder. İnsanları sevmemizi, bitkileri, hayvanları, Allah’ın bütün yarattıklarına aşkla sevgi duymamızı ister. O halde, dini yaşayan vicdan sahibi bir nesil için, çocuklarımıza Peygamberimiz’in (sav) hadisindeki gibi en güzel mirası bırakalım:



"Bir baba çocuğuna güzel ahlaktan daha üstün bir miras bırakamaz." (Kütüb-i Sitte, Muhtasarı Tercüme ve Şerhi, Prof. Dr. İbrahim Canan, 2. cilt, Akçağ Yayınları, Ankara, s.512)

3 Şubat 2011 Perşembe

Çocuğa Allah ve Din Nasıl Anlatılmalı?-I


İnsan, doğduğu andan itibaren, öğrenme isteği içinde sürekli etrafını araştırır. Çocukluk döneminde gördüğü, duyduğu ve okuduğu her yeni şeyden heyecan duyar. Bu süreçte çocuk için en önemli örnekler, anne - babası ve onların davranış biçimleridir. Eğitimde ilk aşama ailedir; çocuğun ilk öğretmeni de annesidir Anne, çocuğunu yalnızca bedensel değil, ruhsal yönden yetiştirmekle de yükümlüdür.
Allah, insanı din fıtratı üzerine yaratmıştır. Batılı psikologların, “doğal dinsel işlev, dini eğilim ve duygu, dini inanç tohumları, insiyaki temayül, dini potansiyel” adını verdikleri kavramları, İslam inancındaki fıtrat prensibiyle açıklamak mümkündür. Son zamanlarda bazı batılı psikologlar, tarafsız ve önyargıdan uzak bir şekilde yaptıkları araştırmalar sonucunda dinin, çocuğun ruhuna seslendiği ve onun ruhsal yapısına uygun düşeceği görüşünde birleşmişlerdir.

Allah inancı çocuklara küçük yaşlarda öğretilmelidir Dinin özü güzel ahlâktır. Allah’ın beğendiği üstün ahlâk özellikleri de, özellikle çocukluk döneminde şekillenmeye başlar.

Çocuğa Neler, Nasıl Anlatılabilir?

İmam Gazali’nin çocuk ruhu ve kalbi hakkında önemli görüşleri vardır. O, fıtrat hadisini esas alarak, çocuğun kalbini “tertemiz, bomboş, saf, her şeyi almaya kabiliyetli ve yöneltildiği her şeyi yapmaya meyilli” olarak nitelemektedir. Bunun yanısıra Gazali, ruhun yaratılışı itibariyle gerçekleri kabullenmeye yetenekli olduğuna ve Allah’ı bulup kavrayacak gücün de onda bulunduğuna inanmaktadır.O nedenle her şeyi almaya ve yönlendirildiği her şeyi yapmaya hazır olan çocuğa anlatılacak ve onu yönlendirilecek konular çok önemlidir.

Çocuğa öncelikle Allah’ın varlığı, büyüklüğü ve gücü anlatılmalıdır. Çocuk, çevresinde gördüğü her şeyin, içtiği suyun, soluduğu havanın, yediği sebze - meyvenin, sahip olduğu bedenin, gözlerinin, kulaklarının, kalbinin nasıl var olduğu ve bunları kimin yarattığı hakkında düşünmeye yönlendirilmelidir.

Evrendeki düzen ve denge, mucizevi tasarımlarla yaratılmış galaksiler –ki çocuklar bu konulara oldukça fazla ilgi duyarlar- hakkında bilgiler verilmeli ve tümünün üstün akıl sahibi bir Yaratıcı tarafından yaratıldığı anlatılmalıdır.

Gözümüzle gördüğümüz, kulağımızla duyduğumuz ve hissettiğimiz herşey, bize göklerin, yerin ve arasındakilerin Yaratıcısı olan Allah'ı tanıtır. Evreni saran mucizevi güzellikler üzerinde bilgi sahibi olması, çocuğun bu apaçık gerçeği fark etmesini sağlar. Rastlantılarla hiçbir şeyin meydana gelemeyeceği çok basit örneklerle çocuğa anlatılabilir. Böylece çocuk, çevresini saran yaratılış gerçekleriyle bu muhteşem düzenin bir sahibi olduğu gerçeğine ulaşabilir. Bu anlayışa sahip olan çocuklara, Kuran ahlakının ve dinin anlatılması daha da kolaylaşacaktır.

Ardından, Kur’an’ın hak ve korunmuş kitap olduğu, hükümlerine uymak gerektiği, dinin kolay ve insanın yaratılışına uygun olduğu anlatılmalıdır.

Dini yeni tanıyacak çocuklar öncelikli olarak, Allah’a ve ahiret gününe iman konusunda bilinçlendirilmelidir. Çünkü dinin gereklerini yapması için önce mantığını kavramalıdır; böylece ibadetleri istekle yapacaktır. Böyle olmadığında çocuk, ne yaptığının farkında olmadan taklidi bir şekilde yapar. Ya da ibadetin mantığını bilmediğinden yapmak istemeyebilir. Bu nedenle çocuğu dinin ibadetlerini uygulamak isteyeceği, anlayacağı düzeye getirmek öncelikli olmalıdır. Bu zaman süreci içerisinde, ibadete yönelik baskıcı, zorlayıcı teklifler getirilmemelidir. Çocuk sevgiyle ve samimi bir kalple Allah'a inandığında, ibadetleri yerine getirmeyi kendiliğinden isteyecektir.

17 Ocak 2011 Pazartesi

Allah Kolaylaştırır

Günümüz toplumlarında insanların pek çoğu Kur’an ahlâkından uzak bir yaşam sürer. Çünkü toplum genelinde, din ahlakının yaşanmasının zor olduğu şeklinde yanlış bir inanış vardır.
Bu yanlış bakış açısının temelinde insanların dine dair işittikleri hurafeleri, dedelerinden ve çevrelerinden kulaktan dolma edindikleri bilgileri ‘din’ zannetmeleri ve gerçek İslam'ı bunlardan ayırt edememeleri yatar. Oysa Allah'ın insanlara yaşamaları için tarif ettiği ahlâk, insan fıtratına en uygun yaşam şeklidir. İnsanın da dinin de yaratıcısı Rabb'imizdir. İnsanın nefsini, ruhunu, yaşadıklarının ne kadarına güç yetirebileceğini en iyi bilen Allah, insanlar için de en kolay olanı indirmiştir. Allah insanları din fıtratı üzerine yarattığından, insana dünyada huzur verecek tek model, din ahlakını gereği gibi yaşamaktır. Kuran'da din ahlakını yaşamanın kolaylığı, "O, sizleri seçmiş ve din konusunda size bir güçlük yüklememiştir, atanız İbrahim'in dini(nde olduğu gibi.)" (Hac Suresi, 78) ayetiyle bildirilir.

Din kolaydır; çünkü dinin özü güzel ahlâklı olmaktır. İnsan ruhunun en çok zevk aldığı durum güzel ahlâktır. Bütün insanlar dürüstlükten, samimiyetten, şefkatten, merhametten, güzel sözden ve alçakgönüllülükten hoşlanır. Sadakatsizlik, yalan, kötü söz, ikiyüzlülük ve kibir ise her insanın canını acıtır. İnsanın güzel olan özellikleri yaşamakta kararlılık gösterebilmesi, vicdanını güçlendirmesi ve onun sesine uymasıyla mümkündür. Vicdan, Allah'ın sonsuz merhametinin bir tecellisidir. İnsan gaflete dalsa bile, vicdanı dalmaz. Kendisi nefsine kapılacak olsa bile vicdanı kapılmaz; kendisi samimiyetsizliğe meyletse, şeytana uyacak olsa vicdanı uymaz. Yaşamı boyunca vicdanının sesini dinlemesi için ise insanın, Allah korkusunu kalbinde hissetmesi önemlidir.


Din ahlâkından uzak bir yaşam, insanları büyük sıkıntılarla, zorluk ve kısıtlamalarla karşı karşıya getirir. Kur'an ahlâkının insanlara sunduğu yaşam ise rahat, huzurlu ve güven doludur. Kur'an, toplumun ve insanların kişi üzerinde kurduğu ağır baskıları, katı kuralları ve anlamsız prensipleri ortadan kaldırır ve insanların huzur içinde yaşamalarını sağlar.


Kur'an'ın, "... Allah, size kolaylık diler, zorluk dilemez..." (Bakara Suresi, 185) ayeti bu gerçeği tüm insanlara haber verir. Hüküm verenlerin hakimi olan Allah, tüm emir ve hükümlerini insanların fıtratlarına en uygun şekilde yaratmıştır ve hiçbirinde bir zorluk yoktur. Ve Rabbimiz’in sınırları içinde yaşayan bir kişi, fıtratına uygun en güzel hayatı yaşar.


Allah Kur'an'ı kullarının güçlük çekmesi için indirmemiştir. "İçi titreyerek korku duyanlara öğütle-hatırlatma olsun"(Taha Suresi, 3) diye indirmiştir. Ve Allah, hiç kimseye güç yetireceğinden başkasını yüklemez. İman edip salih amellerde bulunan kulları için güzel bir karşılık vardır ve onlara dinde güçlük yüklemeyecektir. "… O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi…" (Hac Suresi, 78)


Yüce Allah, Kur’an'da ayrıca, iman eden kullarının işlerini kolaylaştıracağını, "Biz seni en kolay olana kolayca ileteceğiz." (A'la Suresi, 8) ayetiyle haber verir.


Samimi mümin yaşadığı olay zor gibi de görünse yılgınlık göstermez; imtihanı ne kadar şiddetli olsa da ahlâkından ödün vermez. Rabb'ine olan güveni ve teslimiyeti sayesinde tüm zorlukları Allah'tan bir rahmet olarak görür. Allah sonsuz merhametiyle, Kendisine içten yönelen kullarına en zor görünen olayları bile kolaylaştırır. "Kim iman eder ve salih amellerde bulunursa, onun için güzel bir karşılık vardır. Ona buyruğumuzdan kolay olanını söyleyeceğiz." (Kehf Suresi, 88) ayeti de bu gerçeği haber verir. Allah diğer ayetlerde şöyle buyurur:


Fakat kim verir ve korkup-sakınırsa,
Ve en güzel olanı doğrularsa,
Biz de onu kolay olan için başarılı kılacağız. (Leyl Suresi, 5-7)


Rabb'ine teslim olmayan ve O'nun sınırlarını ihlal ederek yaşayan kimselere dünya hayatında sürekli zorluk vardır; onlar için kolay olan da zordur. Allah, nankörlük eden, din ahlâkından uzak yaşayan, kendini yeterli görerek azgınlaşan bu kişilere de kolaylaştırır. Ancak, Allah hakkı yerine getirendir; inkâr içinde yaşayan kullarına en zorlu olan azaba uğramayı kolaylaştırır.


Kim de cimrilik eder, kendini müstağni görürse ve en güzel olanı yalan sayarsa, Biz de ona en zorlu olanı (azaba uğramasını) kolaylaştıracağız. Tereddi edeceği (başaşağı düşüşe uğrayacağı) zaman, malı ona hiç yarar sağlamaz. Şüphesiz, Bize ait olan, yol göstermektir. (Leyl Suresi, 8-12)

15 Mart 2010 Pazartesi

Din ve Vicdan




Toplumdaki yaygın inanca göre “din vicdanî bir olgudur, herkes dinini vicdanında yaşamalıdır.” Doğrudur, iman sahipleri, her zaman doğruyu işaret eden vicdanlarının sesini dinleyen insanlardır. Ancak din, kişinin sadece kendi içinde yaşaması gereken bir olgu değildir. Allah'ın önemli buyruğudur; her inanan Rabb'inin nimetini durmaksızın anlatmakla, iyiliği emredip kötülükten sakındırmakla ve “yeryüzünde fitne kalmayıncaya kadar” fikir mücadelesi yapmakla sorumludur. Dini bir yerlere hapsetme düşüncesi, Kur'an'dan habersiz olan ya da Allah’tan yüz çevirerek yaşayan kişilere ait çarpık bir görüştür.


Allah'a aşık insanın kalbi o aşkla çarpar, dili O'nun emriyle ve dilemesiyle her an Rabb’ini anar. Ancak mümin bu duyguları ve imanı diğer insanların da yaşaması için çaba gösterir. Din insanın içinde yaşaması gereken bir olgu olsaydı, vahiy yalnızca inen elçiye ait olurdu ve Allah’ın elçilerinin insanlara tebliğ görevi olmazdı. Bu görüşler çarpık mantık sonucu ortaya atılan, Kur’an’a uygun olmayan zanlardır.


Yaşamı süresince sorumluluk almaktan kaçarak yaşayan bir insanı düşünelim. Yalnızca kendi yiyeceği, içeceği, geleceği, evi, malları ve nefsani çıkarları ile ilgilenen bir insan… Yeryüzünün dört bir yanında yaşanan acılar, zulümler, haksızlıklar, akan kanlar onun hiç gündeminde değildir. Dünyanın kargaşa, düzensizlik, bozgunculuk ve adaletsizliklerle dolu olması onu rahatsız etmez. Suçsuz yere öldürülen insanların, yiyecek bulamayan aç çocukların varlığına aldırmaz. "Bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diye düşünür ve yalnızca kendi için yaşar.


Toplumda bu şekilde rahat edeceklerini, huzur içinde olacaklarını zanneden insanlara sık rastlanır. Oysa insanların zulüm gördükleri, haksızlıklara uğradıkları, acı çektikleri bir ortamda insanın sadece kendini düşünmesi asla vicdana sığmayacak olan bir davranıştır.


İman eden bir insanın görevi, Allah'ın buyruğu doğrultusunda iyi, doğru ve güzel olanı insanlara anlatmak, tavsiye etmektir. Müminin asıl görevi, asıl işi budur. Ancak müminler arasındaki bazı insanlar, onların sahip olduğu imanî şevk ve heyecanı içlerinde taşımazlar. Samimi müminlerinki gibi mutlu ve huzurlu değil, soğuk ve donuk bir hayatları vardır. Allah'ın gücünü gereği gibi kavramadıklarından, Kur’an ahlakının anlatılması ve yaşanması amacıyla yapılan faaliyetlerde hep geride kalır, pasif bir yaşantı sürdürürler.


Söz ettiğimiz kişiler kimi zaman müminlerin arasında yaşayan, iman ettiğini söyleyen ancak münafıkane davranışlar gösteren ya da kalplerinde hastalık bulunan insanlardır. Kimi zaman da bunlar, henüz imanı tam olarak kavrayamamış kimseler olabilir. Ancak tüm bu yapıdaki kişiler Kur’an ahlakını yaşamak ve benimsemekte, dolayısıyla da anlatmakta çekimser davranır, diğer müminlerin de kendileri gibi olmalarını isterler.


Oysa samimi müminler, kendilerince kalbi temiz ya da iyi insan olmanın yeterli olduğunu düşünen kimselerin gafletten uyanması için çaba gösterirler. Din ahlakını yaşamamaları durumunda, kendilerini bekleyen kötü son konusunda insanlara uyarılarda bulunurlar.


"İş(in) hükme bağlanıp biteceği, hasret gününe karşı onları uyar; onlar bir gaflet içindedirler ve onlar inanmıyorlar." (Meryem Suresi, 39)


Vicdanlı insanlar yaşanan zulüm ve adaletsizliklerin yerine iyiliği, güzelliği ve hakkı hakim kılmak için cesurca mücadele ederler. İman edenlerin bu sorumluluğunu Allah, Kuran'da "fitne kalmayıncaya ve dinin hepsi Allah'ın oluncaya kadar onlarla savaşın…" (Enfal Suresi, 39) ifadesiyle haber verir.


Bu buyruğa uyan samimi müminler yaşamları boyunca dinsizliğe, dinsizliğin beslendiği görüşlere karşı fikir mücadelesi verir, ecirlerini ve Rabb’leri katındaki derecelerini artırırlar.


Mü'minlerden, özür olmaksızın oturanlar ile, Allah yolunda mallarıyla ve canlarıyla cihad edenler eşit değildir. Allah, mallarıyla ve canlarıyla cihad edenleri oturanlara göre derece olarak üstün kılmıştır. Tümüne güzelliği (cenneti) va'detmiştir; ancak Allah, cihad edenleri oturanlara göre büyük bir ecirle üstün kılmıştır. (Nisa Suresi, 95)

13 Mart 2010 Cumartesi

Şeytan Yanıbaşınızda!



İçinizde bir sıkıntı hissediyorsanız –ki bu Allah’ın ilhamı olan vicdan yoluyla yapılan rahmani uyarıdır-ya da vicdanınız rahatsızsa kendinize şu soruları sorabilirsiniz:

Şu an içinizden geçen düşünceler Kur’an' uygun mu?

Allah'ı anma konusunda gevşeklik gösteriyor musunuz?

Allah'ın sınırlarını korumaya, buyruklarını yerine getirmeye özen göstermiyor musunuz?

Planlarınız Allah'ın hoşnutluğu dışında farklı bir amaca mı yönelik?

Kendi çıkarlarınız diğer müminlerin çıkarlarından daha mı öncelikli?

Kendinize ya da bir başka mümine yönelik kuşkunuz/kötü zannınız mı var?

Özel olduğunuzu, yerinizin doldurulamayacağını mı düşünüyorsunuz?

Yaşadığınız olaylar karşısında haksızlığa uğradığını mı düşünüyorsunuz?

Yaptığı özverili davranışların insanlar tarafından bilinmesini, bundan söz edilmesini mi istiyorsunuz?

Sevdiğiniz bir şeyden özveride bulunmanız gerektiği halde, bahaneler mi üretiyorsunuz?

Dünya malına karşı hırsla bağlılık mı duyuyorsunuz?

Gelecek korkusu taşıyor musunuz?

Kur’an’la uyarılmaya karşı tahammülsüz müsünüz?

Allah'a, dine düşman birine karşı içinizde sevgi ve bağlılık mı duyuyorsunuz?

Kur’an okumak, dua etmek ya da salih amellerde bulunmak için vaktiniz olmadığı mazeretine mi sığınıyorsunuz?

Eğer hissettiğiniz sıkıntı buradakilere benzer bir durumdan kaynaklanıyorsa, apaçık düşmanınız şeytan yanı başınızda demektir. Tüm bu düşünceler de size değil, şeytana aittir; onun sizi saptırmak amacıyla kalbinize fısıldadığı sözleridir. Çözüm ise Allah’a sığınmaktır…